Bizim millette tuhaf birçok alışkanlık var aslında. Pek fark edilmez ancak şöyle bir düşününce gözüme  çarpan en tuhaf alışkanlıklardan birisi: evimizin, evlerimizin kapıları.
Milyarlar da saklasak içeride, iki çekyat bir televizyon da koysak, kapımız sağlamdır. Sağlam olmalıdır. Bu durum, kimseye güvenememe refleksi yahut kendini güvende hissetme çabasının eseri gibi görünüyor. Komik, ama gerçek olan şu ki: 70 bin liralık eve de zırhlı, sayısız yerinden kitlenme özelliği olan -tabiri caizse- “en iyisinden” bir kapı koyuyoruz, 700 binlik ev için de. Aynı kapı, birbiri arasında ekonomik olarak uçurum diye nitelendirilebilecek durumda da olsa farklı dünyaları korumak için öylece duruyorlar, aynı sağlamlıkla.
Kimden ve neden?

Anlamıyorum, belki de tarif edemiyorum.

Nereden geliyor bu güvensizlik?

Yoksa müsriflik diyip kestirip atmalı mıyım?

 

Var bir sebebi…

Sokakta adım atışımızın da,

birbirimize bakışımızın da,

evlerimizin en pahalı yerinin kapılarının olmasının da elbette var bir sebebi.

 

Bu tuhaf tespiti bizim ülkenin tarihinde de açıkça görebiliyorum diyerek mevzuyu daha da somutlaştıracağım nihayetinde.
Bu ülkenin de bir güvensizlik problemi vardı. Deyim yerindeyse en sağlamından bir kapı yaptık, belki de “yaptırdık”.

 

Ne de olsa ithal mal her zaman daha bir güven verir bu ülkede. Değil mi?

 

 

Seksen dönemi olarak adlandırıyoruz biz bu kapıyı. Kulak verin, siyasi sohbetlerde bolca kullanılır şu tabir: “80 öncesi”, “80 sonrası”. Kardeşin kardeşi acımadan hırpalamasından, öldürmesinden başlar bu hatıralar; iki zıt görüşlü siyasi mahkumun cezaevi önünde kucaklaşmasıyla son bulur. Sokaklar sakinleşir, korku hafifler, suskunluk, pişmanlık ve akabinde hayata “sıradan bir vatandaş” olarak adım atılır. Ancak yakalarından, hafızalarından silinmeyen anılar yine sokakta isim bulur kendine: Seksen dönemini yaşamış olanlar.

Her zaman bir takım cesur yahut sivri fikirlere donuk gözlerle bakarlar ister istemez. Yaşanmışlıklardan kurtulmak diye bir şey yoktur. Unutun, unutalım o günleri desek de nafile.  Bir kişinin “kral çıplak” diye bağırmasıyla fısıldaşmaları bir olur, anılar hızlı ve sızılı bir dönüş yapar.
“Ne diyor bu adam!”

 

 

 

O kapıdan geçerken birtakım şeyleri bırakmak zorunda kaldık. Sol diyemedik mesela. Dediysek de inandıramadık.

“Devrim” kelimesi… Bir hayli baş ağrıtır değil mi?

Sol cenahın 80 dönemi vazgeçemediği materyali olduğu için mi korktuk, korkuyoruz bu kelimeden?
ya da
Bir devrimin, bir şeyleri devirmeden rahat duramayacağını mı düşünüyoruz hala?

 

Sahi nedir devrim?
Bir olaydan başlayıp silahla, kanla da olsa; hak için, herkese eşit hayat için bambaşka bir sistem kurması şeklinde tanınmaya yüz tuttu malesef o dönemin yaşayanlarında. Soldan kuvvetle geldiğini varsayan insanım, pek bir korkar oldu bu olgudan.

 

Aslında,

devrim hala var. Ve hiçbir zaman durmadı, durmayacak. Bu bir süreç değildir. Garip, olmadık anlarda sadece orada olduğuna dair bir işaret verir ve yine devam eder yoluna. Devrim halkın arasındadır sadece. Hayatı boyunca hiç eyleme katılmamış bir manavda da belirebilir. Nasıl mı?
Bir manav düşünün. Fiyatların çok yüksek olmasına inat; komşusuna, mahallelisine kar koymadan olması gerektiği fiyattan satan. Bu bir devrimdir. Devrim zarara rağmen ordadır.
Bir cumhurbaşkanı düşünün. Yıllarca çalan,yıkan etrafını zengin eden, ötekileştirme kartını kullanan. O bile, istese bir devrim yapabilir. Nasıl mı?
“Evet; çaldım, yıktım, ötekileştirdim.” Diye seslendiği bir konuşmasını hayal edin. Bu sefer adaleti; kendi pişmanlığı, hatalarını sorgulatmak için devreye soktuğunu düşünün. Bu bir devrimdir. Devrim cesurun yanındadır. Geç kalınsa bile.
Ve bir gazeteci düşünmeyin artık…
İzleyin.
Okuyun.
Görün.
Devlet sırrı ve gerçek bir gazetecilik arasında sıkışıp kaldığı bir durumla karşı karşıya. Halkın önüne sunduğu gerçek üzerine çok konuşuldu, konuşulacak. Ve belki de vatan haini olarak karşımızda belirecek. Ancak bu bir devrimdir. Devrim göze alabildiğin her şeyin kaybıyla kendini daha da hissettirir. Devrim bazen vatan haininin(!) de yanındadır.

 

 

Her şeye rağmen “kral çıplak” diyebildiğin sürece…
Buna karşın, sözümona   “Ne diyor bu adam!” cılara karşı dik durabildiğin sürece devrim kalemini terk etmeyecek.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu