Yirmi Yıl, Bir Gün

Genelleme yapılarak kitabından sonra filmi yapılan filmlerin, kitaba göre daha yetersiz kalındığı kabul edilir. Evet, kitabın yerini film tutamaz belki; ama bence gayet başarılı bir aktarım olmuş.

Gösteriminin beşinci haftasında olan filme, günlük hayatın karmaşasından dolayı ancak gidebildiğim senaryosunu da kitabın yazarı David Nicholls’un üstlendiği yönetmenliğini Lone Scherfig’ın yaptığı ve başrollerini Anne Hathaway ve Jim Sturgess’ın paylaştığı “Bir Gün” (One Day) filmi hem klasik hem de beklenmedik bir aşk hikâyesi.

Film Emma (Anne Hathaway) ve Dexter (Jim Sturgess)’ın üniversiteden mezun oldukları gece başlıyor, aslında daha önce tanışmış olmalarına rağmen resmi olarak o gün yani 15 Temmuz 1998 günü tanışırlar. Ancak gece ikisinin de umduğu gibi gitmez ve o geceden sonra hayatları hiçbir zaman aynı olmayacaktır. Yılların neler getireceğinden habersiz iki arkadaş, her yıl 15 Temmuz’da görüşmeye karar verirler. Bazen buluşamadıkları da olmuştur ama ne şekilde olursa olsun hep birbirlerinin hayatlarında olmuşlardır. Emma İngiltere’de bir Meksika restoranında garsonluk yaparken, Dexter televizyonda sunuculuk yapmaktadır. Sürekli sevgili değiştiriyordur ve alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklara sahip olmuştur, bu sırada annesinin hasta olduğunu öğrendiğimiz Dexter, kendini iyice kaybetmiştir. Emma ise restoranda çalışmaya gelen yeni garson/komedyen Ian ile yakınlaşmaya başlamıştır.

Annesinin ölümünden sonra Emma ile birlikte gittikleri tatil ikisini daha da yakınlaştırmıştır. Daha sonra ki yıllarda Emma onu toplamak için elinden geleni yaptıkça, Dexter bir o kadar acımasız ve bencilce davranmaktadır. Emma’nın canını yakmaya başlayan bu davranışları ikisini uzaklaştırır. Dexter ne zaman Emma ile iletişime geçse, Ian artık huzursuz olmaya başlamıştır. Onu değil de Dexter’ı sevdiğini anladığında, Emma’dan ayrılır. Emma ise bu sıralarda öğretmenlik yapmaya başlamış ve yazmayı planladığı romanı için para biriktirmeye çalışmaktadır. O yıl Dexter ile buluşmaları Emma’nın eski oda arkadaşının düğününde olur ve Emma orda Dexter’ın başkasına aşık olduğunu, evleneceğini ve artık baba olacağını öğrenir. Ama Dexter’ın televizyon kariyeri sona ermiştir ve işsiz bir babadır.

Dexter o çok sevdiği eşinin onu aldattığını öğrendiğinde, Emma ilk kitabini yayınlamıştır. Dexter Paris’e, Emma’nın yanına geldiğinde, onun başka bir adama âşık olduğunu öğrenir ve hislerini artık saklayamayacağını anlar. Sonunda ikisi de açıkça hislerini ortaya koymuşlardır. Çok güzel bir düğünle evlenirler ancak bir bebek sahibi olamıyor olmak çifti huzursuz etmektedir. Bir gün Emma yüzmeden Dexter’ın kafesine bisiklet ile giderken, ona çarpan kamyon yüzünden hayatını kaybeder. Dexter hayatını daha yeni düzene oturtmuşken Emma’nın ölümü, onu en dibe itmiştir. Sürekli içiyor, barlarda kavgalar çıkartıyordur. Eski eşi, kızı ve babası ona destek olmaya çalışmaktadır. Film baba ve kızın, Emma ile ilk tanıştıkları gün tırmandıkları tepeye gitmesi ile biter. Dexter’ın hatıraları canlanır ve Emma arasında ilk gün neler olduğunu öğreniriz. İlk kez öpüşmelerini ve ikisinin de tekrar karşılaşacaklarından ne kadar emin olduklarını görürüz.

Günlük ask ilişkilerini anlatan ve hep aynı klişe sonucu taşıyan romantik filmlerden şikayetçi olanlardansanız, bu filmi kesinlikle tavsiye ederim. Bunun dışında; kitabını okumuş okumamış herkesin vizyondan kalktıktan sonra bile raflarında bulunması gerektiğini düşünüyorum. Bakarsınız belki de bir gün gelir sizde kaybettiklerinizin değerini anlar, Emma ve Dexter gibi yıllar sonra mutluluğu birbirinizde bulursunuz..

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu