Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hükümet ile ortaklaşa organizasyonu sonucu yapılan Şah-Fırat operasyonuyla birlikte Süleyman Şah Türbesi ve bu bölgeyi koruyan askerler güvenli bir şekilde geri çekilerek bölge boşaltılmıştır. Yapılan bu operasyon, ülke gündeminde uzun bir süre yer etmiş ve hatta bu konu bir süre daha tartışılmaya devam edecek gibi.

Tek gecede bitirilen bu operasyon dış politikada büyük bir kriz çıkarmadı ancak memleketimin siyasi tarafları kendilerine bir pay çıkartmadan mevzuyu kapatmaya niyetli değiller gibi.

Hükümetin yaptığı açıklamalar kadar komik olan muhalif yorumları da dinledikten sonra ciddi bir şeyler karalamaya niyet ettiğimde yüzüm, tebessümden mahrum kalmıyor.

Bu meseleyi, masa tenisi maçını dikkatle izleyen bir seyirci gözüyle incelediğimi, art arda gelen açıklamalar biraz hafifledikten sonra fark ettim.
Gerçi benim dediğim de laf mı?

Ülkenin siyaseti dediğimiz vakit gündem ne olursa olsun yine başımız dönmüyor mu?

Her ne kadar iç siyasetimizin içler acısı durumunu bir kez daha masaya yatırma niyetinde olsam da yazıya sadece bu konuyla devam edeceğim.

Bu operasyondan sonra hükümet kanadından yapılan açıklamalar olayı bir askeri başarıymış gibi göstermeye çalışsa da memleketin bu lokmayı yemeye pek de niyeti yok gibi.

“Bir başarı var mıydı?”

sorusuna cevabım rahatlıkla “evet” olmakla birlikte hükümetimiz açıklamalarına paralel cevabımın yolları belli bir noktadan sonra ayrılıyor ve devamı pek de Türk askerinin başarısına dayanmıyor.t-7754-1

Güzel ve bir o kadar da soğuk kanlı bir diplomasi örneği sergileyen hükümet güçlü iletişimiyle sıcak bir temasa mahal vermeden elini kolunu sallayarak Suriye topraklarına girmiş aynı şekilde gün doğmadan evine dönebilmiştir.

Resmi açıklamalarında “terör örgütü” tanımlamasından inatla vazgeçmemesine rağmen bu grubun sağladığı koridor desteğiyle hareket ederek ve hatta bu operasyonu onlara da bildirmesiyle birlikte tükürdüğünü yalamamış mıdır? Düşündürür.

“Mazlumun yanındayız!” sloganlarıyla ortada naralar atan hükümetimiz, seslendiği kitlelere zulüm eden insanların korumasıyla Suriye topraklarında başarılı bir operasyon(?) yapmıştır. Ve yine bu sözünü ettiğimiz başarıyı Türk askerine borçlu olduğumuzu dile getirmişlerdir. Ancak ne yazik ki bu durum, ülkenin tepkisini almamak adına yapılan basit bir göz boyamadan başka bir şey değildir.

Eh iktidar da bir yerde haklı, vakti zamanında kılıf güzel hazırlanmamış mıydı?

“Güçlü ordu, Güçlü Türkiye!”

Bu kurtarma planı, ciddi bir operasyondan çok, fazla yemiş bir adamın hazımsızlığını gidermek için yaptığı kısa akşam yürüyüşlerine gönül rahatlığıyla benzetilebilir.

Muhakkak bizler gibi hükümetin zeki insanları da bu durumu düşünmüştür ancak bunu siyasi başarıymış gibi açıklamaya vicdanı el vermemiştir. (Ya da siz buna yüzü tutmamış da diyebilirsiniz.)
Gelelim böyle hükümete böyle muhalif olur ancak dedirten cinsten çıkarılan iktidar karşıtı seslere.
Bu olay üzerine ezberlenmiş bir replikle sahneye çıkan muhalefet “Vatan toprağı bırakıldı.” lafından başka bir şey bilmezmiş gibi her açıklamada aynı ifadeyi tekrarlayıp duruyor.

Madem ki kutsallara bulaştık, şu kutsallar üzerine ince bir hesap yapmadan çıkmayalım derim.

Kutsal dediğimiz vatan toprağı yine kutsal dediğimiz şehit kanıyla sulandığı vakit bu toprak parçası -işin aslı daha önce hiç gündeme dahi gelmemiş- ifade ettiğiniz kadar önemli olacak mıydı?
Bölgeden geçici olarak yapılan bu taşıma işlemi olmasaydı, olası bir çatışmada ortaya çıkacak şehit haberleri yine iktidara yüklenen bir suç mu olacaktı?

Her gün otuz saniyelik haberlere sitem eden, bu şehit haberlerine cumhuriyet mitingleri düzenleyen insanlar, insanlarımız ne zamandan beri vatan toprağı dahi olduğuna şüpheli bir yer olarak baktığım temsili toprak parçasını şehit haberlerine değişmeyi seçtiler merak ediyorum.

Leave a Reply