-Bak kızım kadınların bir durumu vardır, bilmem biliyor musun; her ay belirli günlerde alt taraflarından kan akar.

-Kan mı! Ne kanı anne!?

-Kızım, bunun adı kadınlıktır. Çocuğun olması için bu kanın akması gerekir.

-Şimdi benim çocuğum mu olacak!?

-Hayır kızım, heyecanlanma. Kan aktı diye hemen çocuk olmaz. Kadının vücudunda yumurtalar ürer.

-Benim altımdan yumurtalar mı çıkacak anne! Ben çocuğum olsun istemiyorum ki..!

– Ne mızmızlanıyorsun kızım! İlerde evlenince çocuğun olması için gerekli bir olay bu. Anne olmak için.

– Erkekler de baba oluyor. Onların altlarından da kan geliyor mu?

-Hayır canım. Ama onlar da bebeklikten kurtulunca sünnet oluyorlar. Hani geçen yıl Mustafa’nın sünnet düğününe gitmiştik ya…

-Anne, ben kanayınca bana da öyle hediyeler gelecek mi?

-Gelmeyecek kızım. Bunu kimseye söylemeyeceğiz, ayıp. Gizli gizli olacaksın.

-Ama onlar sünnet olunca düğünle yapılıyor, hediyeler geliyor. Neden biz kanayınca gelmiyor?

-Eee, yeter canım! Ayıp! Senin alt tarafından kime ne kızım!

Atıf Yılmaz’ın Kadının Adı Yok filminden bir anne-kız diyalogu

Duygu Asena'nın 1987'de yılında basılan Kadının Adı Yok adlı kitabı, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından küçüklere zararlı ilan edilmiş ve kitabın poşette satılmasına karar verilmiştir. 1988 yılında Atıf Yılmaz tarafından filme çekilmiştir.

Duygu Asena’nın 1987’de yılında basılan Kadının Adı Yok adlı kitabı, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından küçüklere zararlı ilan edilmiş ve kitabın poşette satılmasına karar verilmiştir. 1988 yılında Atıf Yılmaz tarafından filme çekilmiştir.

 

 

Kadının alt tarafı saklanırken, erkeğinki neden çerçevelenip duvara asılıyor? İnisyasyon (geçiş) dönemindeki kız ve oğlan çocuklara yönelik uygulamalar arasındaki fark çok mu derin? Kadınlık, biyolojik unsurlarıyla birlikte korkutucu ve sancılı mı? Kız çocuğu korkmakta haklı mı? Bu korkuların temelinde ne var?

Kadınlık ve erkekliğe adım atma anlamına gelen inisyasyon törenlerinin ikiyüzlülüğünü ortaya koyan bu diyalog, inisyasyonların hedefleri açısından birbirinden çok farklı olduğunu göstermektedir. Her iki tören de acı verici olabilir ancak bir kurban olarak oğlan çocuğu geleceğin denetleyicisi, kız çocuğu ise geleceğin denetleneni olmaya hazırlanmaktadır. Annenin kızıyla baş başa yaptığı bu konuşma, cinsel kurallandırma sürecinin bir parçasıdır. Kız çocuklarına, erkek hakimiyeti altında olan bir dünyada yumuşak başlı olmayı öğreten sosyal ve akademik anlamda öğretimin bir parçasıdır.

Öncelikle kadınlar üzerinde kurulan bu erkek hakimiyetini, karşı cinsi aşağı bir sosyal katman olarak sunan erkek söylemi meşrulaştırmaktadır. Bu küçültücü söylemi ve meşrulaştırdığı erkek üstünlüğünü sarsan gerçek, dışlanan varlığın doğurganlık özelliğiyle bir yaratıcı olmasıdır. Beslemeyen ve doğurmayan kesimin yaratıcı kesime karşı giriştiği saldırıda, erkek söyleminin başlıca hedefi söz konusu yaratıcılık olacaktır.

[box_light]Süt, Kan ve Spermden Oluşan Erkek Söylemi[/box_light]

Baruya toplumunda bir oğlan çocuğunun erkek olabilmesi için sperm yutması gerekiyordu. Hayatın kaynağı olarak sunulan spermle beslenme oğlan çocuk evlenene kadar sürerdi.

Baruya toplumunda bir oğlan çocuğunun erkek olabilmesi için sperm yutması gerekiyordu. Hayatın kaynağı olarak sunulan spermle beslenme oğlan çocuk evlenene kadar sürerdi. Erkekler arası bu ilişki

Basit toplumlarda, regl olmanın günümüzde de saklanmaya çalışıldığı düşünüldüğünde modern toplumlarda da, kadının doğurganlığını, yaratıcılığını önemsizleştirmeye yönelik inançlar yaygınlaşmıştır. Yeni Gine Baruya toplumunda, kadınların erkeklere bağımlılığını meşrulaştıran inanç, spermin süt yaratıcısı olarak yüceltilmesidir. Spermin, kadınların göğüslerini geliştirdiğine, onları doğurabilir ve süt verebilir kıldığına dair inanç,  erkeklerin evliliğin ilk gününden başlayarak kadınlara sperm yutturmasına yol açmıştır. Kadınlar, biyolojik yeteneklerinde erkeklere bağımlı kılınmış ve özerkliklerini yitirmişlerdir. Erkek üreme organı toplumda bu şekilde kurumsallaştırılmıştır. Kadını yönetme savındaki erkek söylemi kadının vajinal salgılarını, hayat verdiği sütü hedef almıştır.

Pascal Brukner’e göre şiddetli erkek hakimiyetinin gözlemlendiği bir toplumda, baruya toplumu gibi, kadınları dışlama mantığı, aşırı kurumsallaşmış bir erkek cinselliğine denk düşmektedir. Kadının cinsel rolünü bütünüyle değersizleştiren bir eğitim sistemi uygulayan Manular’da erkeklerin hemcinsleriyle cinsel birlikteliğinin yaygın olması, sosyal mantığın arkasında yatan eşcinsel boyutu gözler önüne sermektedir. Erkek topluluklarınca örgütlenen, eşcinsel ilişkinin yasaklandığı  bu toplumlarda kadının dışlanmasıyla pekişen ve her sosyal kümenin simgesi olan “erkekler arası kardeşlik” gizli bir eşcinselliğe işaret etmektedir.  Kurumlar içinde her erkek, birer fallus taşıyıcısı olarak karşıdaki ikizinde, erkekliğin kanıtını ve erkekler arası bir dayanışmanın eşcinsel hazzını duyacaktır. Modern toplumun kurumlarını, sosyal sistemlerini açıklayan Alain Finkielkraut, desteklenen tek cinsellik tipinin erkek eşcinselliği olduğunu belirterek kurumsallaşmış erkek eşcinselliğini kadınlar üzerindeki baskıyla özdeşleştirmiştir. Kadının aşağılanmasına denk düşen bir erkek eşcinselliği/hakimiyeti ana olarak hayatın gerçek yaratıcısı sayılan kadının bu işlevden soyutlanmasını amaçlamaktadır.

[box_light]Kadın Bedeninin Terbiyesi[/box_light]

Kadın, yaratıcılığıyla hayat verdiği canlının yaşamasına ya da ölmesine karar verebilecek kişidir.

1984 yılında Sağlık Bakanı Mehmet Aydın, Öyle pırt pırt çocuk doğurmak olmaz. Bu anaya da, topluma da zararlıdır" diyerek erkek hakimiyetindeki kadın doğurganlığına işaret etmiştir.Bakan, toplumun kadını bir alet-beden olarak gören aşağılayıcı tavrını politik söylemine taşımıştır. Doğurganlık 1983 yılına kadar zararlı değilken, kürtajın yasallaştırılmasıyla zararlı konuma gelmiştir. Kürtaj, kadının bedeni üzerinde verebileceği bir karardır, haktır ancak bu hakkın demografik gelişmelere tabii olduğu hala tartışılmasından anlaşılmaktadır. Nüfus olağandışı şekilde azalmaya başlarsa, kürtajın yasaklanacağı ve bu hakkın gasp edileceği aşikardır. Kürtajın, "zırt pırt" verilip, geri alınan bir hakka dönüşmesi erkeğin kadın bedeni üzerinde kurduğu hakimiyeti ve baskıyı göstermektedir.

1984 yılında Sağlık Bakanı Mehmet Aydın, “Öyle zırt pırt çocuk doğurmak olmaz. Bu anaya da, topluma da zararlıdır” diyerek erkek hakimiyetindeki kadın doğurganlığına işaret etmiştir.Bakan, toplumun kadını bir alet-beden olarak gören aşağılayıcı tavrını politik söylemine taşımıştır. Doğurganlık 1983 yılına kadar zararlı değilken, kürtajın yasallaştırılmasıyla zararlı konuma gelmiştir. Kürtaj, kadının bedeni üzerinde verebileceği bir karardır, haktır ancak bu hakkın demografik gelişmelere tabii olduğu hala tartışılmasından anlaşılmaktadır. Nüfus olağandışı şekilde azalmaya başlarsa, kürtajın yasaklanacağı ve bu hakkın gasp edileceği aşikardır. Kürtajın, “zırt pırt” verilip, geri alınan bir hakka dönüşmesi erkeğin kadın bedeni üzerinde kurduğu hakimiyeti ve baskıyı göstermektedir.

Géza Roheim, Avustralya’daki bazı toplumların, kadınlar çocuklarını sistemli biçimde yok ettiği için çocuksuz kaldığını anlatmaktadır. Maurice Godelier, Baruya kadınlarının istemediği çocuklardan doğum sırasında kurtulduğunu ifade etmekte ve çocuk ölü doğsa ya da doğumdan hemen sonra ölse bile, doğum ertesinde eve yalnız dönen kadının, çocuğunu öldürdüğü kuşkusuyla karşılandığını eklemektedir. Kadınlar, toplumlarını bir intihara sürükleyebilecek doğal bir güce sahiptir.  Çocuk öldürmenin ve intiharın olağandışı biçimde yaygınlaşması erkek toplumuna karşı demografik açıdan yok edicidir.  Bu yaratıcı ve yok edici güç biyolojik bir olguya, doğurganlığa, sosyal bir nitelik kazandırmaktadır. Doğurganlığı ve kadın cinselliğini belirleyen demografik denetim, doğurganlığı sınırlama ya da arttırma teknikleriyle üreme işlevine doğrudan müdahale etmektedir. Bu doğrultuda kadının, çok boyutlu ve baskıcı bir cinsel eğitim sürecinden geçirilmesi, kadın bedeninin terbiye edilmesi, onu üreme alet-bedenine dönüştürmüştür. Kadın bedeninin erkeğe göre aşağı ve bağımlı konumunun nedeni kadının yaratıcı gücüne duyulan korkudur. Erkek hakimiyeti, erkek bedeninin fiziksel gücünü askeri kurumlar aracılığıyla toplum hayatını korumak için kullanıp kutsallaştırırken kadın bedeninin topluma can veren/alan gücünü cinsel baskılarla ezmeye çalışmıştır.

[box_light] Kimin Vajinası?[/box_light]

Kadının bedeni değiştirilerek, yeniden biçimlendirilerek özerk olmaktan çıkarılmakta, doğal olan yaratıcı gücünden soyutlanmaktadır. Kadın sosyal düzlemde yeniden yaratılmakta, hayatı yaratma işlevi erkeklere verilmektedir. Mossiler’de evli genç kadınının memelerinin ilk doğumdan sonra pamuk ayıklamaya yarayan demirle aşağı çekilmesi kadınlara yönelik acı verici bedensel uygulamalara örnektir. Kadın, sarkık süt torbalarıyla doğurgan olarak erkek egemenliğince damgalanmış, yeniden yaratılmıştır. Doğal yetisi olan doğurganlık ve hayat verme, kadının özel alanından çıkarılmıştır.

Kuzey Kenya' da Samburu kabilesinde klitoris kesimi törenin'den bir kare. Klitoris kesimi kadının cinselliğini denetleme tekniği olarak Batı'da, tıbbi bir yöntem olarak kullanılmıştır. Roger- Henri Guerrand, kadınları "aşırı arzularından kurtarmaya yönelik bir tedavi" uygulayan hekimlerin, 14.yüzyıl Avrupası'nda, klitoris kesimini ya da klitorisin kızgın bir demirle dağlanmasını yaygınlaştırdığını belirtmektedir. "Medeniyet", iktidar ilişkilerini kadın bedeni üzerinden kurmaktadır. Kadın, cinsel ve sosyal açıdan baskıya, dışlanmaya maruz kalmıştır.

Kuzey Kenya’ da Samburu kabilesinde klitoris kesimi törenin’den bir kare. Klitoris kesimi kadının cinselliğini denetleme tekniği olarak Batı’da, tıbbi bir yöntem olarak kullanılmıştır. Roger- Henri Guerrand, kadınları “aşırı arzularından kurtarmaya yönelik bir tedavi” uygulayan hekimlerin, 14.yüzyıl Avrupası’nda, klitoris kesimini ya da klitorisin kızgın bir demirle dağlanmasını yaygınlaştırdığını belirtmektedir. “Medeniyet”, iktidar ilişkilerini kadın bedeni üzerinden kurmaktadır. Kadın, cinsel ve sosyal açıdan baskıya, dışlanmaya maruz kalmıştır.

Nil vadisinde sürmeye devam eden kız çocuklarına yönelik inisyasyon uygulaması, kadın bedeninin erkek egemenliğinde değiştirildiğini gözler önüne sermektedir. Kız çocuklarının cinsel organlarının dudakları küçük bir aralık bırakılacak biçimde birbirine dikilmektedir. Gelecekteki eş, evlilik gecesi, bu engeli doğal gücüyle ya da bıçak yardımıyla açacaktır. Erkek, kadının yanından ayrılmak zorunda kaldığında, sadakatinden kuşkulandığında, denetimindeki bu girişi aynı yöntemle kapatma hakkına sahiptir. Bu uygulama, kadının doğurganlığını denetim altında tutmaya çalışan erkek iktidarını gözler önüne sermektedir. Kadın bedeni, erkeğin hakimiyet kurduğu, şiddet gösterdiği, sosyal bir alana dönüşmüştür. Klitoris kesimi, kadına yöneltilen bedensel şiddetin uç noktasıdır; bu şiddet farklı ölçülerde her toplumda vardır.

Kız çocuklarnını inisyasyon süreci, kadın bedeninin erkek egemenliğinde nasıl terbiye edildiğini gözler önüne sermektedir. Kenya’da Masailer, kız çocuklarının memeleri büyümeye başladıktan sonra, genç savaşçıları süt içmeye çağırmaları ve onlarla sınırsız cinsel ilişkiye girmeleri, inisyasyon sürecinin bir parçasıdır. Kız çocuklarına verilen bu sözde cinsel özgürlüğe, yetişkin kadınların onlara savaşçıların yanında nasıl davranmaları gerektiğini ve ev işlerini öğrettiği bir eğitim eşlik etmektedir. Kız çocuğunun, 14-15 yaşında sünnet olması ve evlenmesi, bu cinsel özgürlüğün sınırlarını çizenin erkek olduğunu göstermektedir. Evlendikten sonra kadın, koca evinde yaşamak ve yeni bir sosyal görünüm almak zorundadır.İnisyasyon töreninden geçen kadın ölmekte ve malı olduğu kocasının topluluğunda yeniden doğmaktadır. Farklı bir sosyal kimliğe kavuşurken, çok katı bir cinsel denetim altına girmektedir.

Orta Afrika’daki Fang toplumunda , genç kızlar evlenene kadar dilediği erkekle birlikte olma hakkına sahiptir. Bu cinsel özgürlüğün temelinde Fanglar’da kadının, erkeğin susuzluğunu giderdiği bir kap olarak görmesi yatmaktadır. Erkekler lehine yorumlanan bu cinsel özgürlük, genç kızın evlenmesiyle yok olur. Evli kadın, statü değiştirdiği gibi varlık da değiştirmektedir. Ailesinden kopar, tecrit edilir, arıtılır ve başka bir ad alır. Günümüzde, kadının özgürlüğü ve bağımsızlığının bir boyutu olarak sunulan cinsel özgürlük, kimi ülkelerde, geçmiş toplumlardaki anlayışa yakındır. Bir erkek toplumunda, cinsel özgürlük erkeklerin özgürlüğü olabilir ve bu biçimiyle ancak erkek iktidarın belirtilerinden biridir.

[box_light]Feminizm mi, Mazoşizm mi?[/box_light]

Erkek hakimiyeti karşısında, kadının tepkisi ne olmuştur? Nicole Claude Mathieu, kadının bedensel düzlemde sınırlandırıldığı gibi bilinç düzleminde de sınırlandırıldığını savunmaktadır. Kadın, üretim ve savunma araçlarına ulaşamadığı gibi özgür iradesiyle seçim yapmasını sağlayacak nesnel bilgilere de ulaşamamaktadır. Toplum kadın bilincini, sürekli erkeğe gönderme yaparak, çalışmak zorunda bırakmaktadır. Baskı altında tutulan, içinde bulunduğu toplum, hakim cins ideolojisi, cinsler arası eşitsizlik hakkında eksik, sınırlı ve dolaylı bir düşünceye sahip olmaktadır. Bu nedenle, örneğin, Baruya toplumunda hakim sosyal düzene ya da erkek iktidarına bütünüyle karşı, toplu bir kadın direnişi görülmemiştir. Erkek iktidarı, tepkisizlik karşısında geçerliliğini korumaya devam etmiştir. Bu durumda kadın, altında kaldığı baskıyı eksiksiz tanıyan, öznenin, erkeğin, hakimiyet kurduğu bir nesneye dönüşmektedir. Bu baskıya ses çıkarmama, onu kabul etme kadınlığı mazoşizmle özdeşleştirmektir. Kadının bu baskıya karşı çıkması ve bir birey olarak var olma mücadelesi vermesi onun, mazoşist anlayıştan farklı olarak, kendini koruma ve savunma şeklidir. Gloria Steinem bu gerçeğe dayanarak söylemektedir: BİR KADIN YA MAZOŞİSTTİR YA DA FEMİNİSTTİR!  

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu