Kadın, Sinema ve Birtakım Şeyler

Gel,

Yaklaş,

Biraz daha,

Biraz daha gelmen gerekli

Ya da dur bekle, kal orada. Uzaktan da görebilirsin. Eğer görmek istersen tabii.

Neyi mi göreceksin?

Kadının yerini. Kadının sesini. Kadının etkisini.

Nasıl? İnsanı insana insanca anlatarak…

 

Herkesin hayat yönetimi, hayata bakışı farklıdır ya hani. Alice Guy Blanché da kendini sinemada bulan bir kadın. Sinema tarihine ilk kadın yönetmen olarak izini bırakıp terk etti buraları.

Fransa’da doğmasına rağmen kendini Amerika’da buldu.

Uzun yaşadı, kısa filmler çekti. Filmlerini biraz daha uzatayım dedi, La Esmeralda ile dakikaları dakikalara ekledi. O dakikalar, dünyada ilklere öncü oldu.

Fotoğrafları siyah-beyaz, filmleri renkliydi. Renklendirme tekniğini kullandı, renkleri insanlara kattı. Kendi özelliğine, özel teknikler ekledi.

Seslerini ekranda duyuramayan karakterleri senkronize ses kaydı tekniği ile buluşturdu. Ses verdi, ses kaydetti. İnsanların sesi oldu.

İş arkadaşlarının arasındaki rekabete yenik düştü. Başarılarını kendi başarısı olarak gösterenler oldu. Birçoğu erkekti. Birçoğunun varlığı fark ediliyordu. Birçoğunun ismi hatırlanıyordu.

Unutulurum sandı.

Ama sonra ne oldu biliyor musunuz?

Zaman gerçeği ortaya çıkararak bu kadını ödüllendirdi. Anıları Autobiographie d’une pionnière du cinema (The Memoires of Alice Guy Blaché) adlı eserle yayınlandı.

Sene 1976’ydı kitap yayınlandığında. Rocky, prömierini yapıyor, Sylvester Stallone Rocky Balboa ile efsanelerin arasına giriyordu.

Sene 1968’ydı hayata veda ettiğinde. 2001: Space Odyssey Kubrick ile kült olmanın inceliklerini kanıtlıyordu tüm dünyaya. Neden, neyden bu evren? Neden bu gök, bu yıldızlar, bu galaksiler, gezegenler. Neden ben, neden sen, neden biz sorgula!

 

Sene 2002’ydi Salma Hayek Frida’ya, Nicole Kidman Virgina Woolf’a can verdiğinde. Acının hallerini kendi bakışlarından yansıtan kadınları sinemada gördüğümüzde…  Yaşamlarını kendileri seçmemişti ama en azından daha fazla yaşamamayı kendileri seçebilmişti.

Sene 2002’ydi Fadime Şahindal babası tarafından vurulduğunda. Sözde namus cinayetine kurban gittiğinde, vatanından uzakta… Kendisi seçmemişti.

Sene 2009’du Münevver Karabulut’un bedeni çöp konteynırında bulunduğunda. Katil zanlısının sevgilisi olduğu kanıtlandığında “kızlarına sahip çıksalarmış” dedi birileri. Kendisi seçmemişti.

Sene 2015’ti Özgecan Aslan cinsel saldırı sonrası yakılarak öldürüldüğünde. “Gece vakti ne işi varmış dışarda tek başına”… Kendisi seçmemişti.

Sene 2017’ydi Habibe Karadavut evine giderken eşi tarafından bıçaklandığında.  Boşanmak üzere olduğu eşiymiş dediler. Kendisi seçmemişti.

Sene 2018’di Şule Çet binadan aşağı atıldığında. Katil zanlıları aksini iddia ederken… Kendisi seçmemişti.

Ve sene 2019. Bir can, çocuğunun gözü önünde yitip gitti. “Bana hakaret etti, sinirlendim öldürdüm” dedi eski kocası.

Kendisi seçmemişti.

Ve o senelerde Türkiye’de birçok kadın film çekti. Birden fazla yerli film uluslararası festivallerde yansıtıldı, ödüller aldı. Kadın üretti, kadın hayat verdi.

Şimdi,

Gel,

Yaklaş,

Biraz daha,

Biraz daha gelmen gerekli

Ya da dur bekle, kal orada. Uzaktan da görebilirsin. Eğer görmek istersen tabii.

Neyi mi göreceksin?

Onu kendin seçeceksin.

 

Kaynakça: 

Alice Guy Blaché

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu