La Belle Epoque: İç ısıtan bir Fransız filmi

Bu zor günlerde içinizi ısıtacak, battaniyenizi ve kahvenizi alarak izleyeceğiniz tatlı bir film arıyorsanız La Belle Epoque tam size göre.

La Belle Epoque, Nicolas Bedos’un hem yazıp hem yönettiği 2019 romantik komedi filmidir. Teknolojinin gelişmesiyle değişen yeni dünyaya ayak uyduramayan -ya da uydurmak istemeyen- Victor (Daniel Auteuil), altmışlı yaşlarında mutsuz bir adamdır. 40 yıldır devam eden evliliği kırılma noktasında, eşi Marianne (Fanny Ardant) ile aralarındaki bağ gitgide kopmaktadır. Victor’un geçmişte hayatını kurtardığı Antoine (Guillaume Canet) insanların istedikleri zaman dilimini tekrar bir film seti gibi canlandıran ve tam anlamıyla olmasa da zaman makinesi görevi yapan bir girişimci şirketin sahibidir. Antoine, bir akşam Victor’a geçmişte istediği bir anı yaşaması için teklif sunar ve Victor bunu kabul eder. Victor’un dönmek istediği zaman ise hayatının aşkı Marianne ile tanıştığı 16 Mayıs 1974 günüdür.

Şirket Victor’un yaşadığı o önemli günü tıpatıp aynısı olarak canlandırır ve Victor aslında o dönemi, o dönemdeki kendini ve Marianne’yi ne kadar özlediğini fark eder. Bu yüzden ertesi gün de gelerek bir döngüyü başlatır. Victor gençliğine dönerken kaybettiği gençlik enerjisini yeniden bulur. Sevdiği kadının ilk halini tekrar görmek belki de neden ona aşık olduğunu bulmak için girdiği bu yolda sevdiği kadının replikası, sevdiği kadının giydiği kıyafetlerini ve onun repliklerini söyleyen kadına aşık olduğunu zanneder. Ama ben burada rolünü oynayan kadına aşık olduğunu düşünmedim. Victor’un sadece o zamanı, o zamandaki hislerini ve gençliğini özlediğini fark ettim. “İnsanları değil, anıları özleriz.” dedirtti.

“Hangi anı tekrar yaşamayı isterdin?” sorusuna benim de çok cevabım var ama zaman geçtikçe anlayabiliyorum ki hiç kimse aynı kalmaz, biz de kalmayız. Bizi büyüten deneyimlerimizdir. O ilk andaki biz, şu anki biz olamaz, onun yerine tekrar geçemeyiz. Her şey bir illüzyondan ibaret ama gerçeklerle uyum içinde yaşayamazsak yaşamış sayılmayız.

Filmin sonu her şeyi çözüyor aslında. Marianne ve Victor’un en sonunda yaşadığı yüzleşmede ne Marianne ne Victor aynı kişiydi, ama o büyülü ilk andaydılar; bu neşeliydi ama tam değildi. Ne Victor ne de Marianne o ana aitti. Bir şeyler kırılmış, bir şeyler düzelmiş ve kötü ya da iyi olması fark etmeksizin bazı yollar yürünmüştü. Set aynı olabilir, olaylar aynı olabilir ama gözdeki o ışık olmazsa hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Bu yüzden atkı bırakıldı, sigara söndürüldü, hesap istendi ve film bitti.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu