Türkiye-İsrail İlişkileri | Dr. Remzi Çetin ile Röportaj

Uluslararası İlişkiler veya Siyaset Bilimi bölümlerinden birini okumaya karar verdiğim andan itibaren Türkiye-İsrail ilişkileri üzerine uzmanlaşmış olan Doktor Remzi Çetin’i takip ediyorum ve geçen gün kendisiyle röportaj yapma fırsatını elde ettim. Kendisi genç ve başarılı bir akademisyendir ve Türkiye’de, İsrail konusunda uzmanlaşmış sayılı insanlardan birisidir. Kendisi Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olduktan sonra yüksek lisansını Cumhuriyet Tarihi üzerine tamamladı. Doktorasına, uluslararası ilişkiler bölümünde başlayan Çetin, 2010’da İsrail’deki Hayfa Üniversitesi’nde İbranice dil eğitimi aldı ve sonraki yıllarda, YÖK’ün gözetiminde, 2015 yılında, Süleyman Demirel Bursunu kazanarak Tel Aviv Üniversitesi’nde, doktora araştırmalarına başladı. Bugüne dek, İsrail’de 3 kez bulundu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Doktora Programında: “İsrail Sol Siyasal Partileri ve Arap-İsrail Barış Süreci: ‘Peres-Rabin-Barak’ Dönemlerinin Karşılaştırmalı Analizi” başlığındaki tezini verdi. Akademik çalışmalarında; İsrail siyaseti, İsrail’in uluslararası ilişkileri ve İsrail dış politika tarihine odaklandı. İsrail çalışmalarının dışında, akademik ilgi alanları; uluslararası hukuk, AB hukuku ve Türk dış politikası da olan Çetin, aralarında; Dokuz Eylül, Marmara ve Bülent Ecevit Üniversitelerinin bulunduğu Yükseköğretim Kurumlarında dersler verdi. Bu röportajı yaptığım için kendimi şanslı sayıyor ve Remzi Bey’e buradan tekrardan teşekkür etmek istiyorum.

SORU:Neden Türkiye-İsrail ilişkileri üzerine çalışmaya karar verdiniz? Bu iki devlet arasındaki ilişkilere olan merakınız nereden geliyor?

Dr. Remzi Çetin: Yüksek lisans tezimi yazarken II. Dünya Savaşı sırasında dışişleri bakanlığı görevini yürütmüş olan Numan Menemencioğlu’nun dışişleri bakanlığı dönemimi çalıştım, 1942-44 yılları arasını. O sırada Türk diplomatlarının, Avrupa’daki Nazi zulmünden kaçan Yahudileri nasıl Türkiye’ye ulaştırdıklarını görünce Yahudi tarihine olan ilgim arttı ve sonra doktoramda mutlaka İsrail siyasetini çalışmam gerektiğini fark ettim. Hatta acaba Ermenice öğrenip Ermenistan mı çalışsam, Boşnakça öğrenip Bosna mı çalışsam, Urduca öğrenip Pakistan mı çalışayım diye kendime sordum. Ardından Türkiye-İsrail ilişkilerinin baya inişli çıkışlı olduğunu gözlemledim ve İsrail’de karar kıldım. İyi ki de bu konuyu seçmişim. 2010 yılında MEB’dan burs kazanarak İsrail’e gittim, İbranice öğrendim. Tamamıyla yüksek lisans tezi araştırmalarım sayesinde İsrail Türkiye ilişkilerini çalışmaya karar verdim.

SORU: Az önce belirttiğiniz gibi, Türkiye-İsrail ilişkileri inişli çıkışlı ilerliyor. Genel bir soru sormak istiyorum, İsrail ile olan ilişkilerimizin bozulmasının nedenlerinden biri de İsrail’in Filistin’e karşı düzenlediği saldırılarıdır. Mesela Mescid-i Aksa neredeyse İsrail askerleri tarafından her yıl baskına uğrar. Namaz kılan insanlar tutuklanır. Bu saldırılardan en büyüğü olarak da İsrail’in geçmiş yıllarda Gazze’ye karşı düzenlemiş olduğu hava saldırıları örnek verilebilir. Sizin bu konu hakkındaki yorumunuz nedir? Bu saldırıların ve anlaşmazlığın nedeni nedir?

Fotoğraf: Anadolu Ajansı, kaynak

Dr. Remzi Çetin: Ortadoğu’da hiçbir şey tek nedenli değildir. Sorduğunuz soru o kadar geniş kapsamlı ki bir konferans konusu olabilir. Geçmişten bugune İsrail Gazze’ye yönelik gerçekten orantısız güç kullanıyor. Birçok masum insan özellikle çocuklar, bebekler hayatını kaybediyor. Çok acı bir durum. Bu durumun pek çok nedeni var elbette. Gazze’yi yöneten Hamas’ın İsrail’in varlığını tanımaması fakat Batı Şeria’daki El Fetih yönetiminin İsrail’in varlığını tanıması ve İsrail ile ilişkilerinin olması, Filistin Davası olarak nitelendirilen bu olgunun parçalanması da bu nedenlerden biri. Tabi her Ramazan ayı biliyorsunuz bölgede gerilim yükseliyor. Bu Ramazan ayında da böyle oldu. Tabi Türkiye geçmişteki tepkilerine nazaran daha tamkinli yaklaştı bu olaya. Son dönemlerde bu olayın tek taraflı olmadığı, İsrailde’ki yahudi fanatikçilerin Mescid-i Aksa’nın statükosunu değiştirmeye ya da delmeye yönelik hareketleri Türkiye’nin hep dikkattindedir. Ama bir taraftan da Hamas’ın İran ile olan ilişkisi Türkiye’yi rahatsız ediyor tıpkı İsrail’i rahatsız ettiği gibi. Ve artık sürekli perde önünde geçmişteki söylemleri devam ettirmenin Filistin sorununa çözüm getirmeyeceğini de Türkiye gördü. Çünkü olay tek taraflı bir durumdan ibaret değil.

SORU: İnişli çıkışlı geçen dönemlerden birisi de ”One Minute” olayıydı ve dünya gündemine oturmuştu. Uluslararası ilişkiler uzmanı olarak da siz pek çok kez şunu dile getiriyorsunuz devletler arasında bir dostluk yoktur sadece çıkarlar vardır. Duygularımızla değil mantığımızla hareket etmemiz gerekir. Siz ”One Minute!” çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

(ANADOLU AJANSI – YASIN ARAS) (ARSIV) (20091218) kaynak

Dr. Remzi Çetin: Tabi o olayın yaşandığı gün de söylemiştim bunu sizin dediğiniz gibi olaya temkinli yaklaşalım dedim. Fakat çiçeği burnunda yüksek lisans öğrencisi olduğum için dikkate alınmadım. Çünkü o günlerde henüz bir İsrail uzmanı değildim, bir doktora bitirmemiştim. Bir kişinin bir alanda uzman olarak nitelendirilebilmesi için o alanda doktorasının bulunmasını önemli buluyorum. Bu bahsettiğiniz 2009 döneminde ben yüksek lisans tezimi yazıyordum. Mavi Marmara olayı da dahil Davos’ta Başbakan Erdoğan ve İsrailli Cumhurbaşkanı Peres’in karşılıklı söz düellosunda da o günlerde Türk televizyonlarında objektif bir değerlendirme yapıldığına inanmıyorum. Temkinlilik yoktu tabi. Her siyasi dönem kendi konjöktürünü yarattığı için sanırım o dönemde de öyle bir rüzgar vardı. Bundan dolayı bizim gibilerin sesi çok duyulmuyordu fakat 10 yıl sonra şunu gayet iyi anladık: 2009’daki Davos Krizi yani One Minute çıkışı ve 2010’daki Mavi Marmara olayından sonra bölgede uzun yıllar devam eden Türkiye-İsrail stratejik ittifakı çöktü. Bu çöküş sonrası oluşan boşluğu İran ve Rusya doldurdu. Şu an biz farkındaysanız Suriye’nin kuzeyinde bununla uğraşıyoruz.

SORU: Peki, özellikle son bir yılda Türkiye-İsrail ilişkileri farklı bir yola girdi. Özellikle Türk tarafının isteğiyle ve İsrail’de yeni seçilen cumhurbaşkanının ve hükümetin de olumlu yaklaşımıyla ilişkilerin düzeltilmesi çalışılıyor. Fakat iki taraf da temkinli yaklaşıyor. Sizce bu iki devlet arasındaki ilişkileri iyileştirme çabası samimi mi?

resmin kaynağı

Dr. Remzi Çetin: Uluslararsı ilişkilerde samimiyet aramayacağız. Uluslararası ilişkilerde dostluk düşmanlık romantizm olmaz mesela Türk tarafı bunu çok yapıyor, Türk kamuoyu Filistin’e çok dramatik yaklaşıyor. Uluslararası ilişkilerde duyguya yer yoktur. Uluslararası ilişkilerde isterseniz Kamboçya ile ilişkiniz olsun, Kamboçya ile aramızda bir duygusal bağ aramayacağız, çıkar arayacağız. Bu iyileştirme çabasının çok başka olduğuna inanıyorum. Bu çabanın birçok nedeni var ve en önemli nedenlerinden biri de Körfez’den yükselen yeni bir Ortadoğu’dur. Bu ifademi iki yıldır her fırsatta söyledim. İki yıldır İbrahim Anlaşmalarından önce de bunu paylaşıyordum. 2009’da İbrahim Anlaşmaları imzalanmadan önce Netenyahu Dönemi’nden itibaren Körfez’den yükselen yeni bir Ortadoğu var, Türkiye bu Ortadoğu’ya daha fazla kayıtsız kalamaz, İsrail’in bile Körfez ülkeleriyle olan ilişkileri iyiye gidiyor diyordum. O yüzden Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerin daha iyi olacağına inanıyorum. İlişkilerin daha iyi olması için bazı koşullar var: 1-) Karşılıklı büyükelçilikler atanmalı. 2-) Başbakan, Dışişleri Bakanı ve heyeti Türkiye’ye gelmeli ve 3-)Sayın Erdoğan’ın da diplomatik teammül gereği İsrail’e bir ziyaret yapmalı. Keza kendisi 2005’te İsrail’i ziyaret etmişti. Benim ilişkilerin gelişeceğine dair bir ümidim var eğer bu tempoda giderse. Fakat vurgulamamız lazım, bu ilişkiler böyle gitse de Türkiye-İsrail ilişkilerinin geliştirilmesi için çaba gösterilen bu yol güllük gülistanlık değil. Tahriklerle ve tuzaklarla dolu bir yol olacaktır. Bunu unutmayalım. Hamas ve İsrail tarafına özellikle dikkat etmek gerekiyor.

SORU: Bu son zamanlardaki iyileşmenin en önemli nedenlerinden birisi de enerji olduğunu pek çok uzman vurguluyor, bunu siz de vurguluyorsunuz. Aslında son yıllara baktığımızda yakın coğrafyamızdaki pek çok ülkeler ile aramızdaki diplomatik gerilim arttı. BAE, Körfez ülkeleri, İsrail, Ermenistan, Yunanistan gibi ve yanlızlaşmaya doğru gidiyorduk fakat yaklaşık bir yıl önce bu durumumuzu düzeltmek için harekete geçtik. Bu çerçeveden baktığımızda, İsrail’in Türkiye’den çıkarı nedir? İsrail’in Türkiye’den sadece enerji alanında mı çıkarı var?

Dr. Remzi Çetin: Empati yapalım, uzun yıllardır Arap düşmanı olarak tanımlandığınız ülkelerle çevrilisiniz. Bu ülkelerle, sadece Mısır onunla da 1979’da barış sağladınız, 1994’te İran ile barış sağladınız, sınırlarınızda Lübnan var, Suriye ve Irak var, bu tür ülkelerle tam olarak bir barış sağlamamışsınız. Bu durumda, Türkiye, Akdeniz’e sahil şeridi en uzun olan, demokratik ve laik teammülleri oturan ve Arap olmayan bir ülke olduğu için İsrail kendini Türkiye’ye daha yakın görecektir. İsrail’in Türkiye’yi bu kadar çok önemsemesi, sadece bu yıla özel olan bir tavır değil. İsrail kurulduğundan beri Türkiye’yi çok önemseyen bir ülke. İsrail, Türkiye tarafından bir an önce tanınmak isteyen bir ülkeydi. Dikkat ederseniz İsrail Mayıs 1948’de kuruldu, Türkiye Mart 1949’da yani 8-9 ay sonra İsrail’i tanıdı. İsrail 48-49 Savaşından sonra Türkiye’nin kendini tanımasından gerçekten memnun oldu, öyle ki İsrail, Washington, Paris ve Londra’dan sonra 4. büyükelçiliğini Ankara’da açtı. O kadar Türkiye’yi önemsemiştir. Ve İsraille olan ilişkilerimiz hiçbir zaman Türkiye ile İsrail’i birbirinden uzaklaştırmıyor. Tam tersine bu iki devlet birbirinden uzaklaşmak istedikçe bir zaman sonra yine birbirlerine dönüyorlar. Çünkü Ortadoğu’da devlet diyebileceğimiz çok az sayıda devlet var. Mısır, Türkiye, İran, İsrail. İsrail’in bu coğrafyada kendisini yakın bulabileceği başka bir devlet yok.

SORU: Filistin Davasını konu edinen bazı gelişmeler tekrardan meydana gelse, özellikle geçmişte yaşanan olaylara benzer olaylar yaşansa, Türkiye-İsrail ilişkileri tekrardan bozulur mu?

Dr. Remzi Çetin: Şunu söyleyelim, İsrail de Türkiye de geçmişteki hatlarını tekrarlamamalı. Bakınız İsrail, Türkiye olan ilişkileri çöktüğünde ne yaptı? Kendine alternatif yaratmaya başladı. GKRY ve Yunanistan’ı örnek verebiliriz. Bu alternatif çabası işe yaramadı. Türkiyesiz yapmaya çalıştıkları projeleri çöktü. Çünkü Türkiyesiz olmaz. Siz Akdeniz’deki sahil şeridi en uzun olan ülkeyi dışlayamazsınız. NATO’nun en büyük 2. askeri gcünü nereye kadar dışlayacaksınız? Türkiye’nin boşluğunu Azerbaycan ile doldurmaya çalıştı İsrail, o da olmadı. Keza Türkiye-Azerbaycan ilişkileri çok derin biliyorsunuz. O da olmadı. Türkiye de başka alternatifler kurmaya çalıştı. Rusya ve İran’a yaklaştı fakat olmadı çünkü ne yaparsanız yapın her iki ülkenin aynı anda bulunmadığı bir denklemin bu bölgede uzun süre devam etmesi mümkün değil. Ayrıca Türkiye geçmişten de ders almalı çünkü İsrail ile olan ilişkisini sadece Filistin Davası zeminine oturtamaz. Bu mümkün değil çünkü artık öyle bir Ortadoğu yok. Karşımızda o zamanki İsrail de yok. Bu gerçeği kabullenmemiz gerekiyor. Sadece Filistin sorununa indirgenmiş bir İsrail-Türkiye ilişkileri olamaz. Dikkat ederseniz Körfez ülkelerinin de öyle bir sorunu yok. Hepsi sıraya girdiler İsrail ile barış yapmak için. Kimsenin Filistin sorunundan bahsettiği yok. Yanlış anlaşılma olmasın, Filistin sorununu unutalım demiyorum. Türkiye’nin elbette Filistin hassasiyeti insanidir, siyasidir ve tarihsel bağları vardır ama sadece Filistin sorununa indirgenmiş bir İsrail-Türkiye ilişkisinin uzun vadede devam etmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarı her şeyden önce gelir.

SORU: Trump ve Biden’ın Ortadoğu ve İsrail politikalarını değerlendirdiğinizde hangi politikanın daha iyi olduğunu ve hangi politikanın Türkiye’nin lehine olduğunu söyleyebiliriz?

resmin kaynağı

Dr. Remzi Çetin: Çok ilginç bir şekilde, Trump tabiki. Çok çılgın ve agresif bir lider. Hiç kendinden beklenilmeyen ilerlemeler sağladı. İbrahim Anlaşmaları onun sayesinde yapıldı. Körfez ile İsrail’i birleştirmedi sadece, bölgedeki emirlikleri de kendi merkezine almasının ya da İran’a karşı olmasının dışında, efendim işte siz aklınızı kullanırsanız müreffeh bir devlet olabilirsiniz mesajını da verdi Trump. Biden ise kısmen Trrump Döneminin politikalarını devam ettiriyor. Ben de Biden’ı ”Geçiş Dönemi” başkanı olarak tanımlıyorum. Biden’dan tabi çok büyük reformlar bekleyemeyiz. Dikkat ederseniz, Obama’dan o kadar çok şey beklendi ki ve o bile bir yere kadar gidemedi ve İsrail’e 1967 ateşkes sınırlarına dön çağrısı dışında eylemsel bir durum söz konusu olmadı. Obama döneminde bile. Fkat Trump uluslararası ilişkilerde sonsuz düşmanlıklar veya dostluklar olmadığını, dha önce uygulanan stratejiler eğer sonuç vermiyorsa farklı stratejiler uygulanmalı prensibini benimsedi. Ne demek bu, illa İsrail, Suriye-Irak-Lübnan vb. yakın komşularıyla hemen barış yapsın, bu barışın sağlanmasını bekleyelim, Arap-İsrail barış sürecini ilerletelimi değil Körfez’de olayı halletti. Körfez ile İsrail’in ilişkilerini barıştırdı. Bahreyn, BAE, Körfez Ortadoğusundan tu Fas’a Sudan’a kadar İsrail’in diplomatik ilişkileri var artık. Suudi Arabistan ile bile bu yıl bitmeden ilan edilecek. Bu noktada kendisinin hakkını yemeyelim, çılgın, agresif ve tartışılır bir lider olan Trump sayesinde tüm bunlar oldu.

SORU: Biden seçildikten sonra bizim dış politikamızda gözle görülen bir değişim meydana geldi. Aramızın pek de iyi olmadığı yakın coğrafyamızdaki Ermenistan, İsrail, BAE, Körfez ülkeleri, Mısır gibi ülkelerle olan ilişkilerimizi düzeltmeye başladık. Bunun nedeni olarak aslında Biden’ın mevcut Türk hükümetine karşı olan tutumundan kaynaklandı diyebilir miyiz ve Biden yerine Trump 2020 Amerikan başkanlık seçimini kazansaydı, Ortadoğu nasıl şekillenirdi?

resmin kaynağı

Dr. Remzi Çetin: Çok farklı olurdu. İsrail, Arabistan ile daha erken normalleşmeye gidebilirdi. Bu knu hakkında daha keskin bir politika uygulanabilirdi. Ancak şunu unutmayalım, Rusya Türkiye’yi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Dediğiniz gibi Ermenistan, İsrail gibi devletlerle olan ilişkimizi düzeltmeye çalışmamız ve Körfez bölgesine açılmamızın en temel nedenlerinden biri Putin’in Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratmasından dolayıdır.

SORU: Rusya, Türkiye’yi hangi konuda hayal kırıklığına uğrattı?

Dr. Remzi Çetin: Bölgedeki PKK,YPG ve PYD ile olan ilişkileri zaten biliniyor, her konuda hiçbir ülke dört dörtlük geçinemez ama Ukrayna İşgali, Türkiye için bardağı taşıran son damla oldu. Yani düşünün kuzey sınırınızda uluslararası hukuku hiçe sayarak Ukrayna’yı işgal ediyorsunuz, Türkiye için tehlikenin çanları çaldı. Bu işgali Kırım işgali ile karıştırmayalım. Koskoca Ukrayna’yı yutmak istedi Putin. Dikkat ederseniz Türkiye hiçbir zaman şu üslubu kullanmadı, sosyal medyadakilerin kullandıkları gibi, ”Efendim Ukrayna kaşındı, Rusya saldırdı.” hayır böyle değil! Bu küçük mahalle kırathanesi muhabbeti bahanesidir. Türkiye bu konuyu çok ciddiye aldı, Montrö gibi pek çok konuya sıkıca sarıldı, bu işgale çok temkinli yaklaştı ve İsrail ile ve Körfez ülkeleri ile ilişkilerinin bir an önce geliştirilmesi gerektiğinin farkına vardı. Rus gazının alternatifi olarak İsrail gazının da Türkiye’ye ulaştırılabileceğini ve enerji politikalarının da geliştirilebileceğini fark etti Türkiye. Ukrayna işgaline kadar Rusya bazı noktalarda Türkiye’yi rahatsız eden tutumlarda da bulunmuştur.

SORU: İsrail gazı hakkında konuşmak istiyorum biraz. Alon Liel, kendisi bildiğiniz gibi Türkiye-İsrail ilişkilerinde önemli bir bilgi birikimine sahip. Nevşin Mengü’nün kendisiyle yaptığı son röportajında1 Türkiye ile İsrail ilişkilerinin gelişim aşaması hakkında fikirleri soruluyor ve kendisi de diyor ki bu iyileşmenin temel noktası doğalgaz yani enerji hatta Erdoğan bu konuyu var olan sorunların en tepesine koydu diyor ve ekliyor, biz sadece enerji konusuna dayanarak ilişkilerimizi ilerletemeyiz. İsrail gazının Türkiye’ye getirilmesi kısa vadede olabilecek bir şey değil. Bu konuda aynı zamanda Mısır’a da bağlıyız diyor. Çünkü İsrail gazı şu anda Mısır’a gidiyor ve Mısır’da sıvılaştırılarak dünya pazarına sürülüyor. Bu açıdan bakacak olursak, şu an daha çok enerji temelinde ilişkilerimizi geliştirmeye çalışıyoruz, fakat Alon Liel’in yaptığı açıklamaya göre bu pek mümkün gözükmüyor. Ek olarak yine aynı röportajda İsrail’deki önemli makamların danışmanlarından biri de İsrail gazının Türkiye üzerinden değil de İtalya üzerinden Avrupa’ya gönderilmesinin daha mantıklı olduğunu savunuyor. Aslında önceki sorumda kullandığım samimi ifadesinden kastım buydu, Türkiye-İsrail ilişkilerinin iyileştirme çabası gerçekten realist ve yapıcı mı? Ayakları yere sağlam basan bir çaba mı gösteriyor her iki devlet?

Dr. Remzi Çetin: Aslında bana akşam güzel bir tweet atmaya yorum bıraktın, Türkiye-İsrail ilişkileri sadece enerji alanında çıkar sağlayacak bir ilişkiye indirgenemez. Alon Liel’e de gayet katılıyorum, bu konuda kendisini gayet iyi yetiştirmiş bir insan, Türkiye-İsrail ilişkilerine de çok hakimdir kendisi. Türkiye-İsrail ilişkileri sadece enerjiye indirgenecek bir ilişki değil. Enerjiden önce istihbarat, askeri, ekonomik, ticari vs birçok alan var. Karmaşık ve karşılıklı olan bir bağımlılık var. Akşam aynen bu tweeti atacağım, güzel bir tespit oldu teşekkür ederim sana da. Sayın Cumhurbaşkanımız da İsrail gazının Türkiye’ye gelişine inanıyor zaten. Miliyet Gazetesine birkaç hafta önce röportaj verdi, o röportaj önemlidir. Külliye’de bir dosya var ve hazır, İsrail gazı Türkiye’ye nasıl ulaşır? Türkiye bu konuda kilit nokta oynuyor çünkü İsrail bu gazın Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşınamayacağını gördü ve Türkiye de aynı şekilde Rus gazına alternatif olarak İsrail gazını kullanma fırssatını fark etti. Bu kısa vadede olmayacak belki 2-3 veya 4 yılda olacak ama bu proje Cumhurbaşkanımıza göre mutlaka gerçekleşecek bir projedir.

SORU: Mısır, Tükiye-İsrail ilişkilerinde bir engel olabilir mi?

Dr. Remzi Çetin: Asla, tam tersi Mısır ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. İsraille ilişkilerimizi geliştirmeden önce nasıl Körfez ile ilişkilerimizi geliştirdiysek, burda da önce İsrail ile ilişkilerimizi geliştirip sonra Mısır ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Olması gerekiyor.

SORU: Fakat İsrail ile olan ilişkilerimiz söz konusu olduğu zaman başka ülkelerin de önemli bir unsur olduğunu görüyoruz.

Dr. Remzi Çetin: O ülkelerden biri Suriye, Irak, İran olabilir ama Mısır olamaz.

SORU: Neden peki?

Dr. Remzi Çetin: Çünkü bizim tarihi diplomatik dirsek temasımız var Mısır ile. Öcalan krizinden tut da bölgedeki pek çok bölgesel krizde Mısır hep Türkiye’in yanında olmuştur. Hüsnü Mübarek dönemi de dahildir. Mısır’dan bir Türkiye karşıtlığı bekleyemeyiz. Mısır, İsrail ile Türkiye yakınlaşmasından memnun olur çünkü Türkiye İsrail ile yanaştıkça Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e olan desteği de azalacaktır.

SORU: Bazı uzmanlara göre Türkiye, İsrail ile olan ilişkilerini daha çok Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerini geliştirmek için kullanıyor. Hatta İsrail Cumhurbaşkanının Türkiye’yi ziyaret etmesinden hemen sonra Biden, Cumhurbaşkanımız ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Sorum şu: Amerikasız bir Türkiye-İsrail ilişkisi düşünülebilir mi?

resmin kaynağı

Dr. Remzi Çetin: Olur, neden olmasın? Zamanında çok oldu. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Amerikasız bir Türkiye-İsrail ilişkileri oldu. Türkiye-Amerika ilişkilerinin köprüleri atılmıştı ama Türkiye-İsrail ilişkileri baya gelişti, Yahudi Lobisi Türkiye’ye sahip çıktı. 1979’da Yahudi Lobisinin Amerikan Senatosundaki faaliyetleri ile Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu ortadan kaldırıldı. Bunu unutmayalım. Ne İsrail-Amerikan ilişkileri güllük gülistanlık ne de Türkiye-Amerikan ilişkileri.

SORU: İstihbarat servislerinin Türkiye-İsrail ilişkilerindeki rolü nedir?

Dr. Remzi Çetin: Hiçbir zaman, ilişkilerin en berbat olduğu dönemde bile ilişkilerimiz kopmamıştır. Bu durumu 1958’de imzanalan Çevresel Pakt’a da bağlıyorum. 1958’de Türkiye-İsrail-Etiyopya-İran arasında imzalanan pakt sayesinde Türkiye-İsrail arasında derin ve örtülü ilişkiler istihbarat sayesinde gelişmiştir. İsrail-Türkiye arasındaki ilişkilerin durumu ne olursa olsun MİT ve MOSSAD arasındaki ilişki her zaman sıkı bir şekilde devam etmiştir.

SORU: Son sorum, uluslararası ilişkilerde duygusallığa yer yok demiştiniz fakat Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişki biraz farklı gibi. İki ülke de birbirini kardeş ülke olarak görüyor. Sizce ilerleyen dönemde gerekli şartlar oluşursa bu iki ülke arasındaki ilişkiler bozulabilir mi?

Dr. Remzi Çetin: Bu ifadenizi Pakistan için söylemiş olsaydınız olabilirdi derdim. Fakat Azerbaycan bildiğiniz gibi Türkiye-İsrail yakınlaşmasının mimarlarından biridir. Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişki et ve tırnak gibidir pek çok kişi için. Bu işin duygusal tarafı. Mesela hep diyoruz, devletlerin dostlukları-düşmanlıkları yoktur çıkarlar vardır diye, Azerbaycan-Türkiye arasındaki ilişki o kadar özel bir ilişki ki Türkiye’nin olmadığı yerde Azerbaycan, Azerbaycan’ın olmadığı yerde Türkiye var ve bu iki devlet birbirlerinin haklarını her zaman savunuyorlar. Orası bizim ikinci bir vilayetimiz gibi. Azerbancanlı kardeşlerimiz de bizi böyle görüyor zaten. Türk-İsrail yakınlaşmasında ve pek çok yerde Türkiye’nin çıkarlarını en yüksek sesle dile getiren Azerbaycan’dır. Çünkü Türkiye de onların devletleri, öyle görüyorlar. Keza biz de öyle görüyoruz. Bu nevi şahsına münhasır bir ilişkidir.

Röportajda dikkatimi çeken ve vurgulamak istediğim noktaları italik bir şekilde işaretledim. Gelecek yazımda tekrardan görüşürüz!

Takip etmek isterseniz Dr. Remzi Çetin’in youtube ve twitter hesapları:

https://youtube.com/c/RemzziCetin

https://twitter.com/remzzicetin?t=Eb1WoWm_B3FU5rIF5CM6cQ&s=09

1-) Bahsi geçen röportaj:

Leave a Reply