Ankara’da Bir Leh Rüzgarı: 1. Polonya Film Festivali

Film festivallerine her zaman çok ilgi duymuş ve elinden geldiğince de birçoğuna katılmaya çabalamış biri olarak son zamanlarda en keyifle katıldığım etkinlik geçtiğimiz hafta düzenlenen “1. Polonya Film Festivali” oldu. İlk kez bu sene Ankara’da düzenlenen festival Polonya Büyük Elçiliği katkılarıyla Kızılay Büyülü Fener Sinemasında gerçekleşti. İlk gün yalnızca davetiyeyle katılımcı kabul eden festivalin diğer üç gününün tamamen ücretsiz film gösterimlerinden oluşması ise Başkentliler için ayrıca teşvik edici bir detaydı. Filmler hem İngilizce hem Türkçe alt yazıyla gösterilmesi ise yabancı katılımcılar için oldukça teşvik ediciydi. Dört gün boyunca pek çok filme ev sahipliği yapan festival, açılışını Janusz Kondratiuk‘un, kendi hayatından esinlenerek çektiği son filmi Kedi ile Köpek Gibi (A cat with a dog)” ile yaptı. 19-24 Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleşen festivalin yalnızca iki gününe katılabilmiş olsam da yine de bu iki günün hem benim adıma hem de diğer katılımcılar adına oldukça çok verimli geçtiğini düşünüyorum. Avrupa sinemasına oldukça ilgili olmama rağmen festivale katılıncaya dek hiç Polonya yapımı bir film izlememiştim. Festival süresince tanıştığım diğer katılımcılardan da aynı cümleleri duyunca bu tarz festivallerin ne kadar anlam ve önem arz ettiğini bir kez daha görmüş oldum.

Katıldığım ilk gün Polonya Silezya Üniversitesi Radyo-Televizyon Fakültesinde sinema eğitimine devam eden üniversite öğrencilerinin senaristliğini, yönetmenliğini ve prodüktörlüğünü üstlendiği kısa metraj film gösterimleri gerçekleşti. Profesyonel olmayan yönetmen adaylarına böyle bir şans tanınması gerçekten çok takdir edilesi. Umarız ki ülkemizde de benzer girişimlere tanık oluruz.

İkinci gün ise 2018 Aralık ayında seyirciyle buluşan ve Oscar ödüllü yönetmen Pawel Pawlikowski’e Cannes Film Festivalinde En İyi Yönetmen Ödülü kazandıran “Soğuk Savaş (Cold War)” filmini izleme fırsatı buldum ve film son zamanlarda dram türünde izlediğim en başarılı film oldu diyebilirim. 28 yıllık sinema kariyerinde yalnızca beş film yapan yönetmenin üretken bir yönetmen olduğunu pek söyleyemesek de atmosfer yaratmada ve oyuncu yönetmedeki başarısı tartışılmaz olduğunu düşünüyorum.

Filmde imkânsız aşkın kahramanlarını canlandıran Joanna Kulig ile Tomasz Kot bu yıl Cannes Film Festival’inde En İyi Oyuncu ödüllerinin favori adayları arasındalardı ancak Cate Blanchett başkanlığındaki jüri, filmi yönetmeni Pawel Pawlikowski üzerinden ödüllendirmeyi tercih etmişti.

İda filminde, ailesini savaşta kaybetmiş genç rahibe adayına Yahudi asıllı olduğunu söyleyen yargıç rolünde izlediğimiz Agata Kulesza ve Tomasz Kot -bence- filmimizin baş rolüne oldukça yakışmışlardı. Filmde, Komünist Partisine sıkı sıkıya bağlı müzikolog İrena’yı canlandıran deneyimli aktris Kulesza, ayrıca hem yazar, hem de Polonya Film Akademisinin prestijli bir üyesi.

Soğuk Savaş en başta izleyiciye yalnızca sıradan bir otuz yıllık bir aşk hikayesini resmediyor gibi görünse de filmin ayrıca politik bir duruşu da bulunmakta.Yansıttığı dönemin yaşantısına ve tarzına uygun olacak şekilde siyah beyaz kurgulanmış olan film, genel olarak birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip bir kadın ve bir erkek arasındaki tutkulu ama imkansız bir aşkın hikayesini anlatıyor diyebiliriz. Zamanda sıçrayarak ilerleyen hikâyesi, melankolik havası, sade, siyah-beyaz görüntüleriyle birbirinden vazgeçmeyen iki müzisyen arasındaki tutkulu aşkı perdeye aktaran filmin en güçlü yönlerinden biri de caz, şansonlar ve folk ezgilerini de içeren müzikleri. Bu coşkulu müzikler, gösterişli dans sahneleri, 50’li yılların Paris’inin caz ve rock’n roll çılgınlığı eşliğinde anlatılan aşk buluşmalarında ayrıca döneme ait bir politik duruş da bulunmakta.  50’li yılların Polonya, Berlin, Yugoslavya ve Paris’in in soğuk savaş atmosferini oldukça güzel betimleyen film; politik atmosfer ve kaderin cilveleriyle savrulan bir kadın ve erkeğin, imkânsız zamanlarda geçen imkânsız aşkını oldukça sade ve naif bir üslupla anlatıyor.  Bu film için bir lehçe bir halk şarkısından ilham alan yönetmen, kahramanlarını kavuşamayan aşıklar arka planında ülkeler ve kültürler arasında dolaştırıyor. Burada esas olan, savaştan yeni çıkmış olan Polonya’nın değişim rüzgarlarıyla çalkalandığı bir dönemde bir yanda arka planda devam eden soğuk savaşın toplum üzerindeki etkisi ve bu etkinin iki aşık üzerinden anlatılıyor olması. ”İki kalp, dört göz gece gündüz ağlıyordu.” dizesiyle başlayan filme oldukça romantik bir atmosfer hakim.

Merak edenler için sizi Soğuk Savaş’ın fragmanı ve filmde en sevdiğim sahne ile baş başa bırakıyorum.

Umarız ki başkentte bu tarz festival etkinlikler düzenlenmeye devam eder. Sanatla kalın!

 

 

Kaynak:

Kapak fotoğrafı: https://www.imdb.com/title/tt6543652/

Cold War

Soğuk Savaş

 

 

 

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu