Hadisat hükmünü yürütürken arkasından sürükleniyoruz. Kontrol altına alınamayan, metamorfozlaşan, sürekli farklı kılıklarda karşımıza çıkan terör kıskacı içerisine çekiliyor Türkiye. Böyle bir ülkeyi yönetebilmek ip üzerindeki yürümeye çalışan cambaz kadar metanet, dinginlik ve dikkat gerektiriyor. Ulusal güvenliğe tehdit addedilen gruplara karşı mücadele bir devlet geleneği, tarihsel birikim, siyasi tutarlılık içerisinde yürütülemez ise siyasetçilerimiz ellerinde yönetilemez bir ülke bulabilirler. Nitekim terör grupları eylemlerinde hedef aldıkları devleti kışkırtmayı amaç edinirler; her yönden kışkırtılmaya çalışılan bir devletin idareci kadrosu için itidal en öncelikli tavır olmalıdır. İntihar bombacıları ve suikastçılardan müteşekkil bir orduya sahip olan terör gruplarına karşı mücadeleyi teröre karşı savaş olarak isimlendirmek topla sinek avlamaya eş değerdir. İstenildiği kadar arkalarında bir istihbarat teşkilatının veya bir ülkenin varlığı aransın, eylemleri yapan insanlar dünyaya farklı gezegenden gelen mahluklar değil; bu ülkenin insanları olduğu gerçeği yaralayıcı da olsa hatırdan çıkarılmamalıdır.

buyukelci-rusSükse yapmış aksiyon filmlerinde karşılaşılamayacak bir suikastle öldürüldü Rusya’nın Ankara büyükelçisi. Bir devleti temsilen en üst makamın bir kültür etkinliğinde vurulması şüphesiz iki ülke ilişkilerini hedef almış utanç verici bir hadisedir. Terör son günlerde mütemadiyen kılık değiştiriyor. Unutulmamalıdır ki gittikçe yoğunlaşan saldırılar sonucunda savunma ve diplomasi dengesinin ortadan kaybolması ihtimali bütün bu saldırılarının hedefe ulaşmaya başladığının belirtisi olacaktır. Cumhuriyet tarihimizin provokasyonlara karşı en savunmasız döneminde olduğumuz gerçeği dikkate alınarak her adımda ihtiyat benimsenmeli, asla rüzgarın estiği yönde savrulmamalı, kısa ve uzun dönemli mücadeleyi planlı şekilde yürütme kararlılığı sürdürülmelidir.

Bu anlamda yukarıda ifade edilen esasların şiar edinilmesi gerekilen bir döneme giriyor Türk dış politikası. Eğer bu saldırı, Rus jetinin düşürülmesinden önce gerçekleştirilen bir saldırı olsaydı Moskova tarafından açık bir casus belli olarak algılanabilir, Türkiye ağır yaptırımlarla karşılaşabilirdi. Ancak geçtiğimiz bir buçuk senede Ankara’nın ilişkilerin normalleşmesi üzerine gösterdiği kararlı tavırlar neticesinde böyle bir saldırının gerçekleşiyor oluşu Rusya tarafından en kötü niyetle bir ihmal olduğu şeklinde algılanacaktır. Halihazırda Putin ve Erdoğan’ın ortak açıklamaları böyle bir ihtimali de ortadan kaldırıyor.

Benim endişelerim ise bu görüşün tam aksi istikametinde yer alıyor. Türkiye-Rusya ilişkilerini hedef alan bu saldırı bir bumerang işlevi görmesi suretiyle Türkiye’nin çok keskin hatlarla dış politikada bir eksen değişikliğiyle sonuçlanabilmesi ihtimali kaygı vericidir. Moskova’daki üçlü görüşmenin hemen arefesinde Ankara’yı böylesine büyük bir mahcubiyet altına sokacak bir suikast, kısa ve uzun dönemli hedeflerini anlaşılır kılmaktan uzak dış politikamızın yeni bir savruluşuyla ve geri dönülmez bir yörüngeye girmemizle sonuçlanabilecektir. Bu saldırı yalnızca Türkiye’nin Suriye politikalarındaki esnekliği azaltmayla kalmayacak, Avrupa Birliği ve NATO’dan hızla uzaklaştığımız bir dönemde Rusya himayesindeki bir koalisyonun içinde yer almak, radikal şekilde bir söylem değişikliğiyle neticelenebilecektir. Bu minvalde her ne kadar altı yıllık Suriye politikamız hatalarla dolu olsa da, anlık bir kararla Suriye’de işlenenen cinayetlere senelerdir ortak olan, demokratik özgürlüklerin esamesinin okunmadığı Rusya ve İran bloğunun içerisine girme ihtimali karşısında dikkatli olmak elzemdir.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu