GazeteBilkent Mezunlar’ın Şubat ayı konuğu, 2009 yılı Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunumuz Utku Çulha. Robotik Kulübü’nün kurucusu olan Çulha ile öğrenci kulüplerinden Bilkentli günlere, akademik alandan iş hayatına dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Dolu dolu yaşanan bir üniversite hayatıyla ilgili bu samimi röportajı siz GazeteBilkent okurlarına sunmaktan mutluluk duyarız.

GazeteBilkent: Utku Çulha kimdir?
Utku Çulha:
1987 yılında İstanbul’da doğdum. Annem ve babam dışında bütün ailem de orada yaşıyor. Kardeşim yok. Çok küçükken, bebek iken, babamın görevi sebebiyle kısa bir süre Erzurum’da yaşamışız, o yüzden soğukla aram iyidir. Daha sonra bir dönem İstanbul’da kalsak da hayatım çoğunlukla Ankara’da geçti. İlkokulu Bahçelievler İlkokulu’nda okudum. Çok sevdiğim bir öğretmenimiz vardı; okuldan ayrılmasıyla beraber ben de TED Ankara Koleji’ne geçiş yaptım. Eğitimime 4. sınıftan ortaokul son sınıfa kadar TED’de devam ettim. Sonra bir hatayla TED’in lisesine devam etmeyip, Gazi Anadolu Lisesi’ne geçiş yaptım. O yıl ortaokuldan beş yüz kişi filan mezun olmuştuk; bunların yarısından fazlası TED dışında çeşitli liselere geçiş yapınca ben de öyle bir karara varmışım. Üç sene de Gazi Anadolu Lisesi’nde okuduktan sonra, Bilkent’e geldim. 2005-2009 yılları arasında Bilgisayar Mühendisliği bölümünde eğitim gördüm. 76. Yurdun çimenlerine oturamadan, dört yılımı geçirdim. 2009 yılında yüksek lisans programı için yeniden Bilkentli oldum. Normalde 2011 bahar dönemiyle programı tamamlamış olacaktım ancak 2010 güz döneminde kendi imkanlarımla Carnegie Mellon’a gittiğimden, programı yarım dönem farkla yeni tamamlamış oluyorum. Önümüzdeki Mart-Nisan döneminde de doktora programı için İsviçre’ye gideceğim.

GB: Neden Bilkent Üniversitesi? Neden Bilgisayar Mühendisliği?
Çulha:
Lise sonda iki yaklaşım vardı kafamda; babadan dolayı tıp istiyordum – ki hala çok hoşuma gider bu alan -, bir de yapay zeka üzerine çalışma isteği ile bilgisayar mühendisliği okumak vardı. O sıralar dershanede Fırat adında genç bir hocam vardı. Sonrasında çok da iyi arkadaşım olmuştur kendisi. O’nun yönlendirmesi ile Bilkent’in bilgisayar mühendisliğini tercih etmiş oldum. Bilkent Üniversitesi de benim için tek tercihti. Çocukken Star Wars hayranıydım, bilim kurgu sever bir insandım. Tercih yaparken yapay zekayla ilgili işlerle, grafik tasarımla uğraşırım diye düşünüyordum. Türkiye’deki en iyi Bilgisayar Mühendisliği’nin de Bilkent’te olmasından ötürü burayı tercih ettim. Ayrıca, Bilkent’in insan profili de bana daha uygun gelmişti.

GB: Yeniden tercih etme şansınız olsa yine Bilkent’i tercih eder miydiniz?
Çulha: Tabii ki. Ama şöyle söyleyeyim; girdiğim sene makine mühendisliği olsaydı Bilkent’te, belki makineyi tercih ederdim… Ancak şu anki halimden de mutluyum. Zaten robotikle ilgilenmeye başlayınca, farklı mühendislik dallarında ilgi duyduğum alanlarla bir bağ olmuş oldu. Lisans ve yüksek lisans derecemi bilgisayar mühendisliğinden aldım, bundan sonra makine mühendisliğinde doktora yapacağım. Bana sağlam bir mühendislik adabı ve çok geçerli ve her çalışma alanının ihtiyaç duyduğu bir meslek kazandırdığı için bilgisayar mühendisliği okumuş olmaktan mutluyum. Bilkent de bu eğitim için birinci ve tek seçenek olmalıydı, oldu da.

GB: Mezun olduktan sonraki süreç nasıl gelişti?
Çulha:
Son sınıftayken part-time mühendis olarak Havelsan’da çalışmaya başladım. Bu sırada, Innovative Project diye bir ders alıyordum. Bitirme projesi olarak, biraz babamın biraz da benim üretmiş olduğumuz bir proje üzerinde çalışıyorduk. Stetoskoplarda ses geliştirmeyi amaçlayan bir cihaz üzerinde çalıştık. Bir yandan Havelsan bir yandan proje derken piyasayı inceleme fırsatı bulmuştum; hoşuma da gitmişti. Innovative Project dersinde yaptığımız projenin prototipi de olumlu sonuçlar verince bu projeyi mezuniyet sonrasında gerçekleştirme kararı aldık. Bunun üzerine şirketin kurulması için çalışmalara başladık. Bu sırada burada yüksek lisans yapacağım da kesinleşmişti. O dönem girişimci fikirler için Üniversite Sanayi İş Birliği Merkezi ve Sanayi Bakanlığı’ndan destek alınabiliyordu. Biz stetoskop projemizle USİM’den hibe almayı başardık. Cyber Park’ta ofisimizi kiraladık ve üç ortak olarak Prolog Ltd. adındaki şirketimizi kurduk. Şirketin bilişim kanadının başı bendim, organizasyon ve eğitim çalışmalarından sorumlu kanadında arkadaşım Fırat vardı, danışmanlık ve hızlı sermaye ile alakalı üçüncü kanadında ise Bilkent Endüstri’den aynı zamanda proje arkadaşım olan Vehbi vardı. Bunlar gerçekleşirken ben de ağır bir yüksek lisans çalışması içindeydim, böylece yüksek lisansımın ilk yılı büyük bir yoğunluk içinde geçmiş oldu. Daha sonrasında stetoskop projesinin patentini de aldık ve Sanayi Bakanlığı’ndan ürünle ilgili destek de çıktı. Ancak ikinci sene şirketten ayrıldım. Bu kararımda Amerika’ya gidip gelmemin, ileride yurtdışında bulunmak istememin de etkisi oldu. Oradaki vizyonu kazanıp öyle çalışmak niyetindeyim ve bir yandan pazara da açılmak istiyorum. Bundan ötürü, bu doktora işleri bitince bilimsel anlamda da donanım kazanıp ileride bu şirket işine yeniden dönmek istiyorum.

GB: Robotik alana yöneliş nasıl gerçekleşti?
Çulha:
İkinci sınıftayken, boş bir ders saatim için İspanyolca dersi almak istemiştim. Danışmanım olan Uluç Hoca ile görüşmeye geldim. Dersi bir türlü alamadım, ben de zamanı doldurmak için kütüphanede mi çalışsam ne yapsam diye fikrini almak istedim. Bana ilgi alanımı sordu. Yapay zeka, Star Wars, robotlar derken, -Uluç Hoca’nın da robotlarla ilgili çalışma yaptığını bilmiyorum o sıralar- hocam benden ilgi alanımla ilgili bir mektup yazmamı istedi. Sonrasında, sağ olsun, özel ilgi gösterdi bana kendisi. Robotik alanına da onun desteğiyle geçiş yapmış oldum. Yüksek lisans programını da yine kendisiyle birlikte çalışarak tamamladım. Hocam bu alana geçmeme vesile olmakla beraber kendisiyle 7 yıl boyunca ortak çalışma şansına da sahip oldum. Tabii bu kısım eğitim ile ilgili bölümdü. Bir de çocukluğumdan gelen bir takım alışkanlıklarım var beni bu alana iten. Çocukken, Legolarla, K’Nex’lerle oynamaktan çok zevk alırdım. Şimdilerde ailem de, “Çocukken oynadığı oyuncakları mesleğine çevirdi.” şeklinde bahsediyor yaptığım işten. Hatta yüksek lisans projemin prototipini K’Nex’lerle yapıp götürmüştüm.

GB: Peki bu ilgi nereden geliyor?
Çulha:
Bizim dönemin filmleri RoboCop, Terminatör, Star Wars gibi bilim kurgu filmlerdi, onlardan çok etkilenirdim. Daha önce bahsettiğim gibi, çocukken Legolarla ve K’Nex’lerle uğraşmayı da çok severdim. Hareketli mekanizmalar inşa etmek ve uzay geometrisiyle de aram iyi olunca yıllar içinde bende robotik merakı oluştu.

GB: Bacaklı-Robotlar üzerinde çalışıyorsunuz. Çalışma alanınız hakkında bilgi verir misiniz?
Çulha:
Tabii. Söz konusu robotlar dinamik harekete sahip. Yani, doğada gördüğün hayvanlar gibi seri hareket edebilen robotlardan bahsediyorum. Bu konunun genel kısmı. Benim çalışma alanım ise bu robotların bacak sistemleri ile alakalı. Bilkent’teki çalışma konum dört bacaklı robotlarda bel mekanizmasıydı. Motivasyonumuz da aynen çitalarda olduğu gibi koşarken bükülebilen ve hareketi hızlandırabilen bir bel yapısıydı. İsviçre’de yapacağım iş ise -ki bundan sonra da bu alanda ilerleyeceğim gibi görünüyor-, hayvanlardaki sinir-kas sistemini robot bacaklara ekleyebilmek ve belirli refleks tabanlı robotik bacaklar üretebilmek olacak. Sonrasında bu çalışmanın uygulamalarından biri olan daha doğal protezlerin üretimine geçiş yapmayı düşünüyorum.

GB: Babanızın tıpla ilgileniyor oluşu çalışma alanınızı etkilemiş olabilir mi?
Çulha:
Evet belki de… Aslında aklımda her zaman biyolojiyle alakalı bir şey yapmak vardı. Babam da doktor olunca defalarca ameliyatlara girip gözlemleme şansım olmuştu. Tıp da ilgi duyduğum bir alandı. Ama doktor ailelerine sorulduğunda her zaman “aman çocuğum doktor olma, dıştan göründüğü gibi değil, karşılığını alamıyoruz” gibi tepkiler alınır. Bizde de aynı durum olunca tıbbı tercih etmemiş oldum. Ama dediğim gibi, okuduğum bölümden ve çalışma alanımdan memnunum ve şimdi robotik ile beraber sevdiğim tüm alanları birleştirme gibi bir şansım var.

GB: Akademik alan, en başından beri düşündüğünüz bir şey miydi? Kariyerinize bu alanda mı devam edeceksiniz?
Çulha:
Aslında okula başlarken aklımda Lucas Arts’ta çalışmak vardı. Mezun olunca Lucas Arts’a gideceğim, Star Wars’ta grafikçi olacağım, yapay zeka işleri yapacağım deyip dururdum. Hatta birinci sınıfta da firmaya mail attım; bakın ben şimdi okuyorum, dört sene sonra oradayım, hazır olun gibisinden. O zamanlar öyleydi, yani Lucas’a gideceğim, yurtdışında çalışacağım diyordum. Sonra yavaş yavaş şekillendi her şey. Tamamıyla akademisyen olmak gibi bir fikrim yok açıkçası. Pazarla da bir arada olmak istiyorum. Son sınıfta Innovative Project dersinde güzel bir proje yapmıştık. Burada bilimin piyasa üzerindeki etkisini görme şansım oldu. Ayrıca Amerika’da Carnegie Mellon Üniversitesi’nde geçirdiğim bir dönem içerisinde de bilim camiasının piyasa ile olan yakın bağını ve birbirleri ile olan etkileşimi gördüm. Bütün bunlar üzerine akademik ve şirket çalışmalarının bir arada yürümesi gerektiği kararına vardım. Bir yandan bilim yaparken bir yandan piyasayla ilgilenerek çalışmaların birbirlerine destek olmasını sağlamayı düşünüyorum. Bu yüzden bir süre akademik alanda devam edip, daha sonra bir şirket işine el atmayı planlıyorum. Ancak akademik alandan da kopamam çünkü ondan da çok zevk alıyorum. Bu yüzden aklımdaki fikir, bilimle on şey üretiyorsan bunun sekizini piyasaya aktarmak ve işleri beraber götürmek.

GB: Bu noktada, ileride gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Çulha:
Evet. Gebze’de boya fabrikalarının olduğu bölgede boş bir arazi var. Oraya son teknoloji robotik malzemeler geliştiren ve üreten bir fabrika açmak hayalim var.

GB: Robotik Kulübü’nü kurma fikri nereden geldi?
Çulha:
Robotik Kulübü’nün ortaya çıkışı, Müzik Kulübü başkanlığımla aynı döneme denk geliyor aslında. Danışmanım Uluç Hoca bir gün beni yanına çağırdı, “Utku” dedi, “sen seviyorsun bu kulüp işlerini. Robotikle ilgili bir kulüp kuralım, bir ilgi başlatalım Bilkent’te.” Benim de aklımda böyle bir şey vardı zaten, hem bir ilgi başlatmış olacaktık hem de konuyla ilgilenen parlak gençleri daha tazeyken bu alana kazandırmış olacaktık. Kulübe şu anda akademik çalışmalarına Bilkent Becerikli Robotik ve Lokomosyon (BDRL) grubunda devam eden birçok arkadaş da katılmıştı. Lisanstaki son senem olmasına rağmen, kendi adıma bitirme projem, Müzik Kulübü, Havelsan’daki işime rağmen Robotik Kulübü’nü kurmayı ve aktif bir çalışma yapmayı başardım.

GB: Diğer okulların robotik yarışmalarını duyuyoruz. Bilkent Robotik Kulübü’nün böyle bir çalışması oldu mu?
Çulha: Evet evet. Bu yarışmalar, Türkiye’deki robotik kulüplerinin yaptığı klasik bir organizasyondur. Bilkent Robotik de ilk iki senesinde bu yarışmalardan düzenledi. İlk senemizde, piyasaya yeni girmişken ve bu organizasyonları yıllardır yapan ODTÜ, İTÜ gibi okullar varken ilgi çekebilmeliydik. 1400TL gibi düşük bir bütçeyle, çoğu zaman kendi cebimizden de destek vererek, bir yarışma düzenledik. Yarışma pistleri için gidip suntalar almış, sırtımızda taşımıştık, hepsini tek tek boyamıştık. Elektrik-Elektronik binasının altında sabaha kadar pist kurulumu için çalışmalar yapmıştık. Mühendis adamlar olarak o pisti milimetrik hesaplarla tasarlamış ve kurmuştuk. Yarışmalardan en ilgi çekeni iki aşamadan oluşuyordu. İlk gün birinci aşama için gereken pisti tüm gece çalışarak kurmuştuk. Daha uyumaya fırsat bulamadan ikinci gün ikinci aşama için yeni pistin kurulumunu yine sabaha kadar çalışıp tamamlamıştık. Çok yorulmuş ama çok güzel bir organizasyon çıkarmıştık. Tüm arkadaşlarıma da müteşekkirimdir bu konuda.

Robotik Kulübü olarak eğitimler de veriyorduk. Farklı bölümlerden gelen arkadaşlara sunumlar yapıyor, ardından laboratuarda basit robotlar oluşturmalarına yardımcı oluyorduk.

İkinci yarışmayı da KentPark’ta düzenlemiştik. Yeri gelmişken belirteyim, orada da Bilkentli olmanın faydasını gördük. Çünkü KentPark’ın CEO’su da eski bir Bilkent mezunuydu ve bize destek anlamında çok faydası oldu. Zamanında gece boyunca terliklerle gezdiğimizden, orada yatıp, orada kalktığımızdan ev gibi bir şey orası benim için; o yüzden KentPark’ın benim için bir büyüsü yoktur şimdi. Bu sırada da yüksek lisans ikinci sınıftayım. Zaten yoğun bir programım var bir de bu yarışma olunca çok yorulmuştum. Bir yandan gidip uyumak istiyordum ama bırakamıyordum da. Çünkü hem arkadaşlarımı yalnız bırakamazdım hem de o pist, o yarışma benim çocuğum gibiydi. İkinci senesi olunca yarışma daha çok sponsor bulabildi tabii. Yine çok güzel bir etkinlik düzenlemiştik.

GB: Neden üçüncü bir etkinlik düzenlenmedi?
Çulha:
Üçüncü sene böyle bir etkinlik düzenlemedik çünkü ödüller genellikle liselilere gidiyordu ve biz bu durumdan pek de hoşnut değildik. Bizim amacımızsa üniversitelilerdeki ilgiyi artırmaya yönelikti. Hal böyle olunca yarışma düzenlememe kararı aldık. Ancak yeni bir proje geliştirdik. Yine Hocam, Uluç Saranlı’nın desteğiyle oluşturduk bu projeyi de. Robotik Kulübü’nün verdiği eğitimlere katılan öğrenciler arasından parlak ve istekli olan lisans öğrencilerini ciddi akademik projelere dahil etmeyi amaçladık. Altı-yedi tane grup çıktı. Onlarla yaz boyunca çeşitli projeler yaptık. Güzel sonuçlar da aldık. Hatta birçoğu ile akademik makale yazma safhasına dahi girdik. Bu projenin devam edeceğini düşünüyorum.

GB: Aktif olduğunuz başka öğrenci kulüpleri de var mıydı?
Çulha:
Üniversiteli olmanın verdiği heyecanla oryantasyon sırasında gördüğüm bütün kulüplere kayıt yaptırmıştım. İlk iki senemde bayağı da bir katılım gösterdim; üyesi olduğum kulüplerin bütün toplantılarına katıldım, çalışmalarında görev aldım. Grafiksel tasarımlara ilgim olduğundan birçok kulübe afiş ve poster tasarımı konusunda yardımcı olmuştum. İlk iki sene Mizah Kulübü’yle uğraştım, tüm üniversite hayatım boyunca Müzik Kulübü’yle uğraştım. Daha sonra da Robotik Kulübü’nü kurdum. Mühendislik Topluluğu’nda da bir dönem çalıştım ama sonra ayrılmak istedim. Bir de IAESTE-Bilkent adlı bir kulübün kurulumunda ve ilk senesinde yönetimde görev almıştım fakat o kulüp uzun soluklu olmadı. 2005’te Müzik Kulübü’nde çalışmaya başladım. Orada işler poster asmakla başlar, oradan oraya kolon ve anfi taşımakla ve sahne almakla devam eder. Yıllar içinde başkanlığa kadar yükseldim; çekirdekten yetiştim diyelim. Müzik Kulübü’nde aktif olduğum süre boyunca birçok parti ve organizasyon düzenledik. İlk ve ikinci ‘Oldies Party’yi biz yapmıştık mesela. Başkanlığım döneminde, yine kulüpten yakın arkadaşım Ege Özgün ile beraber konsey binasındaki müzik odasını enstrümanlarından ses yalıtım kaplamalarına kadar her tarafını yeniledik. Eskiden o odanın duvarlarında yalıtım diye 30’luk yumurta kapları vardı, Ege’yle bunları tek tek söküp, yerine profesyonel yalıtım döşettik, odaya birçok yüksek kalite müzik enstrümanı satın aldık. Ayrıca MayFest sahnesine çıkan grup sayısını yediye çıkarttık. Başkanlığım döneminde, Öğrenci Konsey’inden teşekkür bile almıştım yaptığım katkılardan dolayı. Müzik Kulübü sayesinde şimdiki çoğu arkadaşımla tanıştım. Onlarla da çeşitli yerlerde sahne aldık, radyolara çıktık. Müzik Kulübü’nde aktif olduğumuz sıralarda bir amacımız vardı; Müzik Kulübü denince akla gelen metal-rock topluluğu izlenimini yok etmekti. Yanlış anlaşılmasın, biz de rock ruhuna sonuna kadar sahibiz ama bir üniversite müzik kulübünün her tarz müziği temsil eden bir topluluk olması gerektiği inancımız bizi bu yöne itti. Kendi dönemimizde başardık da bunu, farklı tarzlarda çalan grupların oluşmasını ve sahne almasını teşvik etmeyi başardık.

Okul dışında aktif olduğum çalışmalardan birisi de Türk Kızılayı’ylaydı. Halen Kızıl Ay / Kızıl Haç gönüllü lideriyim.

GB: ‘Out of Blue’dan bahsedelim biraz da…
Çulha: ‘Out of Blue’ benim canım ya, üniversitedeki kulüpler haricinde yegane sosyal aktivitem. İlk grup 2005’te Müzik Kulübü’ne girişle kuruldu. Ege Özgün adında çok iyi anlaştığım bir arkadaşımla tanıştık Müzik Kulübü’nde. -Kendisi de Bilkent Fizik’te doktora öğrencisidir şu an.- O zamanlar, liseden geldiğimiz için metalciyiz tabii. İlk senemizde metal rock grubu kurduk. Çok da güzel çalıştık ama Marmara’ya hiç çıkamadık; bu arada Marmara’da sahne almak Bilkentli müzik gruplarının ilk performans gösterisidir, ilk sahnedir. Sebebi de herkesin mühendislikte okuması, yeterli zaman bulamamasıydı. İkinci sene vokalsiz kaldık.

Davulcumuz Tuna, Utku ve Ege, üç kişi olarak ‘Tue’sDays’ adlı bir grup oluşturduk. Smooth-caz, latin-caz tarzında yeni besteler yaptık. Vokalsizdik ama çok verimli çalışmalar gerçekleştirdik. Üçüncü sınıftayken vokal arayışına başladık artık. Onlarca vokal değiştirdik ama en uzun soluklu çalıştığımız vokalimiz Bahadır Saylık oldu. ‘Out of Blue’ olarak ilk kez Zebra Bar diye bir yerde, düzenlediğimiz o ilk ‘Oldies Party’de sahne aldık. Daha sonra MayFest’te sahne aldık. O MayFest’ten hemen önce TRT’deki Geceden Sabaha diye bir programdan teklif geldi. 2 saat boyunca canlı yayında hem çalıp hem sohbet etmek bizim için de güzel bir tecrübe ve anı olmuştu. Sonra vokalimiz değişti, Çağdaş geldi. Onunla birlikteyken de IF’e çıktık ikinci ‘Oldies Party’ için. Orada da güzel bir performans sergilenmişti. Sonra yeniden bir MayFest performansı sergilendi. Son olarak ise Bilkentli müzik gruplarının aksine Marmara’da yapılan ilk değil, son performansımızın ardından dönemimizi tamamlamış olduk.

GB: Bilkentli günlerinize geri dönüp o yıllara ait bir anıyı anlatın dersek…
Çulha:
Üniversite içinde olmasa bile o senelere ait bir anım var. 2006’da Türk Kızılayı’nın uluslar arası grubuna girmiştim. Hayatımın en güzel dönemlerinden birisidir. Uluslar arası organizasyon ve büro işlerine gönüllü olacağıma dair imza atmıştım. Kızılay, eskiden uluslararası kamplar düzenlerdi. Bütün dünyadan Kızıl Ay ve Kızıl Haç üyeleri ve gönüllüleri bir araya gelir, onlar için çalıştaylar düzenlenir, aynı zamanda gidilen ülkeyi gezme fırsatı doğardı gönüllüler için. İnanılmaz eğlenceli olurdu. İlk senemde gönüllüyken ayak işlerini yapıyordum. Ertesi sene lider olunca tüm organizasyondan ben sorumlu olmuştum. Çok eğlenceli, bir o kadar da yorucu organizasyonlar olurdu. Hatta ikinci organizasyonda o kadar yorulmuştum ki Zona geçirmiştim. Zona, vücudun direnç mekanizmasının aşırı olarak düşmesiyle sinir uçları enfeksiyonu olarak tanımlanan bir yaşlı hastalığıdır aslında. Daha 19 yaşımda, yorgunluktan, doktorları bile şaşırtan bir hastalık geçirmiş oldum böylece. O sene kampa 40 ülkeden gönüllü gelmişti. Kültürel özellikleri birbirlerinden çok farklı yüz kişiyle birlikte, bir de gönüllü takımıyla toplamda yüz yirmi-yüz otuz kişilik bir gruptan bahsediyorum. Organizasyon yeri de İstanbul, dünyanın en karışık şehirlerden birisi. Bizim de en korktuğumuz şey İstanbul’da cumartesi akşamı için etkinlik düzenlemek. Cumartesi olmasın diye uğraşılsa da Taksim’in cumartesi görülmesi gerek fikriyle beraber o akşam Çiçek Pasajı’na gidildi. Herkes eğleniyor, her şey çok güzel… Fakat Ukrayna’dan gelen bayan arkadaşlar çekmiş minileri, Ukrayna’da gibi geziyorlar, vatandaşın turiste olan ilgi ve alakası da çok tabii. Biz de sorumluluk ve Türk geleneklerinin verdiği ağabeyciliğe dayanarak bütün ekibi korumak gerektiğini düşünüyoruz. Ancak kolay da değil ve Çiçek’ten Heykel’e kadar gitmemiz lazım. Ne yapsak ne yapsak diye düşündük sonra dedik ki, buradan el ele tutuşalım Heykel’e kadar koşa koşa gidelim. Ve o yüz yirmi kişilik tren Heykel’e kadar öylece koştu. Trende kendilerine hediye ettiğim darbukayı çalan İspanyol arkadaşlarla beraber, Türk milli takım formasını giymiş Yunan arkadaşlarım da vardı. O gece birçok kameraya yakalanmıştık.

GB: En çok sevdiğiniz ve en çok zorlandığınız dersler hangileriydi?
Çulha:
En sevdiğim ders Innovative Project dersiydi. O derste öğrendiğimiz şeylerin gerçekten işe yaradığını gördüm. Bu dersi lisanstaki arkadaşlara şiddetle tavsiye ediyorum. Lisans boyunca en zorlandığım ders, üçüncü sınıfın ünlü derslerinden Operative Systems adlı dersti herhalde. Bütün üniversite hayatım içinde en çok zorlandığım ders ise Computer Vision adlı yüksek lisans dersiydi. Bir de birinci sınıfta aldığımız matematik dersinde çok zorlandığımı hatırlıyorum. O zamanki sınav sistemine göre liseden integral, türev görmeden gelmiştik. Dolayısıyla çok ağır gelmişti bana Calculus 101.

GB: Bilkent size neler kazandırdı?
Çulha:
Özellikle ilk profesyonel çalışmalarım sırasında Bilkent’in neler kazandırdığını açıkça gördüm. Havelsan’da da fark etmiştim bunu. Son sınıfta okuyan biri olarak Havelsan’da proje liderliği yapıyordum örneğin. Yaptığım sunumlarda, görüşmelerde vs. bir vizyon kazanmış olduğumu fark ettim. Bilgi birikiminden bahsetmeme zaten gerek yok ama bir de o bilgi birikimini aktarmayı öğretmişti Bilkent. Bilkent’in klasik bir öğretisi vardır: “Öğrenmeyi öğretme.” Şimdi düşünüyorum da hakikaten öyle. Kendi başına araştırma yapabilme yetisini sana Bilkent veriyor. Bunlardan başka grup içinde çalışmayı öğretiyor sana. Kriz yönetimi nedir, proje nasıl sürdürülür, nasıl geliştirilir ve nasıl bitirilir, bunları öğretiyor. Akademik yönden donatırken seni, bir de sosyal yönünü geliştiriyor. Tabii kulüp aktiviteleriyle ilgili fırsatları değerlendirip değerlendirmemek senin elinde. Keşke, özellikle mühendislik öğrencilerinin dersler dışında daha çok zamanı olsa da, sosyal aktivitelere daha fazla vakit kalsa. Sırf bu yüzden bazen keşke şunu da yapsaydım bunu da etseydim dediğim oluyor.

Bunun yanında sahip olduğu insan profili de çok geniş. Tek tip değil de birçok tipin bir araya geldiği gruplarda çalışmış oluyorsun; hem böyle bir gerçeğin farkına varıyor hem de ileriye dönük dersler çıkarıyorsun kendine. Bundan başka, Bilkent harika bir de arkadaş çevresi kazandırdı bana. Ayrıca bir network sahibi de oluyorsun artık. Bilkent’in güzel yerlerdeki nokta isimlere ulaşabilme konusundaki faydasını görüyorsun.

GB: “Bilkentli olmak ayrıcalıktır.” sloganına katılıyor musunuz?
Çulha:
Öğrenciler ve üniversite içindeki apolitik duruş da önemli bir ayrıcalık bence; böylece bilime, yaptığın işe odaklanmak durumunda kalıyorsun. Bana göre üniversite siyaset yeri olmamalı, bilimin ya da görülen eğitimin merkezi olmalıdır. Tabii ki kişisel siyasi görüşler vs. olacaktır ancak bunu üniversiteye karıştırmamak gerektiğini düşünenlerdenim. Ve Bilkent’i de takdir ediyorum bu konuda. Apolitik duruşu ile yapılan işe odaklanarak çeşitli sebeplerle oluşabilecek aksamaları engelliyor. Hatta Bilkent’in bilimsel alanda diğer üniversitelerden daha başarılı olması bundan ötürü olabilir.

GB: Son sorumuza geçmeden önce, keşke şunu da yapsaydım dediğiniz bir şey var mı?
Çulha:
Üçüncü sınıftayken Exchange hakkı kazanmıştım, Purdue Üniversitesi’ne gidecektim. Ancak okulun uzaması söz konusu olmuştu. Öyle olunca son gün gitmekten vazgeçmiştim. Çok büyük bir pişmanlık değil tabii ama düşündükçe üzülüyorum aslında. Keşke gitseymişim…

GB: Bilkentli arkadaşlarımıza iletmek istediğiniz tavsiyeleriniz var mı?
Çulha:
Bir kere kesinlikle kulüp aktivitelerinde yer alın. Her şey not değil. Tabii not ortalaması da önemli ama mezun olduğun zaman farklı çıkıyorsun kulüplerde aktif oldu isen. Bir proje yönetmiş, bir organizasyon yapmış olarak çıkıyorsun. Üniversite gerçek hayatın korunaklı bir simülasyonu bence. Kimse seni işten kovmuyor, sıfırdan başlamak zorunda kalmıyorsun… Bu avantajı kullanıp mesleğinizle ilgili her türlü işe girişimde bulunun derim ben. Zorluklar karşısında yılmayın; bunlar size tecrübe olarak çok şey katacaktır. Sunum yeteneğinizi geliştirmeye bakın. Mümkünse, sunum yeteneğinizi geliştirebileceğiniz dersleri tercih edin. Bir projede yer aldığınızda, onu sırf ders projesi olarak görmeyin. Yaptığınız bu çalışmadan ileriye dönük dersler çıkarmaya bakın. Okul dışındaki sosyal aktivitelere de katılmaya çalışın. Ne yapın edin şu yıllardır hayali kurulan olimpik havuzu açtırmaya çalışın. Birlik olup okuldaki festival sayılarını artırmaya çalışın. Bilkent’te okumak ve bir bölüm bitirebilmek kolay değil. Bu yüzden sakın ola ben senden daha üstünüm, sen benden daha alçaksın, benim yaptığım iş daha önemli gibi şeyler düşünmeyin. Bunları tüm bölümler için söylüyorum. Mesela mühendislik gruplarının ortak paydası çoktur ama hiçbir disiplin bir diğerinin işini hakkını vererek yapamaz, bu nedenle birbirlerine üstünlük taslamaları çocukçadır. Derslerinize asılın demeyeceğim, Bilkent’te okumak bunu zaten gerektiriyor. Ancak öyle derslere kapanıp kalmayın da. Amacınız bireysel gelişiminizi tamamlarken Bilkent’ten en iyi şekilde yararlanmak olsun. Üniversiteyi erken bitirmek gibi bir telaşınız olmasın. İnanın üniversite dünyanın en güzel yeri. İmkanlarınız dahilinde Exchange ya da Erasmus programlarıyla yurtdışına gitmek için, farklı bir kültür, farklı bir vizyon kazanmak için çabalayın.

GB: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz Utku Bey.
Çulha:
Ben teşekkür ederim.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu