Dillirga ile farkına varmak: 3 imge, 1 türkü

İnsanın kendini keşfedebilmesinin ilginç bir dengesi olduğuna inanmışımdır hep. İlginç dengeden kastım aynı anda hem kendimizle olmak hem de kendimizden uzak kalmak anlamına geliyor. Yani, tutkularımızı bilip onu farklı heyecanlarla genişletebilmek becerisinden bahsediyorum. Bana kalırsa, insana ve insanın ürünlerine keşif bilinciyle bakan herkesin ücralarda kalmış meraklarını somutlaştırması mümkün. Bu bilinçte olduğum bir seyahatte ben de kendimdeki birçok ücrayla tanıştım. Bu ücralardan belki de en çok sevdiğim, bir türkünün getirdiği ilhamlar oldu: Dillirga

Folklör denildiğinde derinlemesine araştırma yapmak gerektiği fikrindeyim. Neyin, nereden, nasıl geldiğini anlamak emek ister. Aksi takdirde bilgiler ile mitlerin karışması oldukça muhtemeldir. Kaynakları ince eleyip sık dokumak gerekir. Öyle ki, söz konusu türkünün coğrafyası Kıbrıs ise daha da temkinli olmak gerekmektedir. Zira, coğrafi konumu nedeniyle Kıbrıs’tan gelip geçen çok sayıda medeniyet vardır. Haliyle kültür mozaiği bir coğrafyanın türküsünü anlatmak ayrı bir disiplindir. Bu sebeple ben, alışılagelmiş bir türkü incelemesi yapma niyetinde değilim. Türkülerin tarihsel gelişiminin başlı başına ciddi bir araştırma alanı gerektirdiğinin farkında olarak, Dillirga türküsünün gündelik hayatta neler çağrıştırabileceğine değineceğim. Yani türkünün bendeki ilhamlarına ve rastlantılarına yer vermek istiyorum.

Çağrışımlar aracılığıyla insan zihnindeki karışık imgeleri birleştirip, hatırlayabilir. Dillirga buna olanak veren eserlerden. Bu noktada, Ayna’nın belki de hepimizin hayatına bir şekilde eşlik etmiş olan bu duygusal şarkısının melodisini bir daha gözden geçirelim. “Dereden tepeden gel” sözlerinden itibaren bir aşinalık fark edeceğiz: Dillirga arketipi ! Ne dersiniz, Akdeniz’in yıllardır listelerde yer alan romantik bir şarkı olmasında esasında içinde barındırdığı bu kültürel öğenin etkisi var mıdır ? Beynimiz biz farkında olmadan böyle bir yönelim göstermiş olabilir mi ?

 

 

Türkünün beyin ile olan ilişkisinden devam edecek olursak değinmem gereken küçük bir bilgi var: Islık çalarken insanlar beyinlerinin hem sağ hem de sol loblarını eşit derecede kulla­nıyorlar. Haliyle, bilim insanlarına göre ıslık büsbütün bir beceri anlamına geliyor. (Islık Dili / Whistled Language (2017) (UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi) Bu yüzden ıslık yaratcılığı ifade etme noktasında sandığımızdan daha çok önem arz etmekte. Efkan Şeşen’in yorumuyla dinlediğimiz Dillirga bu bilimsel gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda daha da güzel bir hal alıyor. Şarkının naifliğine, zeka da ekleniyor. Türküyü farklı bir bilinçle algılamamıza olanak sağlıyor.

Klasikleşmiş yapıtları ele aldığımızda ise türkünün Fiddler on the Roof ile olan ilişkisine değinmek gerekecektir. Müzikal film sevenlerinin vazgeçilmezler listesinde olan bir filmden bahsediyorum. Tiyatrolarda sahnelenen eşsiz eserin sinema uyarlaması olan ve dilimize Damdaki Kemancı olarak çevrilen filmin müziklerini ele alalım. Filmin adı anılınca genellikle, “If i a were a rich man” şarkısı hatırlanır. Sevgili okurlar, bu bağlamda dikkatinizi Wedding Procession parçasına yöneltmenizi tavsiye ederim. Zira Dillirga hatırlamaları ve keşifleri birbirini izleyecektir. Dillirga’nın evrenselleşmiş hikayelerde yer alması, kültürünün sınır tanımadığının farklı bir göstergesi.

Yazımın başında bahsetmiş olduğum ilginç dengeyi ben Dillirga ile deneyimledim. Yani aynı anda hem içerde hem dışarıda olmayı bu güzel türkünün ilhamlarıyla yaşadığımı söyleyebilirim. Hatırlamayı deneyimleyerek, sebepleri keşfettim. Sevgili GazeteBilkent okurları, sizlere de hem tüm yüreğinizle dışarda olduğunuz hem de en çok kendinizi dinlediğiniz anların hayatınıza hep eşlik etmesi diliyorum. Nice ücralara !

 

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu