Sevgili hizmet kardeşim, hayırhahım* bildiğim;

8 seneye yakın bir süre boyunca seninle aynı yolun yolcusu oldum. Bu süre içinde cidden karakterine hayran olduğum, bana çokça emeği geçmiş abilerim ve kardeşlerim oldu. Bunlar, az sonra söyleyeceklerime muhatap değildir bilesin. Benim lafım sanadır kardeşim, ruhumuzu aynı adrese teslim edeceğimize inanıp aynı yere secde ettiğimizi bildiğimden sana bunu söylemem artık şart oldu. Çünkü hadsizlik derecesinde samimiyetsiz bir hal içerisindesin onu görmekteyim.

Son günlerin oldukça kötü geçiyordur eminim. Kendi geleceğin için de kaygı duyuyorsun. Bir iki seneni test çözerek ve de mesela hukuk fakültesini kazanarak temelini attığın kariyerin, bundan bir iki sene öncesine nazaran çok çetin geçecek. Sana üzülmüyor değilim, çünkü seninle aynı maklubenin etli kısmını kaşıkladık, beraber Zaman gazetesi dağıtıp Allah rızası için iş yaptığımızı tahayyül ettik, beraber cevşen ve Risale-i Nur okuyup tefekkür ettik. Yani, senin hep yakınındaydım ben. Haliyle üzülmemek mümkün değil. Ancak bu üzüntüm, samimiyetsizliğinle ortaya çıkan öfkemi gidermiyor.

“Zulmün karşısında susan, dilsiz şeytandır!” diyorsun sevgili kardeşim. Senden hiç olmadığı kadar gür bir sedayla bunu duyuyorum. İntisap ettiğin yani bağlandığın bu yeri savunuyorsun çünkü. İntisap kelimesinin kökü de nitekim nesepten gelir yani soy, köken vs. Sen de adeta organik bir bağ ile ailenden biri gibi gördüğün bu insanları savunuyorsun Twitter’da, Zaman gazetesinde veya Çağlayan’da. Normal karşılıyorum.

Neydi o laf? Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste miydi?

Neydi o laf? Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste miydi?

Zulüm, hakkın olmadığı yerdir evet. Hak da, bir Müslüman olarak senin en son çiğneyeceğin şeydir. Ağızlara en son sakız edeceğin şeydir. Lakin senden bu doğru tavrı görememekteyim. Zulmün sadece sana yapıldığını zannediyorsun.  Sanki her zulümde bu memlekette “susmamışsın” gibi, gelmiş bir de feryad ü figan ediyorsun.

Risale-i Nurların, hani o Üstad bildiğimiz çılgınca işler yapan adamın eserlerini dağıtmamak ve oradan oraya sürmek için elinden geleni yapan adamların nato kafa nato mermer zihniyetli partisiyle iş tuttun, sen de zulme 40-50 sene sonrasında bir taraf oldun.

“Ergenekon var, Balyoz var!” dedin demokrasinin yerine oturabilmesi adına bu memlekette, tamam dedik. Ancak işin suyunu çıkardın; suçsuz insanları, saçma sapan kanıtları ‘bavullara’ doldurarak hapse koydun. Zulmettin.

Hukuksuzluk yok, bu işler hukuka uygun yürütülüyor” dedin, adalet kavramının yalnız şu an senin gibi ‘altın nesil’ adamlarla yayıldığın yargıdan çıkabileceğine inanacak kadar densizleştin. Hukukla adalete zulmetmek gibi efsane bir iş başardın.

Onun bunun telefonlarını, evini dinleyip sonradan “Bu memleketi İrancılar basmış, Selam/Tevhid diye bir örgüt var” gibi kurgusallıkta taş çıkartacak bir meseleye gözün kapalı inandın. MİT Müsteşarını, sırf senden değil ve senin gibi adamların MİT’e yayılmasına pek müsaade etmedi diye sanırım,  demediğini bırakmadın. Adamın ne İrancılığı kaldı ne de El Kaideciliği. Zulmettin.

İsrail’deki zulüm için “otoriteden izin alınmalıydı” dendiğinde, üstüne “bile bile ölüme gittiler, şov yaptılar” tarzı açıklamalarda bulundun.  Mısır, Suriye ve daha birçok Müslüman toprağında olan zulümlere sesini çıkaran kardeşlerimize “ne gereği var ki?” “sokağa çıkmak çözüm getirmez” gibi ayıp cümlelerle itham ettin. Zulmettin.

Kassam’ın füzesine, İslam Cephe’nin mermilerine laf attın, İslam düşmanlarıyla ille de ‘kalemle’ mücadele edilmesi gerektiğini söyledin. Kalemi olmayan insanların silahla yaptıklarını küçümsedin, hakir gördün. Sen hariç bütün Müslümanlara, kelamınla zulmettin.

İslam’ın diriltilip Müslümanların hakim olduğu zamanın gelmesi adına yapılan çirkince işleri kendine mübah gördün. Başörtüsüne füruat (ikincil) gözüyle baktın. İslam’ın hakim olduğu bir zaman dilimi olan Osmanlı’da bile insanların hakkına böylesine girilmemişken, sen beterini yaptın. Onlara zulmettin.

12 Eylül’de memlekette kaosun durmasına (!) vesile olduğu için destek verdin. 28 Şubat’ta yapılan ‘balans ayarına’, “beceremediniz, bırakın artık…” serzenişine muhatap kıldığın seçilmiş bir hükümete, bir Müslüman cemaat olmana rağmen, böylesine zulmettin kelamınla. Çevik Bir’e mektuplaşmanla selam çakmanı es geçmiyorum elbet.

Adam hem Kaide'ye destek veriyor hem de İran ajanı. Ne MİT Müsteşarı değil mi ama?! 

Adam hem Kaide’ye destek veriyor hem de İran ajanı. Ne MİT Müsteşarı değil mi ama?!

“Hocaefendi’nin siyasetle işi olmaz” dedin de durdun. Pennsylvania’ya kabul edilen heyetler, “şu partiye oy verelim” demeler, haftalık ev toplantısı gündeminde bile siyaset konuşmakla müthiş apolitikliğine apolitiklik kattın. Siyasetin kendisine zulmettin.

Paket halinde ezberlediğin argümanlarla, Twitter’da ve başka yerlerde cengâverce konuşurken sana itiraz eden adama mide bulandırıcı bir kibarlıkla güya, tartışmayı düzgün yapmak gerektiğini söyledin durdun. Sen ve senin gibi birçok adam, nezakete ve zerafete zulmettiniz.

“İslam dünyasında akılcı çözümler olsun” “Kılıç değil kalem tutalım, okul açalım” dedin akılcılığınla bizleri büyüledin. Ancak hem az önce dediğim ezbere paket argümanlarınla hem de Hocaefendi’nin asla hata yapamayacağına, mesela beddua edemeyeceğine falan inanarak (inanmasan bile somut delil getirmeyerek) aklına zulmettin.

Bunları bir düşün derim güzel kardeşim. Belki o çok övündüğün, Müslüman camialar içindeki en akılcısı ve en güçlüsü olmakla övündüğün payene aklın, artık bir utanç vesilesiyle bakmaya başlar da benim gibi artık yanlıştan uzaklaşırsın.

Ha yok halen “Ben hak yolun yolcusuyum” deyip, aslında ufaktan kendine tek iyi yolda olduğuna dair telkinlerde bulunursan sen bilirsin. “En kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.” diyen Üstad’ı haklı çıkarırsın.

Unutma sevgili kardeşim seni de içinde bulunduğun bu oluşumda eksik bilgilendirdiklerini. Unutma, aklına ve nefsine her geçen gün zulmedildiğini. 

 

“Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’raf, 23)

 

* Hayırhah: Aynı amaçta yürünen yolda arkadaşının iyiliğini isteyip, kötülüğünde derhal onu uyaran ve amacından uzak kalmamasına vesile olan kişiye verilen İslami terim.

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

7 comments

  1. Fatih Şemsettin Işık

    Fatih Şemsettin Işık

    Zahmet edip yorumda bulunmuşsunuz teşekkür ederim. Bununla beraber ezbere konuştuğunuz çok açık. 4656427664556465 defa duyduğum şeyler, ama yine de cevap vermek gerekir.

    Sanırım bu oluşumun 8 sene içinde bulunmuş bir adam olarak, en azından “biraz biliyorum” demeye hakkım var.

    Cehaletle suçlamadan evvel önce kendinize çeki düzen verin, bildiğinize dair kanıtlarınızı ortaya koyun sonra, insanları cahilsiniz diye suçlayın. Terkip kasmakla olmuyor böyle işler sevgili arkadaşım. Ayrıca benim gidip sizin kadar afilli kelimeler kasmak gibi bir niyetim de yok, onu hocanıza veya bilumum üstlerinize falan sorun.

    FG’nin o alıntısının o şekilde olduğunu da biliyorum, tıpkı nasıl yargı ve bürokraside vs. düşüncenin vücuda geldiğini gördüğüm gibi. Başörtüsü, tesettür vs. affedersiniz ama benim bildiğim farzdı? Farz olan bir meselenin, imani meselelerden ayrı tutulmasını hangi kafayla açıklıyorsunuz? Pratik teoriden nasıl ayrılabilir İslam’da? Efendimiz (SAV) gibi bir örnek varken?

    İlâ-yi Kelimetullah, gayrimeşru araçlarla kirletilmeyecek kadar hassas bir mevzu. Onca insan bu amaç uğruna İslam topraklarında şehit olurken kalkmış bana “İmani meselelerden ötürü öyle dedi” demeyin lütfen.

    Sevgiler.

  2. Fatih Şemsettin Işık

    Fatih Şemsettin Işık

    1) Selam-Tevhid’le alakalı Yıldıray Oğur’un yazı dizisi (Ve Aleykumselam – Ve Rahmetullah ve Berekatühü) yeterli gelecektir. Dediğiniz şeyi çürütmüş bir zat kendisi. Benim daha da üzerine konuşmam abestir.

    2) Müslümanlığa ve İslam’a zarar vermesi sizin fazla “demokratik” fazla “ılımlı” bakış açınızdan kaynaklı olabilir mi? Müslümanlık imaj dini değildir, Hak dindir. Hak eğer silahla olacaksa, silahla olur. Kalemle olacaksa kalemle olur. Müslüman görünüşüne değil Hakkın peşinde olmalıdır. Hataları olsa bile onlar şehid olmayı seçiyorlarsa, bağrımıza basmaktan başkası bize düşmez.

    3) İslamofobiyi ortayı çıkaran ortam Soğuk Savaş sonrası boşluk. Yani Müslümanlar çeşitli yerlerde hak uğruna cihat yapmıyor olsalardı bile, bir bahaneyle Müslümanlar kötü gösterilecekti, burası çok belli. Kurulmuş bir algı var diye ortada, bizim ona inanmamız ve ona göre hareket etmemiz mi yoksa bizim mi doğruları belirlememiz gerekiyor? Kimden çekiniyoruz?

    4) “Sohbetlerine bakın, kitaplarını okuyun..” bilmem ne. Bunu Gülen’in doğrudan söylemesi gerekmiyor benim dediğimin geçerli olması için. Gülen’den habersiz belki onlarca iş dönüyor, kendisi de susuyor. CHP’ye oy vermeleri konusunda çıkan, bir kısım mensupların yapmış olduğu görüşmelerin (bakın toptan cemaat demiyorum) ses kayıtları vs. onları kolaylıkla bulabilirsiniz.

    5) Kendi içtihadlarını eğer cemaatten bihaber paylaşabilen zevat varsa, üstüne bunlar cemaatin genel görüşlerine ters düşecek şeylerse, o zaman yine bu cemaatin hatasıdır. İçinde zarar veren adamı niye barındırıyor? Allah rızası adına yapılan bir iş var madem, bu kir giderilsin. Ya da “biz buna karşıtız bak” diye bildiri vs. yayınlansın.

    6) Benim sizin tesellinize ihtiyacım yok, haddinizi bilin lütfen. Siz kim oluyorsunuz affedersiniz ama bana teselli veriyorsunuz? Müslüman camiaların sizde gördükleri “bu işleri en iyi biz biliriz, o meseleler öyle değil” gibi cümlelerin koktuğu gizli kibiri daha iyi anlıyorum. Bir de siz güya zaten “en barışçıl”, “en makul yöntemlerle” ve “seviyeli bir çerçeve içerisinde” “emr-i b’il maruf, nehy-i an’il münker” yapan güruhsunuz değil mi? Bana bu tavrınız hiç de bunu onaylar şekilde gelmedi nedense. Yine de bana gördüğüm bir gerçeği tekrar hatırlattığınız için teşekkür ederim.

  3. Ahmet Dönmez

    Merhabalar,
    Gülen Cemaatinin içinde bulunmamış biri olarak size birkaç soru yöneltmek istiyorum.
    1) Ergenekon ve türevi davalardaki hukuksuzluklara değinmişsiniz. Bu davalarda Gülen Cemaatinin etkisinin çok büyük olduğu aşikar. Peki Gülen Cemaatinin gerçekten de bu davaları tek başına yaptığını düşünüyor musunuz? Demek istediğim, kendisine ilişilince polis ve savcıları sürgüne yollayan iktidar, acaba hukuksuzluklar bu kadar barizken, neden kılını kıpırdatmamıştır? Kılını kıpırdatmamakla kalmamış, bir de üstüne destek vermiştir. Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu davaların savcısı benim.”, Başbakanın Danışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Türkiye bu davalar sayesinde bağırsaklarını temizliyor” cümleleri dün gibi hafızalarda. Ne zaman ki Başbakanın birlikte uyumla çalıştığı kişiler tutuklanmış, Başbakan o zaman “Bu dalgalar Türkiye’yi boğuyor artık.” demeye başlamıştır. Sorum şu ki en az cemaat kadar iktidar partisi olan AK Partinin de bu hukuksuzluklarda payı bulunmamakta mıdır?
    2) Gülen Cemaatini CHP’ye oy verdiği için, 50 yıl önceki CHP Yönetiminin Said Nursi’ye yaptıklarından ötürü taraf olmakla suçlamış ve “Zulmettin” demişsiniz. Yazılarınızı inceledim ve tahminimce siz Ak Partiye oy veriyorsunuz. Tabi ki yanılıyor da olabilirim. Bu sadece yazdığınız yazılara bakarak yaptığım bir tahmin. Yaptığınız düz mantığı kullanarak ben de size şunu diyorum. Hem Ak Partiye oy verip, hem de Ergenekon davalarındaki hukuksuzlukları bu yazıya konu ederek Gülen Cemaatini sanki tek suçluymuş gibi gösterirken, sahip olduğunuzu umduğum utanma duygunuz az da olsa devreye giriyor mu?
    Teşekkürler…

    • Fatih Şemsettin Işık

      Fatih Şemsettin Işık

      Merhabalar,

      Sanırım ikisine birden cevap vermek tek bir metinde mümkün. Tahmininiz doğru, AK Parti’ye oy veren/vermiş bir insanım. Fakat AK Parti fanatiği, partizanı vs. değilim. Erdoğan’ın sevdiğim yönleri kadar sevmediğim yönleri de var. Yazılarımdan siyasi duruşumu bulmanıza şaşırmadım ama eksik de okumuşsunuz diyebilirim. Ben sadece, hükümeti hunharca ve mantık dışı şekilde eleştirmeye karşıyım. Hükümeti eleştirdiğim noktalar da mevcut.

      Nitekim bunlardan bir tanesi, cemaate zamanında fazlaca yüz verilmesi, amiyane tabirle. Bu hukuksuzluklarda payının olduğunu gösterir belki, haklısınız. Lakin bu işin, cemaatin yayılmacı mantığına aslen oturduğunu söylemek mümkün. Bir siyasi parti, tek parti olmadığı sürece toplumun her kesimine yayılmak zorunda değildir. Ancak cemaat, bunun tam tersi bir duruma sahip. Dini vazife altında, yönetimdeki mekanizmalara adamlarını devşirmeye çalışıyor.

      Yani, Gülen cemaati bu konuda tek değil ama en büyük suçludur. AK Parti’de belki yolsuzluk yapan adamları temizlemek, tasfiye etmek mümkünken cemaatte bu temizleme durumu tam tersi şekilde işliyor. Dini açıdan düzgün bir hale geleceğine dair bir umutla, kişinin yaptığı hatalar, affedilebiliyor.

      Sevgiler.

  4. yusuf dökmetaş

    slm sayin valim niğde edikli kasabasindan yazi yom ben 1962 dogumluyum gözumden ve akciren den engelliyim yuzde 54 engelliyim sayin valim ben doguşdan engelliyim 3 sefer engelli maşina başvurdum ama vermediler neden vermediklerini soruyom bana bana cavep vermiyorlar ben çök zor durum dayim en sonunda size yazmak zorunda kaldim siiznde çök iyi oldunuzu duydum arkdaşlar dedi ilgilense ilgilense niğde valisi senin sorunu çozer dediler benim hiş bir gelirim yok uzerimde de hiş bir şey yok benin uzerime bir oturdum evim var başka bir şeyyim yok birde babam raymetliden kalan tarla var oda mereşci mali 5 kerdeşyiz birde annem var oda ozhannim deyil banada duşse duşse 4 digar tarla duşer oda su yok ekim olmaz sayin valim lutfen benimle ilgilenin ben 2022 den engelli maşi almak isdiyom çök zor dayim başkada çalişamiyom takdir sizin sayin valim saygilar niğde edikli kasabasi yeni mahalesi de oturuyom tc 333 141 51 472 telimda 0541 221 27 05

  5. Vasıf İnanç Duygulu

    Vasıf İnanç Duygulu

    İyi güzel de kardeşim keşke bu bildiklerini Ak Parti ile Cemaat’in arası bozulmadan dillendirseydin de samimiyetine inanabilseydik. Keşke ‘Ak Parti’nin Cemaat’e ‘Ya benimsin ya kara toprağın’ anlayışıyla saldırdığı iddiaları tekrarlamaktan bir adım öteye gidip her iki tarafın da hatalarını dillendirebilseydin de evet bu kardeşimiz cemaate düşman olduğu için değil Hak’tan yana olduğu için eleştiriyor deseydik.
    Velhasıl keşke bu yanlışları 8 yıl içinde maklubeye kaşık sallarken abilerine de getirebilseydin de şimdi sizden değilim Ak Partiliyim diye bağırmana gerek kalmasaydı.

    • Fatih Şemsettin Işık

      Fatih Şemsettin Işık

      Sevgili kardeşim,

      Eleştirini kısmen haklı bulmakla birlikte gözden kaçırdığın iki noktayı sana hatırlatmak isterim:

      1- Cemaat içinde bu tarz yanlışları dile getirecek bir zihin teşekkülü pek mümkün olmuyor. Uzun yıllar boyunca, “İslam idealinin yaşandığı” bir oluşumu içselleştirdikten ve kusursuz bir itaate dayalı olarak Allah rızası için yaptığını düşündüğün işlerle hemhal olduktan sonra nasıl o ‘yanlışları abilere dile getirmek’ mümkün olabilirdi? Amiyane tabirle, öyle bir durumda aforozu & paparayı anında yemen ve dini anlamda sarsıntı geçirdiğini düşünmen pek ala mümkün olurdu.

      2- Eğer sadece bu “aranın bozulmasından” kaynaklı Cemaate kızgın olduğumu düşünüyorsan, yanılıyorsun. Kişisel husumetlerin ağırlıkta olduğu bir ton sebepten ötürü, bu olaylar çıkmadan evvel benim bağım çoğunlukla bitmişti. Yani sandığın gibi AK Parti yandaşı olup da “safım belli olsun” deyip cemaatten ayrılmadım. Samimi olduğumu düşünüyorum nitekim sana da samimi olmayı “siyah-beyaz” algınla değerlendirmemeni öneririm. Cemaate eleştiri getiren her adam AK Partili olmak zorunda mı?

      Bir de, GazeteBilkent’teki öteki yazılarıma bakmanı tavsiye ederim. Keza AK Parti’yi eleştirdiğim yazılarımı da görmen mümkün. Özellikle Orta Doğu konusunda, haklı eleştirilere kabulüm. Haksız eleştirilere de karşı çıkıp, doğrusu budur demek, “AK Parti yandaşıyım!” diye “bağırmak” demek de değildir, bunu böyle bilelim.

      Selametle.

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu