Sen ki Şehit Oğlusun

SEHIDIN OGLU MELIH YILDIZ (OMZUNDA TURK BAYRAGI OLAN),  KUZENI KAAN YILDIZ ILE TABUT ETRAFINDA OYUN OYNADI. FOTO: YUSUF BASTUG / ADANA, (DHA)

Rûz-ı mahşerde nâhak yere çocukları yetim, eşlerini dul, yakınlarını sine-büryân bırakanların yakalarında olacak ellerimiz.

Baba…Hatırlar mısın bilmem, bir kahvaltıdan sonra söylemiştin : “Oğlum, kırmızıyı kızlar giyer, erkek adama mavi renk yakışır. Giy şu mavi kıyafetlerini üzerine de şöyle baba-oğul bir dolaşalım.”

 

İyi ama şimdi sen neden kırmızılara büründün böyle? Ayrıca neden yatıyorsun, kalk ne olur, kalk ki elimden tut, yine beraber dolaşalım.

 

Babacığım…

 

Yine gece tıkırtılar duyar, odanıza koşardım. Sen de “Korktuğunda yanımıza gelip yat. Bana da sımsıkı sarıl” derdin.

 

Biliyor musun şimdi korkuyorum, hem de çok! Ama baba, nasıl yatacağım şimdi yanına? Hem o küçük tahta kulübenin içinde sana sarılamam ya!

 

Baba’m…

 

“Yatmadan önce gece lamban açık olsun, gece yarısı bir şeyler canın çekerse gider alırsın” diyordun bir de.

 

Peki nasıl o kapkaranlık yerde yatacaksın, bir şeye ihtiyacın olmayacak mı? Bir şeye ihtiyacın olsa nasıl bulacaksın ki baba?

 

Babam, benim babam…

 

Sen hep “Pazar günleri banyo günümüz… Önce annen seni ve kardeşini yıkayacak, sonra kendisi yıkanacak, en son da ben banyomu yapacağım” der, sırtımı keselerdin.

 

Bugün neden sırayı bozdun peki baba? Niçin ilk yıkanan sensin bugün? Hem baba, neden seni o tanımadığım amcalar yıkadı?

 

Baba’m benim…

 

Senin en meşhur sözündür: “Oğulcuğum, yatakta üzerine güneş doğmasın, mutlaka erken kalk. Seher vakti rızkların dağıtıldığı vakittir.”

 

Baksana babacım, güneş çoktan doğdu, tam tepemizde hem de. Ama neden yatıyorsun hala baba? Kalkmayacak mısın yoksa?

1431907Aslan babam benim…

 

Sen hep “Oğlum, sen inşallah ileride hep bir çınar ağacı gibi olacaksın. Korkanlar, acizler, akrabalar ne zaman sıcaktan bunalsalar gölgemde serinleyecek, ben de yaşlılığın yorgunluğunda sırtımı dayayarak dinleneceksin” derdin.

 

Şimdi hava sıcak ve gördüğüm insanlar çok yorgun baba. Bu koca mermerin üzerinde boylu boyunca yatarken bu küçücük bünyemle nasıl gölgeleyeceğim bundan sonra seni?

 

Babacığım…

 

Ne zaman şımarıklık yapsam “Oğlum, olur ya eğer bana bir gün bir şey olursa bu aile sana emanet, reisi sensin. İkisine de sen bakacaksın.” derdin.

 

Bugün o gün mü yoksa baba? Peki aile reisi ne iş yapar tam olarak?

 

Baba’m!…

 

Sen hep “Aman sağlığına dikkat et. Dondurmadan sonra su iç, soğuk betona oturma. Çoraplarını giy, ayağını sıcak tut” derdin.

 

İyi de baba, şimdi sen neden o buz gibi mermerin üzerinde yatıyorsun? Ya üşütür hasta olursan? Ayrıca baba, o soğuk taşın üstünde ayağın sıcak olamaz ki? Ayakkabıların, çorabın bile yok yanında!

 

Canım Babam…

 

“Yaptığın şeyler için insanlardan beklentiye girme. Koşarken en önde koş, ama ödüle gelince hep geride dur, vitrinde olma.” deyişini hiç ama hiç unutamıyorum.

 

Peki baba, neden bugün herkesin önündesin ki? Baksana, gelen herkes sana bakıyor. Sahi baba, sen neden tam da vitrindesin bugün?

 

Baba, babacığım…

 

Kardeşimle beraber bizi hep uyarmıştın: “Ezan okunurken ezana kulak kesilin. Zübeyde Hatun sazlı eğlence esnasında minareden ezan sesini duyunca insanları susturmuş ve ezanın bitmesini beklemiş. Allah bu saygısı dolayısıyla onu cennetine koymuş.” derdin.

 

O günden beridir ne vakit ki ezan sesini işitsem can kulağı ile dinlerim. İyi de baba, müezzin amca bugün ezandan önce senin adını neden iki defa tekrarladı? Bugün olanları hiç anlayamadım baba.

 

Babba…

 

Annem anlatmıştı, ilk konuşmaya başladığımda sen hep “Benim adımı söyledi aslan oğlum benim. Babbaa, Babba…” derdin.

 

Bugünden sonra kime baba diyeceğim peki? İlk söylediğim kelime “babba” olduğundan mı artık sana asla baba diyemeyeceğim, cezalandırılıyor muyum?

 

Baba ya…

 

Sen hep “Bir baba sabah işe giderken uyuyan çocuklarını öpmeli. Onlar, uyanınca o buseyi hissederler” der ve her sabah bizi öpmeden işe gitmezdin. Biz de gerçekten uyanınca o sıcaklığı, o öpücüğü hissederdik.

 

Sahi baba, şimdi sabahları kim öpüp koklayacak beni?

 

Baba…

 

Sen hep “Babalar işten gelince anahtarla açmamalı kapıyı. Zile basmalı, eşi ve çocukları karşılamalı onu” derdin. Baba, gerçekten de her akşam ailecek seni karşılar, boynuna sarılırdık.

 

Peki baba, sen burada böyle yatarsan zili kim çalacak? Ben kime kapıyı açacak, kimin boynuna sarılacağım?

 

Ah babacığım…

 

Sen hep “Oğulcuğum. Nerede ve ne zaman olursa olsun, gözünden iki damla yaş geldiğinde bil ki ben hemen yanı başında olacak ve gözyaşlarını sileceğim…” derdin.

 

Şimdi ağlıyorum baba, bak ağlıyorum işte. Ama sen yoksun. Ellerin yok, sözlerin yok, sıcaklığın yok. Benim gözyaşlarımı kim silecek baba? Hem baba, bak ne zamandır sana sesleniyorum, seni çağırıyorum. Bir kapı açılmasına, bir pencere kapanmasına koşup gelen sen… Sahi baba, sen neden hâlâ kalkmadın? Sen neden hâlâ orada öylece yatıyorsun baba?…

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu