“Denizi simgeleyen büyük bir karton almıştı,

Kara parçalarının en ufak izi yoktu bu haritada;

Denizciler, sevinçli, farkettiler bunun

Kolayca anlayacakları bir harita olduğunu”

Lewis Carroll, Snark’ı Avlamak; Çanlı Adam’ın Söylevi (Çev: Yaşar Günenç)

 

Varoluşçular der ki, hayatın kendi başına bir anlamı yoktur. Aslında hepimizin yaptığı da varoluşumuzun bize ve çevremize ne ifade ettiğini aramaktır. Bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendi hayatımızın ya da genel anlamda hayatın anlamını arayıp durmaz mıyız gerçekten de? Shakespeare’e göre bütün mesele “olmak ya da olmamak”tır benzer bir şekilde. Ben de diyorum ki hayatın gerçekten de tek başına hiç bir anlamı olmadı aslında. Hatta anlam, anlam arayışı peşinde yüzyıllardır insanlar tarafından üretildi durdu. Başka bir deyişle hedef arayışın kendisi oldu. Peki bu fazla ironik değil mi? Öyleyse, sürekli olarak bir anlam arayışı içinde olmamız, bunu yaparken yarattığımız her şeyi bir mantık çerçevesi içinde tutmaya çalışmamız aradığımız şeyi daha da ulaşılmaz hale getiriyor mu? Peki tüm bunlar size de birazcık saçmalık gibi gelmiyor mu?

Saçma/Absürd Edebiyat diye adlandırılan ve pek de fazla bilinmeyen türdeki eserlerin ortak özelliği yaşamın temelde saçma ve amaçsız olduğu düşüncesi üzerine kurulu oluşudur.

Kafka’nın Dava adlı eserini düşünelim. Basit bir özet yapacak olursak: Hikayenin başında kahramanımız tutuklanır ama nedenini ne o, ne de biz okuyucular bilmeyiz. Oysa karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu söyler, fakat ne suç işlediğini kimseden öğrenemez. Bir gün mahkeme salonuna geldiğinde orada kimseyi bulamaz ve gördüğü hukuk kitaplarına bakmak ister. Kitapları açtığında ise karşısında küçük çocuklar tarafından çizilmiş ‘abuk subuk’ resimler bulur. Dava yıllarca sürer ama suç asla öğrenilemez. Karakter işlerini aksatır, sağlığı bozulur, bütün hayatını bu davaya adar. Kitabın sonunda ise ölür. Bu hikaye aslında tam da anlatmaya çalıştığım ironiye işaret eder. Kendi isteğimiz dışında dünyaya gelir, bunun bir anlamı olması gerektiğine inanır, hayatımızı bunu aramakla geçirir, bu arayış boyunca aslında kendimizce hayatın anlamını yaratmaya çalışır ve sonunda ölürüz.

Daha basit bir örnek göstereyim; yaşamın anlamı ya da anlamsızlığı üzerine Samuel Beckett Mutlu Günler adlı eserinde bu durumu şöyle açıklar: Bir bataklıkta batmakta olan bir kadın, durmak bilmeden önemsiz şeyler hakkında konuşup durur. Beckett’in tezi insanlığın ölüm karşısında çaresizlik duyarak yaşamını ufak tefek ‘şeyler’le doldurmaya ihtiyaç duymasıdır. Beckett’in karakterlerine ve hikayelerine bakıldığında çok absürd görünen durumlar aslında fazlasıyla hayatımızın içindedir. Örneğin, bizim için ‘anlamlı’ bir eşyamızı kaybetmemiz bize bir an için, bütün dünyayı etkileyecek bir doğa olayıyla aynı derecede önemli görünebilir. Fakat Beckett’ın bataklıkta sürekli olarak ölüme yaklaşmakta olan karakterinin saçma, önemsiz şeylerden bahsediyor olmasını absürd/saçma buluruz.

Aslında, bir açıdan da tüm bunlar toplumun bizi içine hapsettiği sınırlara karşı bir saldırı olarak da görülebilir. Saçma edebiyat yazarlarının çoğuna göre, tüm kurallar ve normal kabul edilenler, bizi sınırlar; çünkü dünyaya geldiğimiz andan itibaren oluşumuna katkıda bulunmadığımız, dolayısıyla bizim için aslında bir anlamı olmayacak tüm kurallara boyun eğmiş oluruz. Öyleyse yazının başında alıntı yaptığım eserin kahramanları; Çanlı Adam ve tayfası, üstünde hiç bir kara parçası gösterilmeyen haritalarıyla istedikleri yere gitmekte özgürdür. Fakat Snark’ı Avlamak kitabının sonunda yine bir yokoluş, bir kayboluşla karşılaşırız:

Usul usul ve birden kaybolmuştu

Çünkü güzel, iyi Snark bir Boujum olmuştu; anlıyorsunuz”

Yine de bu kayboluş değil eserin son söylediği, sonra bir şeyler daha oluyor; ama bunu bilmiyoruz. Hayır Lewis, anlamıyoruzSnark? Boujum? Aslına bakarsanız, son dizenin ne anlama geldiği yazarın kendisi tarafından bile bilinmiyor ve bu gerçeği kitabın sonunda okuyucuya açıklıyor. Fakat tüm bu yazının üzerine bu dizenin hayatımızdaki her şey kadar anlamlı (ve anlamsız) olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim.

 

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu