Almanya’da uzun süredir tartışılan ‘aktif ötanazi’ konusunda Temmuz ayında verilen yasa tasarısı Kasım ayında Alman parlamentosundan geçtiği haberleri basında yer aldı. Bu gelişme, özellikle Avrupa ülkeleri ve Türkiye gibi Kıta (veya kara) Avrupası hukuk sistemini benimsemiş ülkeler için büyük önem arz etmektedir, zira pandekt hukukunun kaynaklık ettiği Alman hukuku, Kıta Avrupası hukuk sistemine dahil ülkeler için model teşkil eden hukuklardan biridir. Bu bağlamda, ülke gündeminin bilimsel tartışmalara taşınabilmesi umudunu canlı tutmak amacıyla ‘ötanazi’ konusunun bizim ülkemizde de tartışılması gerektiği kanaatindeyim.

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki konuyla ilgili yargı oluşturmak sanıldığından çok daha zor. Teknik hukuk yönü ağır basan bir tartışma olmakla birlikte sosyolojik belirleyicileri de oldukça fazla ve aşılması zor problemlere yön veren cinsten. Bu nedenle, tartışmayı mümkün olduğunca basit ve ana hatlarıyla ele almayı şimdilik daha doğru buluyorum.

Avrupa’ya baktığımızda ‘aktif ötanazi’ uygulamasının yaygın olarak hukuka aykırı olduğunu söylemek mümkün. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’ta farklı düzenlemelerle yasal kabul edilen bu uygulamanın ABD’nin Washington ve Oregon başta olmak üzere bazı eyaletlerinde de yine farklı sınırlamalarla serbest bırakıldığı söylenebilir.

Alman hukukunun yön verici özelliği dışında ötanazinin Almanya için ayrı bir tarihsel önemi var. Nazi Almanyası’nda engelli ve özellikle bulaşıcı hastalık taşıyan ağır hastalara yönelik uygulanan yaşamı sonlandırma işlemi de Almanlar tarafından uzun yıllar ötanazi olarak adlandırılmıştır. Çocuk ötanazileri ve çocuklar üzerinde tıbbi deney yapıldığı iddiaları da Nazi dönemine ait iddialardandır. Dolayısıyla Almanlar açısından tüm dünyanın ortak endişelerinin yanı sıra böyle tarihsel bir anıyı toplum gözünde canlandırma endişesini de göz ardı etmemek gerekiyor. Kaldı ki parlamento tartışmalarının yoğunlaştığı noktalardan biri de ‘ötanazi’ başlığı idi ve sonuçta da Türkçe çevirisiyle ‘yardımlı intihar yasası’ (assisted suicide law) başlığı ile tasarı haline getirildi.

Alman parlamentosundaki ötanazi tartışmalarının önemli noktalarından biri de bunun tek bir partinin çabasıyla değil, tüm partilerin katılımıyla oluşturulan bir komisyonca yapılıp tüm partilerce tasarı olarak sunulmasıydı. Yani bazı partiler ret oyu kullansalar bile oluşumuna katkılarından ve en azından komisyon tarafından uzlaşıya varılmış olmasından ötürü imzalarıyla tasarı haline dönüşmesini sağladılar. Ülkemizde en temel kanunî metin olan Anayasa için dahi böyle bir şeyin yapılamadığını hatırlamak gerekir.

Sonuç olarak ötanaziye ticari desteğin yasaklandığı düzenlemede çok ağır hallerde ‘aktif ötanazi’ uygulaması kabul edilmekte ve istisnai haller dışta bırakılmak suretiyle kanuna aykırı ötanazi uygulamaları için farklı cezalar öngörülmektedir.

Türkiye’de Ötanazi

Türkiye açısından durum irdelenmeden önce ötanazinin yukarıda da ağırlıklı bahsedilen bir ayrımından söz etmek gerekir.

İlk kez 1623 yılında Bacon tarafından kullanılan ‘ötanazi’ terimi sözlük anlamı ile iyi ölüm, güzel ölüm gibi anlamlara gelmektedir. Kavramsal olarak ise iyileşmesi tıbben mümkün olmayan ve katlanılmaz acılar çeken, ancak kendi yaşamı ve ölümü hakkında sağlıklı ve bilinçli olarak karar verebilecek bir hastanın ısrarlı ve açık talebi üzerine hekim tarafından hastanın acılarını dindirmek bağlamında hastaya yardım etmek amacı ile hastanın yaşamının sonlandırılmasına yönelik fiiller ötanazi kapsamında değerlendirilmektedir. Temel olarak ‘aktif’, ‘pasif’ ve ‘dolaylı’ ötanazi diye adlandırılan üç farklı türü vardır.

Aktif ötanazi, kişinin yaşamının bir başkası tarafından dışarıdan yapılacak bir hareketle sona erdirilmesini ifade ederken; pasif ötanazi, hekimin uygulaması gereken tedaviyi pasif kalıp uygulamayarak ölüm neticesinin ortaya çıkmasına sebep olmasını ifade eder. Dolaylı ötanazide ise kişinin yaşamı bir fiille veya tedavinin uygulanmamasıyla sonlandırılmaz, ancak hastaya yeterli bilgilendirme yapılması ve hastanın rızasının alınması şartıyla verilen acı dindirici ilaçların zamanla hastanın yaşamını kısaltması sonucunu söz konusudur.

indir (2)

Alejandro Amenabar’ın İçimdeki Deniz (Mar Adentro – The Sea Inside) adlı filmi bir hasta gözünden ötanazi sürecini gözler önüne seren en iyi filmlerden.

Türk hukuku açısından aktif ötanazi kesin olarak yasaklanmıştır. Aktif ötanazide sonuç olarak bir kişinin hayatı sonlandırılmaktadır ve bu ‘insan öldürme’ suçunun unsurlarını taşımaktadır. Suç kastının varlığı tartışmalı olsa da TCK m.26 kişinin mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına yönelik verdiği rızayı hukuka uygunluk nedeni olarak kabul etmiştir. Yaşam hakkı da üzerinde mutlak olarak tasarruf edilebilen, yani hukuki işlemlere konu edilebilen bir hak olmadığı için rıza burada hukuka uygunluk nedeni olarak değerlendirilemez. Kaldı ki Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. Maddesi ‘ötanazi yasağı’nı düzenlemekte ve her ne suretle olursa olsun hayat hakkından vazgeçilemeyeceği ve sonlandırılamayacağı belirtilmektedir.

Bununla birlikte, pasif ötanazi konusunda farklı bir durumun söz konusu olduğu söylenebilir. Çoğunlukla tedavinin reddedilmesi olarak karşımıza çıkan pasif ötanaziye yönelik olarak, 4 Nisan 1997 tarihli Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi m.5 uyarınca sağlık alanında herhangi bir müdahale için kişinin açıkça ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde bilgilendirilmesi gerekir ve bunun sonucunda tedavi ile ilgili olarak kişinin özgürce karar verebilme hakkı vardır. Bu hakkın sonradan geri alınabilmesi sınırlamaya tabi tutulmaksızın mümkün kılınmıştır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24. Maddesinde de tedaviyi reddetme hakkı düzenlenmiştir. Ancak Yönetmelik düzenlemesinde tedaviye rızayı geri alma hakkı sınırlandırılmıştır. Bu hükmün Sözleşmeye aykırılığının göz önünde tutulması gerekir. Sonuç olarak, pasif ötanazi konusunda kanunun yasaklaması söz konusu olmadığı gibi dolaylı yoldan  bunun mümkün olduğu da söylenebilir.

Türkiye’de ötanazi tartışmaları biraz geç de olsa bir gün başlayacaktır. Alman hukukundaki düzenlemelerin yansımaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladıkça etkileri Türkiye’de de görülecektir. Ancak sosyolojik boyutlarının yanı sıra teknik hukuk açısından çok ciddi düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Kesin yargılara varmadan önce tüm yönlerinin iyi değerlendirilmesi ve toplum-birey dengesinin gözden geçirilmesi gerekir. Dini bir takım engeller Avrupa’da (özellikle Polonya) olduğu gibi Türkiye’de de tartışmaların başlamasının önüne geçmektedir, geçecektir. Öte yandan ötanazinin ticarileşmesi ve bunun bir intihar pazarına dönüştürülmesi tehlikesi vardır. Dahası hekimler tekelinde olması beklenen bu fiilin hukuka aykırı yollarla gerçekleştirilmesi riski yüksektir. Suç mağdurunun hayatta olmaması maddi gerçeğe ulaşılmasını önemli ölçüde zorlaştıracaktır.

Farklı bir açıdan ise ağır ölümcül hastalıklar kişinin hayatını ve onurlu yaşamını zedelemekle kalmamakta, kişinin yakın çevresini hem manevî hem de maddî yönden çıkmaza sürüklemektedir. Yaşam hakkı, salt hayatî fonksiyonlarla değerlendirilemez. Kişinin iradesi doğrultusunda kendi geleceğini belirleyebilmesi ve onurlu bir yaşam sürmesi de bu hakkın ayrılmaz parçasıdır. Günümüzde ‘yaşamın kutsallığı tezi’nden ‘yaşamın niteliği’ tezine ağırlık verilmekte; yani yaşamın kalitesi ve hastanın iyiliği noktasından hareketle bireyin özgür tercihlerinin belirleyiciliği öne çıkarılmaktadır. Bu bağlamda, ölüm hakkının yaşam hakkının bir parçası olup olmadığı ve ölümü arzu edecek kadar acı çeken bir hastanın özgür iradesinin niteliği tartışılmalıdır.

[box_dark]Kaynakça[/box_dark]

  • Centel N. , Zafer H. , Çakmut Ö. (2011). Türk Ceza Hukukuna Giriş. Beta Yayıncılık
  • Özen M. & Şahin M. (2010). Ötanazi. Ankara Barosu Dergisi, 2010/4, 15-36
  • Toroslu N. (2013). Ceza Hukuku Genel Kısım. Savaş Yayıncılık

Haber Kaynakları

Kullanılan Fotoğraf Kaynakları

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu