Bloch-SermonOnTheMountMax Weber otorite türlerinin her birinin meşruluk tezini, ifade biçimine göre sınıflandırmaktadır. Buna göre meşru otoritenin üç saf türü vardır: rasyonel, geleneksel ve karizmatik. Weber’e göre kollektif bir varlık, sınıf veya tabakaya bağlı olmayan karizmatik liderlik bireye özgüdür. Birey odaklı tarih ve toplum düşüncesine atıflar, Weber’in bir liberal olarak etiketlenmesinin de önemli bir dayanağını oluşturur.

ArticleWeberKarizmatik otoritelerde, karizmatik kişinin çoğu zaman sihirli güçleri olduğu düşünülür. Söz konusu niteliğin; etik yada estetik açılardan önem kazanıp kazanmayacağı önem taşımaz. Önemli olan tek şey söz konusu bireyin, “izleyiciler” veya “taraftarlar” tarafından nasıl algılandığıdır. Yani karizmatik gücün geçerliği açısından belirleyici olan şey, güce bağımlı olanların kabulüdür. Karizmatik güç eğer kabulünü sağlayamaz veya zamanla kabulden uzaklaşırsa kendi meşruluğunu yitirir ve “efendilik” müessesinden feragat etmek zorunda kalır.

Peki kurumsallaşma veya hukuki-rasyonel otoriteye yaklaşma, karizmatik liderlikten tamamen uzaklaşma mıdır? Her ne kadar bu iki liderlik, modern toplumlarda her iki şekilde devam etme imkanı bulsa da, karizmanın cazibesi (bir diğer isimle hub-u câh veya makam sevgisi) buna engel teşkil etmektedir. Kurumsallaşmanın ilk aşamalarında kullanılabilecek liderlik, aksiyonun sistematikleşmemesi halinde birey üzerine kurulu düzen, bireyin zaaflarıyla beraber sarsıntılar yaşamaya başlıyor. Diğer bir ifadeyle tarihi değiştirici bir güç olan karizmanın kendisi de değişmeye, dönüşmeye mahkum oluyor. Saf bir karizmatik otoritenin istikrar içinde sürmesi  de zaten neredeyse imkansızdır.

Ortadoğu coğrafyası bir manada şahsi karizmalar coğrafyasıdır. Ashab-ı Suffa, İmam-ı Azam Mektebi, Fatih Medreseleri gibi kurumsallaşmış az sayıda gayretler haricinde, bizim dünyamız bireyler üzerine bina edilmiş bir geleceğe vabeste olagelmiştir. Tenkide dayalı bir zihne sahip, tek bir öznenin ortadan kaldırılışı herhangi bir aksaklık meydana getirmeyecek, saygınlığı herkes tarafından benimsenebilecek müesselerin yokluğu cemiyetin her alanında boşluklar meydana getirmektedir. Gelen peygamberler haricinde, makro veya mikro düzeyde etemmiyet prensibi gözetilerek sistematikleştirilmiş bir sosyolojik düzen arayışına girilmemiştir.

Takiy_ddin_in_rasathanesi_III._Murat_a_sunulan_ehin_ahnameden_minyat_rSistemlerin yükü bir bireyler üzerine inşa edilmeye başlanınca da bireylerin hatakar oluşu, beklentileri karşılamada acizlik gösterilmesine sebep olmaktadır. Hırslar, zaaflar, ihtiraslar, hatta hatalar bireysel yollarla telafi edilmeye çalışılmakta; külli kaideler işletilememektedir. Bu sebepten dolayı kıyasen büyük ilerlemeler kaydeden veya yenilikler icra eden liderler, dokunulmaz hale getirilmekte, sisteme rağmen yapılan hata ve haksızlıklar “tolere edilebilir” hale gelmektedir.

Halbuki Batı’daki Rönesans, külli kaideler ve toplumsal düzen inşa etmeye çalışan bir müceddit veya peygamber tarafından dizayn edilmemiştir. Dar direde başlayan öncülükler, kümülatif olarak ilerleyen bilgi yığınları ve sağlam sistemler meydana getirmiştir. Cambridge, Buckingham, Sorbonne gibi eğitim kurumlarının gücünü şahsi parlamalardan değil, kendi markasından alıyor olması bunun en somut örneğidir.

Ortadoğu’da kurumsallaşma pek çok düzlemde gerçekleşmediği gibi, amaçları aynılaşan topluluklar da, serbest düşünme ortamlarında kollektif bir şuur oluşturma yerine birbirleriyle çatışma geleneğini tercih etmişlerdir. 12. ve 13. yüzyıllarda büyük ölçüde kendilerine ekonomik refah ortamları bulan Müslümanlar, hatta dört büyük mezhebe bağlı olanlar, namazın küçük bir rüknü dolayısıyla birbirleriyle kavga edebiliyor, kan dökülebiliyordu. 13. Yüzyılda meydana gelen Moğol baskısı, 1800’lere kadar bir anlamda bölge insanını bir araya getirecektir.

Bireyselliğe yapılan atıflarda yine bir başka yanlış algı bulunmaktadır. Kutsal olanı vurgulama, kutsallığı dilinden düşürmeme, özneyi kutsal yapmayacaktır. Edilen kelam, hatibin iç dünyasını tamamen yansıtmayacağı gibi; söylediği şeyler dolayısıyla her hareket ve inancının doğru olduğu anlamına gelmemektedir. Bireyden sisteme kadar sorguyu ortadan kaldıran mutlak kabuller, her dönem için bir öteki icad etmiş, cadı avları normalleştirilmiştir. Yöneticiler gücün büyüleyiciliği karşısında karşısında çoğu zaman fildişi kulelerine yükselmişlerdir.

Gücün vakumlanması veya bireysel liderlik probleminin temel çözümü çoğulculuktan geçmektedir. Fikrin değerinin kitlenin büyüklüğüyle ölçüldüğü çoğunlukçu otoriteler yerine; kadınlardan azınlıklara, herkesin konumuna göre saygıyı hakettiği çoğulculuk makro düzeyde işletmeyi gerçekleştirebilmek gereklidir.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu