“Belki de biraz geç rastladım sana, ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza?” 

Haklı mı sahi Cemal Süreya? Hadi ben kendisini pek bir severim o yüzden tarafsız olamıyorum, ama ben olamıyorsam madem siz olun, siz sorun. Suçu kendimizde mi aramalı aslında? Bu sonu gelmeyen yaşama telaşımızdan/çabamızdan acaba biz mi kaçırıyoruz güzel detayları, yeni dünyaları?Kaçırmamak gerek, bir yerlerden yakalamak, şu garip telaşın içinde bir “soluklanmak” gerek bence. Hadi ben oldum olası telaşlıyım, soluklanamıyorum ama siz olun, siz soluklanın bu yazıyla. Haklı mı sahi İrem Tekinel?

Elimde geç rastladığım* çok farklı, çok cesur ve dopdolu, “yeni” sayılabilecek bir derginin iki sayısı var şimdi. Biri Ekim diğeri ise geride bıraktığımız Nisan ayına ait. İlk sayısını Ekim ayında çıkarmış bu taptaze dergiye biraz geç rastladığım için bu yazı bir nevi gecikmiş bir hoşgeldin yazısı olacak galiba. E o zaman Hoşgeldin Pul Biber!

“Merhaba, kadınlar, çocuklar, hayvanlar ve ağaçlar için hayat çok zor, biz bunu kolaylaştırmaya geldik!”

İlk sayısı ile okurlarına böyle merhaba diyor Pul Biber. Okuduğum en güzel girişlerden biri herhalde, en çok katıldığım, en hassas olduğum konulara değiniyor üstelik. Evet! Hayat kadınlar, çocuklar, hayvanlar ve ağaçlar için gerçekten de çok zor ve buna “alıştırılmış” en kötüsü “alışmışız” artık. Bunun böyle olması gerekmediğini hatırlatmak, bir şeyleri değiştirmek için yeni fikirlere, inanca ve desteğe fazlasıyla ihtiyacımız olan şu günlerde ne iyi yapmış da gelmiş Pul Biber.

Her şeyden önce bir kültür-sanat-hayat dergisi olmasının hakkını fazlasıyla vererek yeni çıkan ne kadar oyun, film, konser, kitap varsa okuyucusunu haberdar ediyor. Bu ay ne varmış, önümüzdeki ay ne okusam, hangi filme gitsem, hangi oyuna bilet alsam gibi sorulara bir nevi kılavuzluk ediyor, her günü dolu bir ajanda hazırlıyor okuyucusuna. Sadece güncel değil tabi, sanata dair ne varsa, eski-yeni, yorum veya eleştiri belki de sadece bir duygu aktarımı halinde bu dergide yer alıyor.

Benim gibi nostalji severler için gözleri doldurtacak bir detay da var bu dergide: Ayşen Gruda da “Akıldane” başlıklı yazıları ile her sayıda yerini alan yazarlar arasında. Akıldane’yi okuması çok keyifli çünkü Gruda sanki bu yazıları okuyucu ile paylaşmıyor da günlüğünde kendi ile dertleşiyor ya da yakın bir arkadaşının evinde bağdaş kurmuş çay içerken sohbet esnasında konuşuyor. Alabildiğine içten alabildiğine “bizden” yani. Buram buram anı, buram buram Gruda kokan bu yazılarda yeri geliyor o, biz yokmuşcasına kendi ile hesaplaşıyor: “böyleydim, böyle yapardım, artık yapmıyorum, kimse yapmasın” diyor. Kendini eleştiriyor, yılların verdiği tecrübeyi, kendindeki değişimi, en ufak bir mesaj kaygısı hissettirmeden, zorlamadan okuyucu ile paylaşıyor.

Akıldane’ye olan sempatimle tarafımı/favorimi belli etmiş olsam da “Kahlo’lası Frida” aklımı çelmeyecek, burada anlatılmayacak gibi değil doğrusu. Esin Özbek’in kaleminden çıkan ve ana karakteri Frida Kahlo olan bu köşe çok farklı bir karikatür aslında. Çizim, renkler zaten muhteşem ama ben galiba en çok içeriğe, içeriğin düşündürdüklerine bayılıyorum. 21. yüzyıl insanı ve bu insanın sorunları diye konuşur dururuz ya hep, sanki Frida 2000’lerde bizimle tam olarak bu sorunları yaşıyor, kendi de şaşıyor bu karelerde. (Anlaşılan o ki zavallı Frida’ya ne gerçek hayatında ne de bir karikatür karakteri olarak rahat yok.) Ama merak etmesin bu yüzyıla ayak uydurmak bizim için de zor, öyle değil mi?

Esin Özbek'ten, Kahlo'lası Frida

Esin Özbek’ten, Kahlo’lası Frida

Pul Biber’e dair şimdiye kadar en çok sevdiğim şeylerden biri de: belirli kalıpları, sırası, konu kısıtlaması olmayan, değişime ve sınırları yıkmaya çok açık bir dergi olması. Hiçbir şey zorlama değil, belli ki yazarlar da bu sınırsızlığın verdiği özgürlükle kendilerini çok daha iyi ifade ediyor ortaya okuması keyifli, iz bırakan yazılar koyuyorlar. İz bırakan dediysem, gerçekten de “iz”lerden bahsediyorum. Her yazıdan sonra, kendimi ya “bence de öyle!”, “tam da bundan bahsediyorum işte!” derken ya da fark etmediğim düşünceleri keşfederken- kafamdaki yargıları sorgularken buluyorum. Bu derin içerik kadar başlıklar, köşelere verilen isimler ve küçük detaylar da fazlasıyla konuşmaya değer tabii. Dergide yer alan her yazı için söyleyebilirim ki özellikle başlıklar, gerçekten üstünde kafa yorulmuş, anlamlı, oldukça cesur ve samimi ifadelerden oluşuyor. Güncel esprilere, haberlere ve ses getirmiş olaylara göndermeler de okuyucuyu gülümsetecek, okuyucunun kendine yakın bulacağı cinsten detaylar olunca Pul Biber bir anda içimizden biri haline geliyor.

İki dergide de aklımda en çok kalan bölümlerden bir diğeri Ayşe Özlem İnci’nin kaleminden “Ofsayt Babandır” köşesi oldu. Ataerkil düzene olan eleştirel ve akılsal yaklaşımını, bizzat yaşadığı olaylardan örnekler ile ne düşündüğünü, ne düşünülmesi gerektiğini çok net ve sade bir şekilde ortaya koyabildiğine inandığım bir yazar ve bence kadın-erkek demeden herkesin mutlaka okuması gereken bir köşe, bir dergi.

Yani uzun lafın kısası(!):

Yazarları korkusuz, açık sözlü, sadece barışı isteyen ve eşitliği sonuna kadar savunan bir dergi ne kadar güzelse Pul Biber de o kadar güzel.

O değerli yazarlarınla, hepimizde olması gereken dünya görüşünle, anlayışınla, cesaretinle, dinamik yapın ve taptaze kocaman dünyanla hoşgeldin Pul Biber, iyi ki geldin.

Kaynakça:

  1. Pul Biber Aylık Kültür Sanat Hayat Dergisi. Sayı: 1. Ekim, 2015. 2149-8016
  2. Pul Biber Aylık Kültür Sanat Hayat Dergisi. Sayı: 7. Nisan, 2016. 2149-8016
  3. Fotoğraf/http://www.edebiyathaber.net/dopdolu-bir-kultur-sanat-hayat-dergisi-cikiyor-pulbiber/
  4. Fotoğraf/https://twitter.com/pulbiberdergi

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu