Tragedyanın Başkapitali Arabia Felix, Nâm-ı Diğer Yemen

Antik Yunan ve Romalı coğrafyacılar, Arabia Felix yani mesut Arabistan olarak adlandırdıkları Yemen’in bugün içerisinde bulunduğu hazin durumu eminim ki görmek istemeyeceklerdir. Ne yazık ki, Yemen; 2015’ten bu yana çocuk, yaşlı tanınmaksızın binlerce sivilin hayatını kaybettiği, milyonlarca insanı ölümle burun buruna bırakan kolera ve kıtlığa sebep olan ve hala çözülememiş büyük bir iç savaşın pençesinde.  Yaklaşık iki bin yıl önce ulaştığı doruk noktasının epey uzağında konumlanan Yemen halkı ise Suudi Arabistan, İran, Birleşik Krallık ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi birçok gücün rekabet alanında yaşamaya devam ediyor. Yazımızda Yemen’in bu noktaya gelişini ve iç savaşı irdeleyerek Yemen’i bekleyen geleceği öngörmeye çalışacağız.

İlk Çağ’dan Osmanlı’ya Yemen

Ülkenin adının Arapların efsanevi kahramanlarından Yemen bin Kahtan’dan geldiği iddialarının yanı sıra Kabe’nin sağ tarafında kaldığı için sağ anlamına gelen Yemin’den türediği en çok kabul gören iddiadır. Bu coğrafyanın ilk hakiminin ise Main Krallığı olduğu kabul edilmektedir. Kataban, Hadramut, Sebe ve Himyeri gibi devletlerce paylaşılan Yemen toprakları, Roma Krallığı’nın MS 70’te Kenan bölgesini hakimiyeti altına alması ile Yahudi göçlerine maruz kalmıştır. Sonrasında Bizanslı misyonerler aracılığıyla da Hristiyanlık ile tanışan Yemenliler, bu iki dinin ve atalarından gelen putperestlik inancının mensupları arasındaki çatışmalarla uzun dönem sürecek zor bir dönemin içerisine girmiştir. Bu dönem zarfında Yahudiliği benimseyen Himyeriler ile Bizans destekli Habeşilerin karşı karşıya gelmesi ve beraberinde Habeşi ardından da Sasani egemenliğini görülmüştür. Günümüzde Babülmendep(Cennet’in Kapısı) olarak adlandırılan Yemen ve Cibuti arasında kalan boğazın önemi daha o zamanlar kavranmıştır ve Kızıldeniz’in anahtarı konumundaki bu ülke istikrarın arayışlarının söz konusu olduğu bir ülke haline gelmiştir. Kabile çatışmaları, veba, dini ve etnik ayrılıkların odağındaki bu ülkenin bir nebze olsun rahata kavuşması ise İslam Devleti’nin kimliksel ayrılıkları bir kenara iten yapısıyla mümkün olmuştur.

Abbasilerin iktidarının gün be gün etkinliğini kaybetmesiyle San’a, Aden, Necran başta olmak üzere emirlikler sıfatı ile bölünmesi, ardından da Fatımiler, Eyyubiler ve Memlüklüler gibi devletlerin bölgeyi domine etmesi gibi hadiselerin gerçekleştiği Yemen havzasının büyük bir kısmı, 1517’de Osmanlılar tarafından ele geçirildi. Bu fetihten sonra bölgenin daha istikrarlı bir yapıya ulaştığını ve İslam Devleti dönemindeki huzuru bulduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, yeni problem Coğrafi Keşifler’i ile ünlenmiş ve rotasını Hindistan’a çevirmiş Portekiz’in etkili donanmasıydı. Portekiz, Kızıldeniz’in kadim kentlerinden San’a ve Aden’i Hindistan güzergahını işler kılabilmek için topraklarına katma çabası gösteriyordu. Bundan dolayı Yemen, Osmanlı’nın yürütebildiği imar çalışmalarına rağmen yeniden Sasani-Bizans mücadelesi gibi bir rekabete tanık oldu. Bu çatışma ortamında birçok kez Yemenli ümera sınıfına mensup kişiler ayaklandı ve Osmanlı tarafından bastırıldı. Yıkılışa kadar devam eden Osmanlı hakimiyeti 1.Dünya Savaşı ile son buldu.

Yemen Krizi’ne Nasıl Ulaşıldı ?

Aden şehrinin 1839 yılında İngiliz kuvvetlerince işgale uğraması ile birlikte Yemen’in günümüzdeki konjonktürünün hazırlandığını söylemek mümkün. Bu tarihten sonra Britanya kuvvetleri 1967 yılına değin Yemen güneyindeki fiili etkinliğini korumayı başardılar. Britanya, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Aden’in yanı sıra Hadramut, el Mahra gibi güney vilayetlerini topraklarına katarken San’a, Ta’iz, el-Hudeyde gibi kentler ve çevreleri ise Zeydi İmam Yahya’nın önderliğinde bağımsızlığını ilan ederek Kuzey Yemen adını aldı. Şii mezhebine mensup olan İmam Yahya 1911 yılında bir isyan kalkışmasında bulunmuştu ve şüphesiz bu isyanın ardında Osmanlı’nın 2. Mahmut tarafından başlatılan merkezileşme çabalarının Yemen’de de vuku bulması gerçeği yatıyordu. Öte yandan ithal milliyetçiliğin kavurduğu Arap Yarımadası ve çevresini de unutmamak büyük önem taşıyor. Çünkü, bahsi edilen isyan Şerif Hüseyin’in 1916 yılında başlatacağı Halep ve Aden merkezli Büyük Arap Ayaklanması (1*) için bir Prometheus misali teşkil etmektedir. Tevfik Fikret’in deyimiyle Promete, tanrılardan ateşi alıp halka verirken İmam Yahya da Arap kavimlerinin bağımsızlık ateşini körükledi ve deyim yerindeyse ateşi Türk yöneticilerden alıp öz Yemenlilere teslim etme amacı taşıdı. Zeydiler bu isyanda başarısız olsa da nihayetinde Osmanlı’nın yıkılışıyla arzularına kavuşmuş oldular.

Yemen bundan böyle biri güneyde Britanya kolonisi biri Kuzey Yemen olmak üzere iki kısımdan müteşekkildi. Kuzey Yemen bağımsızlığından itibaren kaynaklarını topyekün gelişmek ve ülke çıkarlarını gerçekleştirmek için kullanırken Britanya yönetimindeki bölge yalnızca Aden’i imar edebildi ve iki taraf arasındaki sosyo-ekonomik gelişmişlik farkı günden güne azaldı. İkinci dünya savaşının sonrasında da kolonilerin birer birer bağımsızlığını ilan edişinden Güney Yemen de 1967’de nasiplendi. Bağımsızlık yolunda ve devamında dış politikada Batı’dan yeterli destek alınamayınca Sovyet Rusya ve Çin’in Batı’ya nazaran epeyce kıt kaynaklarından destek görmeye çalışan Güney Yemen’in mevzubahis geri kalmışlığı geri dönülemeyecek bir hal aldı. Ülke ekonomisinin dış pazara olan gönülsüz kapalılığının yanı sıra Kuzey Yemen ile giriştiği hakimiyet mücadelesi özellikle Güney’in tutarsızca gerilemesine sebep oldu. Çünkü bu esnada Kuzey Yemen, Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkelerince hakim güç olarak benimsenmiş, büyük güçlerce tanınmış, nispeten finansal sorunları az olan ve de nüfus bakımından ezici üstünlüğe sahip bir ülkeydi. 1990’da Sovyetler’in desteği ile iki bölge arasındaki problemlerden sıyrılmak için Kuzey Yemen’in isteğiyle birleştiklerinde Kuzey Yemen’in nüfusu 7.1 milyon iken, Güney Yemen’in 2.5 milyon seviyelerindedir. (2*)

Birleşme Yemen’deki Kuzey ve Güney kutuplarının halk algısında yok olmasını sağlamaya yetmedi. Yalnızca dört yıl sonra Güney’de ayrılma girişimi söz konusu oldu ve bütünleşme aşamasını tamamlayamamış tarafların orduları eski sınırlarına çekildiler. Ancak takip eden yılda birleşik Yemen’in kurucu devlet başkanı Abdullah Salih’in yönetimindeki Kuzey Yemen’in orduları Aden’i ele geçirdi ve iç savaş sona erdi. Ülke 2000’li yıllarda daha önce geçirdiği iç savaşlar ve isyanlardan kurtulamasa da Salih, 2012’ye kadar devlet idaresini elinde tutmayı başardı. Aslına bakılırsa bu isyanlar bugün başkent San’a ve çevresini kontrol eden Zeydi Husi aşiretince başlatıldı. 2004’te liderleri Hüseyin el Husi’nin Yemen ordusu tarafından öldürülmesinin sonrasındaki sene alevlenen kalkışmada 600’den fazla insan yaşamını yitirdi. (3*) Bu isyan 2007’de Husilerin yeni lideri Abdülmelik el Husi’nin ateşkes önerisini kabul etmesiyle sona erdi, peki ya Husiler günümüzdeki kontrol kabiliyetlerine nasıl eriştiler?

Zeydi Husilerin ülkenin, Kuzey Yemen, kurucu kadrolarının kendi taraflarından çıkmasını gerekçe gösterdiklerini ve İmam Yahya dönemindeki iktidar alanlarının milenyum sonrası zamana kadar büyük ölçüde daraldığını hazmedemeklerini söylemenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Ortadoğu coğrafyası çoğu zaman kabileler arası rekabetle yankılanmış ve iktidar heveslerinin kurbanı olmuştur. Örneğin; Şerif Hüseyin’in çabalarıyla Osmanlı etkisini üzerinden atmış Arap halkı, çok geçmeden Abdülaziz bin Suud’un İngiltere’ye Şerif Hüseyin’in aleyhine davranılması yönündeki ricasına tanık olmuştur. Çünkü Şerif Hüseyin’in Arapların öncüsü olduğunu kabul ettirmeye çalışması ve hilafet ilanı, Necid aşiretinin kazandığı gücü gölgeleme ihtimali doğurmuştur. Husiler için de aynı meselenin geçerli olduğu çok açıktır ve bu itibar ve iktidar savaşı ateşkesin ilanından bir sene sonra 2008’de yeniden patlak vermiştir. Tüm bu hususların yanı sıra Husilerin Şii oluşu ve iktidarın Sünni merkezli ilerlemesi, başlıca Güney Yemen civarlarında seçmen bulan El-Islah adlı Müslüman Kardeşler organizasyonunun Yemen ayağı olan partinin ülke içerisinde aktivitesini iyiden iyiye arttırmış olması da bir başka önemli sebeptir. El-Islah partisinin, diğer tüm ülkelerde bu tür fraksiyonlara karşı olan Suudiler tarafından da şaşırtıcı bir şekilde destek görmesi ve ülkenin Sünni-Vehhabi bir inanış eksenli ilerlemesi Husiler nezdinde büyük bir endişe yaratmış ve rahatsızlık uyandırmıştır.

Tekrar meydana gelen isyanda birçok karakol, elçilik binası, devlet binası ve yabancı işletmeler de hedef alındı ve ülke geri dönülmez bir yolun kapısını araladı. 2008 yılında gerçekleşen süreç, halkın reform talepleriyle şekillendi. Böylece isyanlar Husi eksenli olmanın dışına çıktı ve Arap Baharı’nın Yemen’deki ayak sesleri duyulmaya başlandı.

Ne yazık ki Yemen ordusu Husilerle çatışmanın yanı sıra bir yandan da terör örgütü El-Kaide ile uğraşmak zorunda kalıyordu. Ülkenin birçok yerinde Husi militanları silahlı eylemler düzenliyor, bu karışıklıktan fırsat bulan Güneyli ayrılıkçılar da Müslüman Kardeşler ekolü çerçevesinde bir devlet kurmanın yolunu arıyordu. Artık Yemen’i reformize etmekten çok daha önemli meseleler ülke gündemini yoruyor, bürokratlar ülkenin bölünmesini engellemeye çalışıyordu. Tüm bu zorluklara karşın 2010 yılında Yemen yönetimi ateşkeste mutabakata varıp bir nebze de olsa otoriteyi sağlayabildi. Nitekim, Arap Baharı’nın insanlar üzerindeki özgürleşme yönündeki hissiyatının etkileri bir sene sonra kendisini gösterdi ve olağanüstü hal ilan edildi. Bu olağanüstü hal kapsamında şiddetin uygulandığını gerekçe gösteren Körfez İşbirliği Konseyi’nin başbakan Salih’in görevden ayrılmasını talep etmesiyle direnmesine rağmen görevi seçimler ile Mansur Hadi’ye devreden Salih, Umman’a kaçmak zorunda kaldı. (4*)

Körfez ülkeleri başbakanın değiştirilmesi ile sorunun düzeleceğini düşünüyordu ve Yemen’in sorunlarının getireceği yıkımdan habersiz politikalar sergiliyordu. Elbette ki, problem yalnızca lider ile özetlenemezdi ki çok geçmeden ülke kendisini yeniden aynı kaosun içinde buldu. Öyle ki 2012 ve sonrası daha önceki zamanları aratır nitelikteydi. Hadi’nin görevi devralmasından sonra Başbakanlık Sarayı hedef alındı ve El-Kaide’nin amansız saldırılarıyla karşılaşıldı. Eylemlerin birinde milli bayram için hazırlanan askerlere bombalı saldırı düzenlendi ve 101 asker hayatını kaybetti. (5*) Sürekli devlet yetkililerine suikast düzenleniyor ve birçok masum insan yaşamını yitiriyordu. Günümüze gelene kadar Yemen aşağıda görmüş olduğunuz haritadaki gibi hazin bir parçalanmaya maruz kaldı.

Husiler ve İran

Krizin çalkaladığı, paramparça olma eşiğine gelmiş Yemen ne yazık ki bir kez daha büyük güçlerin piyonlarını oynattığı bir satranç tahtasına dönmüş halde. Bu kez şahların ikiden fazla olduğunu unutmamak lazım gelmektedir. İran, Suudi Arabistan, BAE ve ABD’nin etkili olduğu bölgede Suudiler Eritre ve Somali’den getirdiği askerlerle kendisine tehdit olarak addettiği Husilerle verdiği amansız mücadele devam ederken BAE donanması ve hava kuvvetleriyle Aden limanı çevresinde konuşlanmaktadır. Husilerin çarpışmalar neticesinde San’a, Ta’iz, Ibb gibi önemli şehirleri kısa sürede ele geçirmesinin ardından halen elinde tutmaktadır. Başkentini kaybetmiş Birleşmiş Milletlerce meşru Yemen Hükumeti ise Husileri desteklediği gerekçesiyle İran’ı hedef gösterirken gerek İran gerek Husi makamları bu açıklamaları yalanlamaktan geri durmamaktadır. Nitekim, uluslararası camianın İran haricinde ablukaya aldığı yeni Kuzey Yemen’in mühimmatından medya araçlarına erişimine, 90’lı yıllardan başlayan belgeli ilişkilerinden mali desteğe varana dek birçok alanda gözle görülür şekilde işbirliğinin olduğu açıktır.

1979 İran İslam Devrimi’nin ardından başlayan devrimin ihracı sürecinin bir parçası da nüfusun yüzde 30’undan fazlasının Şii olduğu Yemen’dir. Zeydi kolunun hegemonyasının varlığı Caferi İran için uygun görüldü ve fikri birliktelik yakalandıktan sonra Husiler finanse edildi ve bu grubun gençlerinin İran’da eğitim alması sağlandı. Caferi mezhebinin Yemen’de yayılması için propaganda çalışmalarında bulunuldu ve Humeyni lehine algı yaratıldı. 2004’teki isyanın başlaması ile mali destek hayli yüksek rakamlara ulaştı. (6*) Bu rakamları elde etmemiz pek mümkün olmasa da İran’ın bugünki isyanlarından da anlaşılacağı üzere İran’ın Filistin, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen gibi ülkelerdeki Şii fraksiyonlara verdiği destek; halkın vergilerinin gereksiz yerlere gittiğini düşünmesine ve İran ekonomisinin sarsılmasında büyük rol oynamasına sebep oldu. İran’ın bu desteklerinin arkasında yatan en büyük çıkar ise Suudi Arabistan ile arasındaki rekabette petrol ticaretini kontrol edebilmek ve Avrupa-Uzakdoğu güzergahında üs kazanmak suretiyle yeni bir koz elde etmektir. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon her ne kadar mücadelesine devam etse de 2019’da hatrı sayılır bir kayba uğradı. Bu kayıp Suudi Aramco şirketinin Abkayk ve Hureys petrol rafinerilerine 10 drone ile yapılan Husilerin üstlendiği saldırı sonucu petrol üretiminin yarı yarıya düşmesiydi. (7*) Bununla beraber Afrika’dan getirilen askerler ve deniz, hava kuvvetlerinin masrafları da eklenince İran güttüğü menfaatlerinde mühim bir başarı noktası yakalamış oldu.

İnsanlık Adına Utanç Vesilesi Olan Bir Dram

Aradığı askeri desteği geç dahi olsa Körfez ülkelerinden alan ve ülkenin güneyinde varlığını sürdüren meşru hükumetin çözülmesini beklediği asıl derdi ise ülke geneline yayılan kıtlık ve sağlık araçlarına erişememe sorunudur. Güney kısmındaki sorunlar her ne kadar çözüme yakın olsa da Husi hakimiyetindeki bölgeler için aynı durum geçerli değildir. Abluka neticesinde hiçbir gıda kaynağına erişemeyen insanlar 30 milyon civarı olduğu tahmin edilen Yemen nüfusunun 17 milyonundan fazlasını oluşturmakta, öyle ki malnütrisyon tehlikesi yaşayan çoğu çocuk ve gebe kadın olmak üzere 3.3 milyona yakın insan bulunmaktadır. Her 10 dakikada bir çocuğun öldüğü Yemen’de toplam ölü sayısının bilinmemesine rağmen 85.000’den fazla çocuğun hayatını kaybettiği düşünülmektedir. (8*) Son 100 yılın en büyük kıtlıklarından biriyle karşı karşıya kalan Yemenlilerin dünya ile aralarındaki tek bağlantıları limanlar ise Suudi Arabistan kuvvetlerince ağır bir ablukada olduğundan Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar uzun bir dönem yardım gönderememişlerdir. Öte yandan; sağlık ekipmanlarının yoksunluğu ve kıtlık büyük bir kolera salgınına sebep olmuş Suudi-BAE öncülüğündeki koalisyonun saldırıları ise bu salgının daha çok yayılmasını hızlandırmış ve krizin yıkıcı etkilerini arttırmıştır. Ayrıca yardımların büyük bir kısmının halka ulaştırılması da Husiler tarafından koalisyonun bu insani krizi yarattığını düşündürebilmek amacıyla engellenmiştir. Unutmamak gerekir ki acı bir dram da kıtlık ve kolera sorunundan başkaca, 30 bin çocuğun  Husilerce silahlandırılıp savaş alanlarına sürülmesidir ve ne yazık ki bu problemler günden güne büyümekte ve önüne geçilememektedir. (9*)

Çözüm Yakın Mı?

İnsanoğlu dünyanın Doğu Türkistan, Suriye, Irak, Afganistan gibi birçok yerindeki sessizlik tutumunu Yemen’de de sürdürmeyi başardığını belirtmekten tarif edilemez bir üzüntü duyuyorum. Kimi kuruluşlar yardım elini uzatmış olsa da sorunun giderilmesinin bu şekilde mümkün olmayacağı çok bariz. Yemen, binlerce yıldır farklı ülkelerin çarpışma noktası olmuş ve şu an da Suudi-İran hesaplaşmasının bir parçası olmuş halde. 2.Dünya Savaşı sonrası vücut bulan iki bloklu düzenin müsebbibi süper güçler bu iki ülke arasındaki yarışı alevlendirdiği müddetçe ne Yemen’de ne de başka bir Ortadoğu ülkesinde barış tesis edilemeyecektir. Umalım ki, halihazırda yürütülmeye çalışılan Husi- Hadi hükumeti anlaşması bir daha bu tür mezhepsel ve çıkar ilişkisel çıkmazlara sebep vermeyecek şekilde inşa edilir ve insanlar bu hazin trajedinin farkına varıp bu coğrafyayı yeniden Arabia Felix yapmanın yollarını arar.

Kaynakça:

1.https://tr.wikipedia.org/wiki/Arap_Ayaklanmas%C4%B1#:~:text=Arap%20Ayaklanmas%C4%B1%20(Arap%C3%A7a%3A%20%D8%A7%D9%84%D8%AB%D9%88%D8%B1%D8%A9%20%D8%A7%D9%84%D8%B9%D8%B1%D8%A8%D9%8A%D8%A9,H%C3%BCseyin%20bin%20Ali%20taraf%C4%B1ndan%20ba%C5%9Flat%C4%B1lm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.

2.https://islamansiklopedisi.org.tr/yemen

3.http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-yemenin-donum-noktalari

4.https://www.dw.com/tr/be%C5%9F-ba%C5%9Fl%C4%B1kta-yemen-sava%C5%9F%C4%B1/a-46160545

5.https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/509780

6. http://www.aljazeera.com.tr/gorus/husi-iran-iliskisi-mezhep-kilifli-cikar-ittifaki

7. https://web.archive.org/web/20190923082051/https://www.wsj.com/articles/aramcos-repairs-could-take-months-longer-than-company-anticipates-contractors-say-11569180194

8. https://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/yemen-war-saudi-arabia-children-deaths-famine-disease-latest-figures-a8057441.html

9. https://turkish.aawsat.com/home/article/2327501/yemen-husiler-30-bin-%C3%A7ocu%C4%9Fu-zorla-silah-alt%C4%B1nda-tutuyor

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu