Türkiye’nin 62.Hükümeti’nin başbakanı, “Hoca” lakaplı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu oldu. Davutoğlu’nun yerine kimin Dışişleri Bakanı olacağı ise merak konusu. Davutoğlu’nun kuracağı hükümette bu makama layık görülen 4 isim, Ankara kulislerinde konuşuluyor.

En azından Baskın Oran'ın şu kitabını açıp geçmişi şimdiki durumla mukayese etmek gerek.

En azından Baskın Oran’ın şu kitabını açıp geçmişi şimdiki durumla mukayese etmek gerek.

Her şeyden önce, Davutoğlu’nun son on yılda Türk dış politikası adına kazandırdığı dönüşümün hakkını teslim etmek gerek. Ardı ardına Avrupa’dan yediği zılgıtlara tanık olan, Orta Doğu’yu “İranlaşıyoruz” “Bu Araplar bizi arkamızdan vurdu” diye gören bir dış politika anlayışı yerine, bölgedeki tarihsel mirasına dayanarak ana aktör olma yolunda belli mesafeler kat etmiş bir Türk dış politikası gelmiştir. Bunu yaparken kimi zaman utandıran, kimi zaman hayıflandıran hatalar da şüphesiz olmuştur. Ancak, “Hoca”nın getirdiği dış politika anlayışını anlayabilmek için sanırım hepimizin en azından Türk dış politikası tarihini anlatan bir kitabı alıp okuması ve mukayese etmesi gerek.

Gelelim dış politikanın yeni patronu olacak muhtemel isimlere.

Dört ismin arasından bir adım öne çıkan kişi AB Bakanı ve AKP Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu.

Çavuşoğlu’nun en büyük artısı, dış politikaya, özellikle Avrupa’ya ait muazzam bir tecrübeye ve prestije sahip olması. Şu an aralarında fiilen savaşın yer aldığı iki ülkeden yani Rusya’dan ve Ukrayna’dan da yakın zamanda devlet nişanesi almış olmasıyla, sanırım prestijden kastımın ne olduğu anlaşılacaktır. Bunun yanında 2010-2012 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığına seçilmiş olması ve bu görev için TBMM’deki tüm partilerden destek almış olması, Dış İşleri Bakanlığına kendisinin uygun olacağı yönünde bir işaret. Olası bir bakanlığı döneminde son iki yılda duraksayan AB ilişkilerimizin tekrar hız kazanması kaçınılmaz olacaktır. Tabii şu an Türkiye’nin dış politikada asıl meselesi olan Suriye ve Irak gibi yerlerde Avrupa’dakine benzer bir performans mı gösterir, orası bir soru işareti.

Çavuşoğlu'nun şansı hiç de yabana atılacak gibi değil.

Çavuşoğlu’nun şansı hiç de yabana atılacak gibi değil.

Bir diğer isimse, TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı, Volkan Bozkır. Bozkır, dünyanın birçok yerinde büyükelçiliklerde ve uluslararası kuruluşlarda çalışmış çok tecrübeli bir diplomat. Şu an Türk dış politikasını en yakından takip eden ve uygulamada yer alan şahıslardan biri. Özellikle Avrupa ve Kıbrıs’la alakalı dış politikada, diplomasi alanındaki engin tecrübesinin oldukça faydalı işlere vesile olacağı düşünüldüğünde, Bozkır da bu koltuğa en uygun isimlerden biri. Bunun yanında, ilerleyen yaşıyla beraber, tanınırlığının Türk halkı arasında nispeten düşük olması ise soru işaretlerine sebep oluyor.

İbrahim Kalın, akademik kimliğiyle saygın bir konuma sahip bir isim.

İbrahim Kalın, akademik kimliğiyle saygın bir konuma sahip bir isim.

Adaylardan bir başka isimse, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın. Kendisinin ön plana çıkan özelliğiyse oldukça derin bir akademik bilgiye ve Davutoğlu’nun stratejik derinlik meselesiyle örtüşen bir medeniyet tasavvuruna sahip olması. Tıpkı Davutoğlu gibi, Kalın da, özellikle Türkiye’de muhafazakâr gençler arasında akademik anlamda takip edilen ve en çok takdir gören kişilerden biri. Uluslararası birçok akademik kuruluşa üyeliği olan, onlarca makale ve kitap yazmış bir şahıs olması göz kamaştırıyor. Ancak bu kadar engin teorik bilgiye rağmen, bakanlığı durumunda pratikte tıpkı Davutoğlu’nun yaşadığı gibi, sahayı bilen diplomatların eksikliğini hissetmeyeceği şüpheli.

Adaylardan en sansasyoneli ve en çok tartışılanı ise kuşkusuz MİT Müsteşarı Hakan Fidan. Özellikle hem MİT öncesi TİKA Başkanlığında diplomasi alanında elde ettiği birikim hem de MİT’te sahaya ait kazandığı tecrübe, Fidan’ın bu isimler arasında ayrı bir yerde durmasına vesile oluyor. Hatalar da yapılmış olmasına rağmen Türkiye’nin dış politikada yüzünü merkez ülke olma konumunda Orta Doğu’ya çevirmesinin baş mimarlarından olması, Fidan’ın olası bir bakanlığında daha rahat hareket edip dış politikaya şekil verebileceğinin habercisi. Kişisel olarak da, İsrail’in ta en başından beri (2010) MİT’in başında kendisinin bulunmasının aleyhine açıklamalarda bulunması, onu benim gözümde bu göreve daha da uygun olacağını gösteriyor. Bunun yanında, yıllar sonra büyük bir dönüşüm geçirmiş MİT’in Süleyman Demirel’in tabiriyle “sahipsiz kalmayacak olmasına” rağmen oturmuş bir düzenin Fidan’ın bakanlığıyla aksayacak olması, olumsuz bir durum.

Adaylar böyle sıralanabilecekken, hatırlatılması gereken en önemli husus Davutoğlu’nun dış politikada yürüttüğü anlayışı bu dört ismin de kesintisiz şekilde uygulayacağıdır. Davutoğlu’nun yakından tanıdığı ve teşrik-i mesaisi olan bu dört ismin Davutoğlu’nun aksine farklı bir dış politika izleyeceğini düşünmek, tuhaf olur. Memlekete şimdiden hayırlı olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu