Lucius Cornelius Sulla ve Cumhuriyetin Kaderi II: İç Savaş ve Diktatörlük

İlk yazıda, Sulla’nın askeri ve siyasi kariyerine başlayışını, ilerleyişini, Cumhuriyet içerisindeki entrikaları ve en son olarak da Sulla’nın ordusuyla Roma üzerine yürüyüp Konsüllüğünü garanti aldıktan sonra Mithdrates’e karşı ordusunun başına geçtiğini yazmıştık. Sulla nihayet ordusuyla beraber Yunanistan’a çıktığını sıralarda savaş pek de Roma lehine gitmemekteydi. Mithdrates Küçük Asya’daki Roma ordularını ve müttefiklerini mahvetmiş; bölgedeki Roma müttefiki şehirleri ele geçirmişti. Bunun yanı sıra, Mithdrates’in başarılarından etkilenen Roma karşıtı güçler Mithdrates’le açıkça anlaşma yapmışlardı ve gerekli her türlü desteği sağlıyorlardı. Bunlardan en önemlisi Atina’daki Roma karşıtı grubun Mithdrates’le anlaşmak üzere Aristion adlı bir siyasetçi ve filozofu yollayarak Roma’ya karşı askeri yardım talep etmesiydi. Mithdrates bu talebe olumlu cevap verecek ve generali Archelaus’u Yunanistan’a bir orduyla beraber yollayacaktı. Böylelikle Batı Anadolu’daki savaş Yunanistan’a taşındı. Ancak bu ordunun ilerleyişi Makedonya’daki küçük bir Roma birliği tarafından yavaşlatılacak ve bu yavaşlatma Sulla’nın ordusuyla beraber gelip kontrolü tekrardan eline alması için gerekli vakti Sulla’ya tanıyacaktı. 87 yılında Yunanistan’a gelir gelmez Archelaus ve Aristion’un üzerine yürüyen Sulla, burada Archelaus komutasındaki orduları kuşatacak ancak kışın gelmesi sebebiyle Atina ve Piraeus üzerindeki kuşatmayı kaldıracaktı.

M.Ö. 86’ya gelindiğinde Mithdrates bu sefer oğlu Arcathias komutasında bir orduyu Trakya’ya göndermişti. Bu sırada hala Atina kuşatmasıyla meşgul olan Sulla şehirde bulduğu bir zayıf nokta üzerinden saldırı emri vererek Atina’yı ele geçirmeyi başarmıştı ve sonucunda da Atina savaş dışına itilmişti.  Daha sonra dikkatini Pontus orduları üzerine veren Sulla Pontus ordularını bir dizi savaş sonucunda neredeyse yok edecek ve Küçük Asya’ya Roma ordularının geçişini gerçekleştirebilecekti. Yenilgi üzerine yenilgi alan Mithdrates de artık iyiden iyiye kendi kontrolünü kaybetmeye başlamış ve paranoyak birisi olmuştu. Tiranlığını gün geçtikçe arttıran Mithdrates Anadolu şehirlerinin Roma ile iş birliği yaptığından veya bazılarının savaşa yeteri kadar destek vermediğinden şüpheleniyordu. Sonuç olarak; şehirler üzerine ağır vergiler konuldu, kimilerinin halkları katledildi ve bunun üzerine Küçük Asya’da Mithdrates karşıtı bir isyan patlak verdi. İsyanlar, ekonomik sıkıntı ve Roma ordularının Pontus ordularını buldukları yerde ezip geçmesi neticesinde Mithdrates Sulla’nın isteklerine razı olarak Anadolu’da yaptığı tüm fetihlerden vazgeçerek savaş öncesi Pontus sınırlarına geri döndü. Ancak bu son olmayacak ve Mithdrates fırsat bulduğunda iki kez daha Roma’ya karşı savaşa öldüğü güne kadar girişecekti. Yine de bu savaş Sulla açısından büyük bir zaferdi. Prestijini iyice arttırmış, savaş ganimetleri sayesinde de zenginleşmişti. Hepsinden önemlisi, zaferden zafere koşarak zaten ona bağlı olan ordularının sadakatini iyice perçinlemişti. Şimdi artık kendi aleyhine gelişen siyasi gelişmelerle başa çıkmak üzere Roma’ya dönebilirdi. Bu dönüş ne Sulla’nın rakipleri için ne de Roma’nın kendisi için iyi olmayacaktı.

Sulla Roma’dan uzakta Mithdrates ile uğraşmakteyken evinde, Roma’da ise işler Sulla açısından kötü ilerliyordu. 87 yılında konsüllerin arası bozulmuş, birbirlerine karşı rekabete girişmişlerdi. Bu konsüllerden birisi olan Lucius Cornelius Cinna Sulla’ya karşı açıkça harekete geçmiş, Sulla’nın yasalarını değiştirmeye çalışmıştı. Tabii ki bu çaba ilk başta Cinna lehine ilerlemedi. Sulla’nın Roma’daki destekçileri ve diğer bir konsül olan Gnaeus Octavius tarafından Cinna halk düşmanı ilan edildi. Bunun sonucunda da tarihin bir ironisi olarak Cinna, tıpkı Sulla’nın kısa bir süre önce yapmış olduğu gibi,

Gaius Marius

İtalya’da ona bağlı bulunan ordularının başına geçerek Roma üzerine yürümüştü. Bu yürüyüşü esnasında da Afrika’ya kaçmış olan Marius geri gelerek Cinna’ya katılmıştı. Roma daha fazla direnemeyerek Sulla karşıtlarının eline geçti. Senatodaki Sulla destekçileri sözde bir yargılanmaya tabii tutularak suçlu bulunuyor ve öldürülüyorlardı. Sulla’nın evi ise bu sırada yakılmıştı. Eşi ve ailesi ise son anda kaçabilmiş ve Yunanistan’a geçerek Sulla’ya ulaşabilmişlerdi. Tüm bu katliam ve yağmalar devam ederken de 86 yılında Marius senato tarafından konsül seçilmişti ama bu sırada 70 yaşında olan Marius tarihin bir cilvesi olarak Konsül seçildikten kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Marius’un ölümünden sonra Cinna Cumhuriyet’in açıkça en güçlü adamı konumuna gelmişti. 87’den 84’e kadar 4 kez konsül olarak görev yapacaktı. Cinna neredeyse rakipsiz olarak iktidarını sürdüğü sıralarda Doğudan ise iktidarına en büyük tehlike olabilecek kişiden de haberler sürekli olarak geliyordu. 85 yılına gelindiğinde Mithdrates’le savaş bitmek üzereydi. Cinna ve yandaşları ise yaklaşmakta olanın bilincindeydiler. İktidarını ve onurunu hukuksuzlukla almaya çalıştıkları, daha sonra boğun eğdikleri ama fırsatını buldukları ilk anda tekrardan üzerine çullanarak ailesini, onurunu ve yandaşlarını tehdit ve katliamlarla ortadan kaldırmaya, bastırmaya çalıştıkları kişi artık onlar için gelecekti. Bu bilinç içerisinde Cinna kendisine bir ordu kurmaya çalışıyordu. Sulla ise 85 yılında Mithdrates’le barış anlaşmasını imzalamıştı ama hemen Roma’ya dönemedi. Mithdrates’le yapılan savaş ekonomik, siyasal ve sosyal açıdan doğu eyaletleri için ciddi anlamda yıkıma ve tahribata sebep olmuştu önce bunları halletmeliydi. Sulla’nın bu meşguliyeti Cinna’ya ordu toplaması için hatta savaş alanının inisiyatifini alması için gerekli vakti de vermiş bulundu. Ne var ki Cinna kendi askerleri tarafından, ordu içerisinde çıkan bir ayaklanma sonucunda öldürülecekti. Böylelikle Sulla’ya karşı

Sulla’nın Roma’ya girişini tasvir eden bir resim.

harekete geçip tüm bu olayların en büyük iki sorumlusu olan Marius ve Cinna daha Sulla ile karşılaşamadan ölmüş oluyorlardı. Cinna’nın yerine Cinna ile beraber konsüllük yapan Gnaeus Papirius Carbo geçecek ve ordularını Sulla’ya karşı yönetecekti. Carbo Sulla’ya karşı direnemeyecek, ordusu sayıca çok sütün olmasına rağmen Sulla’nın daha tecrübeleri orduları tarafından neredeyse yok edilecekti. Bu savaşlar sonucunda Sulla 82 yılında Roma’ya girdi. Bu andan itibaren yaşanacak şiddet ve vahşet ne Sulla’nın ilk kez Roma’ya girişine ne de Cinna ve Marius’un yaşattıkları ile ölçülebilirdi. Bu seferki tam bir acımasızlık örneğiydi. Esir askerler, muhalif senatörler ve liderler işkencelere uğradılar ve daha sonra acı biçimde idam edildiler. Sulla daha sonra bir ‘yasaklılar listesi’ hazırladı ve bu listeyi tüm İtalya’ya dağıttı. Bu listedeki kişiler herhangi bir korumaya tabii değillerdi yani öldürülebilirlerdi. İlk seferinde Sulla efendisini öldüren köleyi (Sulpicius örneği) Sulla’nın emrini yerine getirmesine rağmen idam ettirmişti, bu seferse ödüllendirecekti. Bu liste ilk başta siyasi olmasına rağmen zaman içerisinde evrilerek bir şahsi nefret listesine dönüşmüştü. 81 yılına gelindiğinde bu liste ve uygulamalarına son verilmişti ama yaşanan şiddet Roma vatandaşları ve kurumları tarafından uzun süre unutulmayacaktı.

Yine de Sulla’nın tek yaptığı muhaliflerini öldürmek ve Cumhuriyeti alışılagelmişin dışında bir şiddetle yönetmesi değildi. Devlet çapında da bir dizi reforma ve yeniliğe girişildi. İlk olarak, normalde Cumhuriyetin varlığının tehlike içerisinde olduğu zamanlarda konsüle verilen ve 6 ay ile kısıtlı olan diktatörlük yetkisini ömür boyu olacak bir şekilde –Roma tarihinde ilk kez- aldı. Ordusu olan ve yasal olarak da neredeyse sınırsız bir yetkiyle donatılmış birisi için kendi kafasındaki yenilikleri yapmak çok da zor değildi. İronik olarak kendisi doğrudan Senatoyu baskı ve korku içine almasına rağmen görev süresi boyunca Senatonun otoritesini ve diğer kurumlara, bir başka deyişle tribünlere, üstün tutmaya çalıştı. Gracchus kardeşlerin alışılagelmemiş tribünlük dönemlerinden kalma etkileri çok iyi gören Sulla bu gibi Senato aleyhine bir durumun tekrar yaşanmaması için bunlar için çabalıyordu ve yaptığı reformlardan sonra, Senato şüphesiz bir şekilde en yüksek kurum olarak ortaya çıkacaktı. Başka kurul ya da meclislerden gelen her türlü teklifi veya öneriyi veto etme hakkına sahip oldu. Senatonun üye sayısı neredeyse iki katlandı. Tribünlerin yetkileri de düzenlenerek yasa teklifi verme yetkileri geri alındı. Bir kişinin aynı kamu görevinde art arda bulunmaması için 10 yıl bekleme süresi; kamu görevindeki bir kişinin bir üst makama aday olması için 2 yıl beklemesi gerektiği şartını getirdi. Bunlar da tıpkı senatonun veto hakkında olduğu gibi, Gracchus kardeşler gibi bir veya Sulpicius gibi örneklerin bir daha olmaması açısından alınan önlemlerdi. Suç ve ceza kanunları da aynı şekilde Sulla döneminde bazı reformlar ve bazı yenilikler gördü. Bütün bu otoritesi ve tiranca yönetimine rağmen Sulla 79 yılında görevinden istifa ederek villasına çekildi. Bu karar Roma’da şok etkisi yarattı hatta öyle ki Caesar bu karardan ilerleyen yıllarda “politik olarak cahillik” olarak bahsedecekti. Sulla istifa etmesinden kısa bir süre sonra 78 yılının başlarında ise vefat etti.

Afrika’da bir kıskançlık sonucunda başlayan Marius ve Sulla’nın rekabeti zaman içerisinde evrilerek birçok Roma kuralının bozulduğu bir döneme dönüştü. İlk kez bir Romalı ordusu ile Roma üzerine yürüdü. Sonrasında aynı hareket Marius tarafından yapıldı. Senatörler idam edildiler, Roma bizzat kendi evlatlarından gelen şiddetle ilk kez bu denli yüzleşti. Bu olaylardan önce zaten İtalyan müttefikleri ile bir iç savaşa tutulmuş ve hala bunun şokunu üzerinde taşımaktayken hem de. Hepsinden önemlisi, ilk kez diktatörlük bu denli geniş yetkilerle ve ömür boyu olmak üzere birine verilmişti. Ve ilk kez Romanın senatörleri kendi ordularının kılıçlarını enselerinde hissetmişler ve başka birisine itaat etmek zorunda kalmışlardı.

Bütün bunlar Ceasar Rubicon nehrini geçip Roma üzerine yürüdüğünde hem Ceasar’ın hem de Cumhuriyet vatandaşlarının aklında olacak ve tarih kendini bu olayların meyveleriyle şekillendirecekti. Sonucunda ise yüzlerce yıllık gelenek, Roma Cumhuriyeti, son bulacaktı.

 

 

Kaynakça:

Goldsworthy, Adrian. Translated by Efe Kurtluoğlu. İstanbul.
     Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014. Print.

Hyden, Marc. Lucius Cornelius Sulla: Guardian or Enemy of the Roman Republic.
     Temmuz 27,2015. Web. http://www.ancient.eu.

Valgiglio, Ernesto. Sulla: Roman Dictator. Aralık 06, 2016. Web.
     https://www.britannica.com/biography/Sulla

Wasson, Donald L. Aralık 20, 2016. Web.
      http://www.ancient.eu.

http://www.roman-empire.net/republic/sulla.html

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu