8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun, tabii bu ne kadar mümkünse! Bu yazının asıl konusu Türkiye’de kadının konumu değil, fakat yeri gelmişken bahsetmemek de olmaz. Geçtiğimiz iki hafta içinde iki defa başkanı değişen Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı “İstatistiklerle Kadın” haber bülteni, her ne kadar büyük bir özenle suya sabuna dokunmayacak şekilde hazırlanmış olsa da Türkiye’de kadının yeri hakkında pek çok çarpıcı gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye’de kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısından daha az, evli çiftlerin %40,4’ünde erkeğin eğitim seviyesi daha yüksek, kadın milletvekili oranı yalnızca %17,3, kadın büyükelçi oranı %25, kadınların %27,3’ü yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissediyor… TÜİK, haber bülteninde yer vermeye değer bulmamış fakat Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre 2020’de 408 kadın öldürüldü. 2021’in geride bıraktığımız iki ayında ise 67 kadın… İçinde yaşadığımız ataerkil düzenin kadınları sistematik olarak yok saymaya ve yok etmeye programlandığı ne yazık ki su götürmez bir gerçek.

Türkiye gerçekleri zihnimizin bir kenarında dursun, biz şimdi biraz da iktisatçıların dünyasına odaklanalım. İktisat biliminde kadın nerede? Çalışmalarını uzun zamandır hayranlıkla takip ettiğim, Maryland Üniversitesi’nden Profesör Şebnem Kalemli-Özcan, 5 Mart Cuma akşamı tam da bu konuda bir seminer vermek üzere üniversitemize (Zoom üzerinden) konuk oldu. Ben de bu yazıda Profesör Kalemli-Özcan’ın konuşmasından satır başlarını aktarmak istedim. Ön yargıların, basmakalıp cinsiyet rollerinin eğitim düzeyinin en yüksek olduğu yerde, akademide bile bu kadar belirgin olabileceğinin farkında değildim.

American Economic Association’ın (AEA) ABD’de akademik camiadan 9000 katılımcıyla gerçekleştirdiği bir anketin sonuçları, meslekteki kadın-erkek eşitsizliğini gözler önüne seriyor. Bu sonuçlar sadece ABD’yi kapsasa da diğer ülkelerde de çok daha olumlu bir çerçeve görmek ne yazık ki mümkün değil. Avrupa ABD’den biraz daha iyi bir görünüm sağlıyor olsa da yine de ideal denebilecek seviyenin çok altında. Bu çalışmanın oldukça çarpıcı sonuçları ise aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  • Doktora seviyesinde eğitim veren üniversitelerin iktisat öğretim kadrolarının yalnızca %24,9’u kadın.
  • İktisat alanında doktora programlarına devam edenlerin yalnızca %35,3’ü kadın.
  • Doktor öğretim üyesi (assistant professor) seviyesinde yer alan hocaların %31’i kadın.
  • Tüm lisans programları dikkate alındığında kadınların oranı %55 iken, iktisatta bu oran %34,1.
  • İktisat alanında değer gördüğünü hisseden kadınların oranı %25. Erkeklerde bu oran %47.
  • Yaptıkları işlerin yeterince ciddiye alınmadığını, meslektaşlarına kıyasla daha az önemsendiğini düşünen kadınların oranı %69, erkeklerin ise %43.
  • Cinsiyeti üzerinden ayrımcılığa veya haksız muameleye uğradığını düşünen kadınların oranı %48. Erkeklerin %3!
  • Kadınların %22’si medeni durumu veya ailevi sorumlulukları sebebiyle ayrımcılığa uğramış.
  • Kadın iktisatçıların %48’i ait oldukları kurumlarda olası taciz, dışlanma, ayrımcılık ve saygısız davranıştan kaçındığı için soru sormaktan, fikir beyan etmekten kaçınmış. Bir seminer veya konferans esnasında aynı çekinceyi yaşamış kadınların oranı %46. Yine meslekteki kadınların %43’ü benzer sebeplerle sosyal etkinliklerden uzak durmayı tercih etmiş.
  • İş ararken ayrımcılığa uğrayan kadınların oranı %35.

İşin ilginç tarafı ise, beyaz erkekler ve azınlık gruplara mensup erkekler neredeyse eşit olarak lisans programlarında yer alıyor. Kısaca – en azından lisans seviyesinde – bir etnik köken eşitsizliğinden çok, ciddi bir cinsiyet eşitsizliği göze çarpıyor. 2018 itibarıyla iktisat doktorasını tamamlayanların %32’si, doktor öğretim üyelerinin %28’i, doçentlerin %26’sı, ve profesörlerin %14’ü kadın. Üstelik bu oranlar geçtiğimiz yıllarda ciddi bir iyileşme de gösterememiş. 2006’dan beri ise bu oranlar neredeyse hiç değişmemiş. Aynı süreçte fizik, matematik gibi pozitif bilimlerde görülen iyileşmeye karşın iktisat yerinde saymış. Tüm bu istatistikler, söz konusu azınlık gruplara ait kadınlar olduğunda tahmin edilebileceği gibi daha da vahim bir hal alıyor. Doktora ve sonrasında yer alan siyahi ve Latin kökenli kadınların sayısı o kadar az ki bundan anlamlı bir istatistiki veri elde etmek bile mümkün olamıyor.

İktisadın farklı alt kollarındaki dağılım da ilginç bir tablo çiziyor. National Bureau of Economic Research’e (NBER) 2016-2018 yılları arasında finans, makro iktisat ve uluslararası iktisat alanlarında sunulan makalelerin %20’sinden azı bir kadın tarafından kaleme alınırken mikro iktisat alanında bu oran yaklaşık %30’lara kadar yükseliyor. Kısaca kadınların işgücü, eğitim gibi konularda yoğunlaşabilecekleri mikro iktisada daha çok yöneldikleri göze çarpıyor. Bunun belki de en temel sebebi makro ve finans alanlarındaki heves kırıcı erkek egemen atmosfer.

American Economic Review (AER), Quarterly Journal of Economics (QJE), Journal of Political Economy (JPE) ve Econometrica iktisat alanın en iyi dergileri olarak öne çıkıyor ve bu mecralarda yayın yapmak akademisyenler için son derece önemli. Fakat bu dergilerde 2015’te yayımlanan makalelerin %6’sı yalnızca kadınlar tarafından yazılmış. Bu oranın 1987’de %1 olduğu düşünülürse aradan geçen otuz yılda önemli bir ilerleme kaydedildiğini söylemek de mümkün değil. QJE’de 2015-2017 yılları arasında yalnızca kadın araştırmacılar tarafından kaleme alınan tek bir makale bile yayımlanmamış. Buna karşılık, yapılan bir araştırmaya göre, kadınlar tarafından yazılan makaleler erkekler tarafından yazılan makalelere kıyasla %25 daha fazla alıntılanıyor. Bu da gösteriyor ki kadınlar erkeklerden çok daha yüksek standartlara tabi tutularak değerlendiriliyor. Daha düşük kalitede bir işle, erkek araştırmacılardan oluşan bir ekibin bu “en iyi” dergilerde yer alma olasılığı daha yüksek.

Seminerlerde kadınlara ortalama 3,5 soru daha fazla yöneltiliyor ve bunlar çoğunlukla bir erkek tarafından soruluyor. Bu soruların da çoğu tepeden bakan ve düşmanca bir tonlamayla yönlendiriliyor.

Şu ana kadar seksen altı kişiye Nobel Ekonomi Ödülü verilmiş ve bunların yalnızca ikisi kadın: Elinor Ostrom (2009) ve Esther Duflo (2019).  

Tüm bunlardan çıkarılabilecek tek bir sonuç var, o da iktisat alanında da cinsiyet eşitsizliğinin çok derinlere işlemiş bir sorun olduğu! Bunu iyileştirmek ise bu bilimin bir parçası olan herkesin ortak sorumluluğunda. AEA bu konuyu ciddiye alıyor ve cinsiyet eşitliğini sağlamaya, bilimdeki çeşitliliği artırmaya yönelik politikalar izliyor. Örnek uygulamaları konu alan, https://www.aeaweb.org/resources/best-practices/brochure adresinden ulaşılabilecek el kitapçığı bu politikalardan yalnızca bir tanesi. Bize düşense bu kitapçıkta yazan her şey en iyi şekliyle uygulanana kadar mücadele etmek, daha eşitlikçi bir iktisat bilimi ve dünya umuduyla!

Kaynakça

Şebnem Kalemli-Özcan, “Women in Economics” seminer notları. (5 Mart 2021, Cuma)

https://www.aeaweb.org/about-aea/committees/cswep

https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2020-37221&dil=1

https://review.chicagobooth.edu/economics/2019/article/climate-discrimination-economics

Leave a Reply

1 comment