(Malum yazıda kullanılmış olan siyah görsele ithafen konulmuş beyaz bir görsel)

Son yıllarda İslam olgusu ve onun kutsal kitabını referans noktası göstererek; insanların hayatına, yaşayış tarzlarına ne yapıp ne yapmayacaklarına kadar aklınıza gelebilecek her noktaya müdahale hakkı bulduk kendimizde. İnsanın kılığına kıyafetine dil uzattık, ayıpladık. Topluma yapay bir ahlak kavramı oluşturduk, baskıyı her hücresinde hissetmelerini sağladık.
Yetmedi.
Eğlenmek isteyenlere, kendi hayatını dilediğince yaşama özgürlüğünü kendinde hak bilenlere bir çift lafımızı esirgemedik. Hak kavramı yolundan şaştı, bu bir lüksmüş gibi düşünülür/düşündürülür oldu, dilden dile. Sanki “Herkes benim, onun, bizlerin, onların düşüncesine, dinine, hayat felsefesine  boyun eğmek zorundadır” dercesine.

Sahi siz İslam’ı ne zamandan beri amaç değil de bir insana müdahale aracı olarak kullanır oldunuz azizim?

Neticesinde ne mi oldu?
İslam dediniz, “gerçek İslam”, bu değildir. Her ne kadar yalvarsanız da yakarsanız da duyuramadınız sesinizi, düşüncelerinizi.
Neden mi?
Emrettiniz, yadırgadınız.
Emrin yalnızca kutsal kitaplara mahsus olduğu gerçeğini atlayarak; “sizce”, yolu günahlarla dolu olan insana/insanlara dayattınız, zulmettiniz. Bu şöyle biline ki, zulüm yalnızca fiziksel bir yaptırım değildir. Yarattığınız toplumsal baskı da, kafalarınızı çevirip ötekileştiren bakışlarınız da zulümdür.
Kula kulluk etmediniz belki ama kulun üstünde görmüş olmadınız mı kendinizi şimdi?

Ayıbınızı, kendi bildiğiniz yoldan telafi etmeye çalışın. Tövbe edin.

Hak bildiğiniz yolda kibri dost bildiniz kendinize. Nur topu gibi İslamofobi doğdu ellerinize.
Doğum günü kutlu olsun.
Evlat bu, evladınız. Siz yarattınız, asla inkar etmeyin.

Şimdi,
Bir yazı yayınlandı buralarda. Hakaret içermeyen ama nefretini kusan cinsten. Şenlik üzerinden bir müdahaleyle karşı karşıya kaldık, belki vicdani belki başka türlü.Bir önemi yok. Demokratik özgürlükten dem vurdu, sağ olsun. Ayık olmayan kafamla dahi üzerimde hissettiğim senin baskın ve kibrin gözümün önünden gitmedi, gitmeyecek.
Takılıp kaldığım bir nokta vardı ki, o da tepeden bakan gözlerin…
Karşına almadan, aynı taraftan bakmaya çalışmadan yahut dosta, kardeşe değil de bir düşmana sahip olduğumu hissettiren cinsten bakışların…
Bir şeyler anlatmaya, kendini haklı göstermeye çalıştın.Nafile!
Bir düşman,
beni hor gören bir insan,
benim gözümde kibre yenik düşmüş bir “günahkar”, nasıl olur da beni iyiliğe davet eder! Sorarım sana.

Ve otur düşün derim,
İyiliği sen emrettin de kibrini susturabildin mi?

Fikrinden utanmak beri gelsin. Bu sana da ayıp, yarın kalem yüzü görecek fikirlere de. Değinmek istediğim nokta, umarım bana olan bakışlarından utanırsın!
Ve umarım, bir gün, sırtımızı birbirimize yaslayıp iki “günahkar” hatalarımızı kabul edecek noktaya gelebiliriz.
Kısa bir hikaye anlatmam gerekiyorsa eğer, buna bir Hristiyan efsanesiyle devam etmek isterim.

Havari Peter, Roma’dan kaçarken yolda İsa Peygamber’le karşılaşır ve ona “Quo Vadis?”, yani ‘Nereye gidiyorsun?” diye sorar. İsa, “Roma’ya, yeni baştan çarmıha gerilmeye gidiyorum. Çünkü sen, benim kurtaracağım insanları bırakıp kaçıyorsun”der.

Ve sen Havari,
İnsanları yadırgamak, onlara tepeden bakmak yerine onlar gibi düşün, hareket et. Hak bildiğin yolu aktarmanın binlerce yolu varken bunu kibir denen günah yahut şeytanla çözmeye kalkma.
Ve unutma,
bu yalnızca bir hikaye. Ne senin karşına bir “İsa” çıkacak ne de senin yarattığın kargaşa için çarmıha birileri gerilecek. Sonunda yalnızca sen, hem fikrinden hem de ait olduğun yerden, insanların arasından, kaçmak zorunda kalacaksın.

Leave a Reply

7 comments

  1. Aise

    Baskasinin ozgurluge aykiri bir yazi yazdigina isaret ederken, siz de o insanin fikir ozgurlugune karismis oluyorsunuz. “Fikrinden utanmak beri gelsin.” tabiri bile bunun apacik bir kaniti. Fakat kendi fikriniz dogrultusunda basarili bir yazi olmus.
    Tesekkurler

  2. Muhammed

    Başkalarının özgürlüğünü kısıtlama içindeki fikirlere karşı yasaklamalar, en fazla bu özgürlüğün savunulmasıdır. Bu nedenle, örneğin anti-semitist ya da homofobik ifadeler çağdaş ülkelerde suçtur. Yazıya gelince, sonunda kimsenin çarmıha gerilmeyeceğinden kimse emin olmasın: Bu ülke bir zamanlar başbakanını yargılayıp gerekli cezayı verecek kadar bir kanun devleti idi: İnsanlar özgürlüklerinin kısıtlanmasına bir noktaya izin verir; abartılmasının sonu kötü olabilir.

  3. Damla Akkaş

    İki yıldır GazeteBilkent’te yazarlık yapıyorum. Geçtiğimiz yıl bende Politika birimindeydim fakat bahsettiğiniz yazıyı okuduktan sonra ve birimin el ele tutuşup yazıyı desteklemesinden sonra iyiki politikada değilim dedim. Basın özgürlüğünü başkalarının hayatlarına bakış açılarına ve olgularına seviyesiz bir şekilde ithamda bulunarak kullanan insan Gazeteci sıfatını değil Blog yazarı sıfatını layığıyla taşır.

    • Melike

      Merak edip politika birimimde iken kaleme aldığınız yazıları okudum. Sizin de yazdıklarınızın “blog” yazızı olarak ithaf ettiklerinizden pek bir farkı yok. Ki Gazeteci sıfatı yerine Blog yazarı sıfatı taşımanında, sizin ifade etmeye çalıştığınız gibi kötü bişeu olduğunu düşünmüyorum.

  4. Faruk

    müslümanlar islamın sadece teorideki iyi yanlarını gördüğü için terörist olarak çıkan veya kuranda yazan ve muhammedin sünnetlerini uygulayan kötü müslümanlara onlar gerçek müslüman değil, bakın kuran iyiliği öğütler falan filan diye sadece iyi tarafına bakarlar. teoride iyiyi yaşarlar ama pratiğe geldiğimizde 600lü yılardan bugüne kadar müslümanların ne olduğunu ne yaptığını biliyoruz. pratiği yüzlerine vurunca da kabullenmezler çünkü 1400 yıllık tarihi inkar ederek, sadece iyiyi gösterip kötüyü kabul etmeyerek ve inancın kul ile tanrı arasında olduğunu söyleyerek kendilerini ve inançlarını rahatlatmaya çalışırlar. lakin öyle değildir, teori ile pratik aynı işlememektedir. eğer pratiği kabul etmiyorsanız Türk toplumuna inanç temelli dayatma yapamazsınız. kendi inancınızı kendi içinizde yaşayınız. inanç özgürlüğü diyerek ümmetçilik mantığı ile dünyaya 1400 yıldır hiçbir faydası olmayıp sadece zarar verenler; kötülük ve pislik salanlar, Türk devletini zayıflatanlar ve milletçiliği ayaklar altına alanlar ya pratikte yapılanları islamın gerçeği olarak kabullenmeli ve sonucuna katlanarak ardından kendi inanç özgürlüklerini yaşamalı yada her zaman yaptıkları gibi pratiği kabul etmeyip teoriye sığınmalı ve kendi inançlarını tanrıları ile kendi aralarında yaşayarak toplum sosyal yaşamına karışmamalıdır.

  5. Can Ulusoy

    Can Ulusoy

    @Damla Akkaş özellikle bu tarz, 0 argüman bol edebiyat yorumları gördüğümde içimde garip bir gülme hissi, bir türlü tutamadığım… Gazete yazarlığı dersi vermek değil niyetim keza söylenen sözlerden bir şey anlama sorunun olduğu açık, toplantıda yazının içeriği değil bizzat yazının sebepsiz yayından kaldırılmasına karşı ortak bir duruş sergilendi. Politika birimi olarak bu olaya bu genel çerçevede baktık ve bu yönden bu duruşu destekledik. Bakıyorumda aradan neredeyse bir hafta geçmiş sen hala durumu ” el ele tutuşup yazıyı desteklemek” olarak algılıyorsun. Peki sana soruyorum ben şimdi sana gülüp geçmiyimde ne yapayım?

  6. Muhammet

    İnsanı beşere indirgeyen bir sistemin bu topraklardaki semereleri olan cühela takımına ;
    her defasında cehlinizi aşikar eylemekten geri durmuyorsunuz. Şu pespaye kelimelerinize cevap vermek isterdim ancak şöyle ki;

    ” Ve o Rahmânın (has) kulları: onlar ki Arzın üzerinde mülayemetle yürürler ve cahiller kendilerine lâf attığı vakit selâmetle… derler”

    Vesselam.