Yersiz Yurtsuz Bir Mütefekkir: Edward Said

edward-said1

“Bence entelektüelin görevi krizi evrenselleştirmek, belli bir ırkın ya da ulusun çektiği acıları daha geniş bir insani bağlama oturtup bu deneyimi başkalarının acılarıyla ilişkilendirmektir. Hayatları boyunca bir toplumun mensubu olmuş entelektüeller bile, bir bakıma, içerdekiler ve yabancılar diye ikiye ayrılabilirler:

Bir yanda toplumun mevcut haline tamamen ait olanlar, onun içinde yoğun bir aykırılık ya da uyumsuzluk duygusu hissetmeksizin barınanlar ki bunlara evet-diyiciler diyebiliriz;

Öte yanda hayır-diyenler, toplumlarıyla yıldızları barışmayan, bu yüzden de imtiyaz, güç ve şan şöhret edinememe anlamında yabancı ve sürgün olan bireyler.”

Edward Said

Edward Said’in verimli ömrü modern Ortadoğu tarihinin sergüzeşti gibidir. Yalnız mekânsal olarak iz bıraktığı yerler değil, kimlik itibariyle de bütün bir coğrafya ve tarihin sorumluluklarını yüklenmiştir. Meşhur eseri Oryantalizmin arkasında da Filistinli bir anne ve Beyrutlu bir babanın, Kudüs’te doğan, Mısır’da İngiliz eğitimi alan Hristiyan bir angaje mütefekkir vardır. Tam anlamıyla bir sınır entelektüelidir. Durduğu yer itibariyle alışılagelmiş birçok kalıbı fazlasıyla zorlayan ve hatta fikir çevrelerinin, Said’in yerini anlamlandırabilmesini güçleştiren konumlar almaktadır. Kendi deyişiyle “Araplığı su götürmez Said soyadına zoraki iliştirilmiş, budalalık derecesindeki İngiliz Edward adını” taşıması Said’in bölünmüş kimliği hakkında bir fikir veriyor.

240edward_said_illo,0Hristiyan olması onu Filistin davasının ateşli bir savunucusu olmaktan alıkoymamış, daha da yüreklendirmiştir. O, Derrida, Somtag, Choamsky ile Filistinli direniş liderlerini aynı evde bir araya getiren bir aydındır. Aslında Said’in hayatını ulus devlet modellerinin aşınmakta olduğu dönemlere rast geldiğini düşündüğümüzde, onun hayatını da bu paralellikte okuyabiliriz. Said’in fikir dünyasının içinde şekillendiği bir ulus devlet aidiyeti yoktur. Amerika’da yaşamasına rağmen, asıl mensubiyeti, işgal edilmiş Filistin’dir. Arap entelektüel dünyasının tarihini sorgulamaya başladığı dönemde Said’in sahip olduğu üst kimlik, onun radikalliğinin de bir sebebidir. Çağında yaşamış Enver Abdülmelik veya Frantz Fanon gibi düşünce insanlarıyla çatışma halinde olmuştur, kısaca sorunlu bir entelektüeldir.

Düşünce dünyası Edward Said’i Batılı yapar. Mezcettiği fikirlerini; Karl Marx, Friedrich Nietzsche, Antonio Gramsci, Theodor W. Adorno, Gaston Bachelard, Michel Foucault, Noam Chomsky gibi 19 ve 20. Yüzyıl radikal toplum eleştirisine sahip fikir adamlarının eserlerinden beslenerek oluşturmuştu. Rennan, Malerme, Balzac gibi edebiyatçıların eserleri Said’in özellikle Oryantalizm’ine olumlu ve olumsuz bağlamda malzeme olmuş yazarlardır. Said’I farklı kılan yal ve tarihî zâtiyetleri, egemen güçlerin ve güç ideologlarının çıkar felsefelerinden değil, değişik biçim ve stratejilerle güç kapışmalarına malzeme yapılan, medyanın sembolik şiddet araçlarıyla sürekli biçimde rencide edilen insanların ve kitlelerin perspektifinden yorumlama çabasıyla bağlantılıydı.

Algıların, baskıların, önyargıların önüne kendini koyarak set çekmiş biridir Edward Said. Yahudi müzisyen dostu Daniel Barenboim ile birlikte müzik konserlerine çıkmıştır. İsraillilerin terörist entelektüel yaftasına “temsil” ile karşılık vermiş, kendine ait bir mukabele şekli geliştirmiştir. Hakkın bir hatırı vardır ve söylenmesi gereklidir, politik bir tavır alması onu yanlışlara göz yumar hale getirmemiştir. Haklı bir mücadelenin yanlışlıklarla kazanılamayacağının bilincindeydi. Danışmanlığını yaptığı Arafat’la yollarını Oslo’daki barış görüşmelerini kişisel iktidarını korumak için kullandığı için ayırdı. Bu yüzden de bazı kitapları birçok Ortadoğu ülkesinde yasaklanmıştır.

Köklerinden kopartılmış, sürgün edilmiş milyonlarca yurttaşına dair duygusal bir hiçlikle boğuşmaya mahkum edilmiş insanların durumları, sosyal bilimlerin kurulu yapısı içinde uzun bir süre anlamlandırılma sorunu yaşamıştır . Reddedilme, aşağılanma veya sürgün edilme duyguları, tabiî bir şekilde, sorunun tarafı olan bireyler için rasyonel biçimde kavranması zor durumlardır. Çünkü bu duygular, bireylerin kültürel aidiyetini ifade eden tarihî miraslarıyla sıkı bir ilişki içerisindedir.

Aslında bu hissiyat yeni düşünce zeminlerine kapı aralıyordu. Öteden beri gerek Doğu’nun gerek de Batı’nın bu ilişkide, kendi varlığını üstün gören bir kültürü yeni nesillere miras bıraktığı biliniyordu. Fakat bu esrarengiz karşılaşma, ötekinin, tahayyül edilenden bambaşka bir şey olabileceğini hatırlatmaktan da geri kalmıyordu. Batı’nın kendi içerisindeki toplumsal gelişmeler, ve toplumsal kimlik ötekileştirme karşılaştırmasında kendisine ‘Allah vergisi’ bir üstünlük telkin ediyordu. İşte oryantalizm, bu üstünlüğün Batı dışında aranıp modern uluslara teşhir edilmesi vazifesiyle bilim dünyasına adımını atmıştı. 150 yıl boyunca Doğu’nun günceli tarih boyunca sanki hiç yakalamamış gibi yaklaşıyordu ilk oryantalistler.

6a00d83455aaff69e200e54f402bfd8833-800wiBir yandan Batı’nın refah toplumu sefaletin ayak seslerini işitiyor, siyasal sistem uzun zamanlar farkında olmadığı yeni aktörlere (kadın, mülteci, ırk…) alışmaya çalışıyordu. Diğer yandan da varoluşçu ve yapısalcı felsefeler, artık büyüsü bozulmuş aydınlanma düşüncesinin hakkından geliyordu. Said, meşhur kitabında bütün bu gelişmelerin ışığında Oryantalizm’in Batı tarafından yazılan bir tarihin sonucu olduğunu ileri sürdü. Ona göre modern bilinç, Doğu’yu kendi talep ve beklentileri çerçevesinde sürekli olarak yeniden inşa etmişti. Doğu’nun durağan ve esrarengiz atmosferi, Afyon Savaşları veya Pearl Harbor vakası, farklı zaman dilimlerinde Batılı zihniyetin hep aynı duyguyu kendi bilinçaltından çekip çıkarması ile meydana geliyordu. Elbette ki Oryantalizm’in ilham aldığı ya da araştırdığı olaylar gerçekte vardılar fakat bu olayların anlamı ve tekabül ettiği hakikat, Doğu’nun değil Batı’nın yorumlarıyla biçimlenmişti. Kısacası Doğu hakkında söylenenler, Oryantalist söylemin içinde bu medeniyetin kendisi haline geliyordu.

Oryantalizm gibi birçok eserinde da yeni bakış açıları ortaya koydu Edward Said. Onun hayat öyküsünden çıkarılabilecek pratik sonuçlardan birisi de, taraf olmanın, insanı tarafı olduğu idealleri de eleştirebilme yetkinliğiyle donatması durumunda ancak sahici bir değere sahip olduğu gerçeğidir. Entelektüelin sorumluluğu da bu çerçevede düşünüldüğünde bir anlam ve değer kazanacaktır. Edward Said’in hayat öyküsü, çok yönlü okumalara açık bir metin olarak her zaman değerli bir başvuru kaynağı olarak kalacaktır. Hayat hikayesini anlattığı “Yersiz Yurtsuz Bir Mütefekkir”, bunun için iyi bir başlangıç.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu