Biz ilkeleri ve değerlerine bağlı bir milletiz. Hayatın kenarında yaşamayız. Kaybolmuş değiliz ve istikamet belirlemek için kimseye tabi olmayacağız. Bazıları oyunları başarısız olunca, anlaşmazlık iddia ediyor ve yalan söylüyor.

[Katar Emiri Temim bin Hamad Al Sani]

P201005121536272278514754

Körfez Savaşı’ndan bugüne kayda değer pek az gelişmenin yaşandığı Körfez ülkelerinde, geçtiğimiz hafta içerisinde meydana gelen gelişmeler bölge coğrafyasını yeni bir krizin eşiğine sürükledi. Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi olan Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE); teşkilatın bir diğer üyesi olan Katar’dan büyükelçilerini çekme kararı alması, Arap Baharı’yla belirginleşen Sünni kutuplaşmanın giderek derinleştiğini gözler önüne seriyor.

2003 yılındaki Irak işgali ve 2010 yılından itibaren kitleleri sürükleyen Arap Baharı’nın sert esen rüzgarı hiç şüphesiz Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın altı ülkesi olan Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE, Kuveyt, Katar ve Umman’ı da etkisi altında bıraktı. Bugüne kadar genel manada ekonomik işbirliği çerçevesi dışına nadir olarak çıkan Konsey, şimdilerde siyasi olarak da ortak hareket etmeye çalışan bir görünüm çiziyor. Nitekim Suud Kralı Abdullah, 2011’de Riyad’daki konuşmasında Konsey içi işbirliğinden, siyasi işbirliklere geçilmesi gerektiğinin altını çizerek; artık Ortadoğu’yu siyasi olarak da şekillendirme hayalinin ipuçlarını vermişti.

Ancak bölge coğrafyasına yön verme yöntemini, bugüne kadar Selefiliği ihraç etme ve mevcut statükonun korunması olarak algılayan ülkelerin, çevrelerinde seslendirilen demokratik talepler karşısındaki tutumları hala pragmatik kaygıların ötesine geçemiyor. Buna mukabil Katar, böylesine kemikleşmiş sistem içerisinde, bugünlerde kendi bildiğini dile getirmekten çekinmeyen bir tutum sergilemeye devam ediyor. Mevcut krizin ortaya çıkış noktası ve en büyük sebebi ise Mısır’daki gelişmeler karşısındaki farklı tutumlar.

MISIR’DA DARBE

Katar’ın diğer Köfez ülkeleriyle yaşadığı ayrımın en kritik dönemeci, Mısır’da General Sisi’nin gerçekleştirdiği darbe karşısındaki gösterilen farklı reaksiyonlar olmuştu. Körfeze olan coğrafi yakınlığı ve İslam dünyasındaki geniş hinterlandını elinde tutan Mısır’da inşa edilebilecek demokratik rejim, krallıkla yönetilen Arap ülkeleri tarafından ideolojik tehdit olarak algılanmıştı. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler de darbe yönetimine destek amaçlı kredi ve hibe yöntemine başvurmuşlar ve İhvan’ı terör örgütü ilan etmişlerdi.

Buna mukabil Katar’ın sahibi olduğu Al Jazeera televizyonunun demokrasi yanlısı ve Müslüman Kardeşler taraftarı yayınlar yapması, krizi oluşturan temel mesele olarak değerlendirilebilir. Bu yaşananlar karşısında Kasım 2013’te toplanan Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın sonunda Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE, yaptığı ortak açıklamasıyla, Katar’ı bölgedeki ülkelerin güvenlik ve istikrarlarını bozmakla suçlamışlardı.

KIRILMA ANI: YUSUF KARDAVİ

Krizin baş aktörü Yusuf Kardavi, İhvan’ın seçim kutlamalarında Cuma namazını kıldıran isimdi.

Katar’da ikamet eden ve Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla tanınan Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi, 24 Ocak’taki Cuma hutbesinde Birleşik Arap Emirlikleri’ni çok ağır ifadelerle eleştirmişti. Hutbesinin büyük bölümünde darbenin aktörlerine yüklenen Kardavi, BAE yönetimini de “İslami olan her şeye karşı” olmakla suçlamıştı.

Bunun akabinde Mısır, 4 Mart Salı günü Katar ile arasında vize uygulamasına geçmiş ve Hamas’ın bütün faaliyetlerini Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle yasaklamıştı.

Bundan bir gün sonra, 5 Mart Çarşamba günü de Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE, yaptığı ortak basın toplantısıyla geçen üç aylık sürede Katar’ın dış politikasında değişikliğe gitmemesi sebebiyle büyükelçilerini Katar’dan çekme kararı aldılar. Katar, ortak açıklamadan ötürü üzüntü ve şaşkınlık yaşadıkları belirtti, ancak herhangi bir misilleme olmayacağını da ifade etti.

GERİLİMİN GELECEĞİ

Yaşanan gerilimin geleceği hususundaki genel kanaat, krizin Katar’ın yumuşak üslubuyla çözüleceği öngörüsü. Tabii ki burada Amerikan etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Körfez ülkelerinden büyük petrol geliri elde eden Birleşik Devletler, herhangi bir Körfez ülkesinin eksen kaymasına sebebiyet vermemesi adına, özellikle Suud hükümetine, gerilimi düşürecek uyarılarda bulunması bekleniyor. Bahreyn ve Kuveyt gibi Şii nüfusun etkin olduğu Körfez ülkelerinde yaşanabilecek siyasi istikrarsızlık Beyaz Saray’ın isteyebileceği son şeylerden biri.

Katar Emiri Temim Bin Hamad Al Sani

Diğer zayıf ihtimalli senaryoya göre de, bölgede İhvan-Hamas-Katar işbirliğinin genişleyerek devam etmesi ve bölgedeki yeni kutuplaşmalarla birlikte büyük krizlerin meydana gelmesi. Bazı gazeteciler bu gruba Türkiye ve Tunus’un da katılacağını öngörerek yeni bir sünni birliği gerçekleşebileceğini ifade ediyorlar. Tam da bu noktada Katar, öncelikli olarak desteklediği Müslüman Kardeşler ve Hamas’ı demokratik uygulamaların dışına çıkmaması için yoğun gayret sarf etmesi gerekiyor. Kargaşalardan nizamın inşa edilemeyeceği gerçeğine dayanarak, önlerine çıkan problemlere gündelik çözümler üretmek yerine uzun soluklu projeler geliştirmeleri için İhvan ve Hamas’ı cesaretlendirmek, bölgenin geleceği itibariyle de ehemmiyet arz ediyor.

Görünen o ki bölgede kimin oyunbozan olduğu veya olacağı sürecin akışı içerisinde belirlenmiş olacak.

Leave a Reply

2 comments

  1. Enes Karagül

    Çok bilgilendirici, faydalı bir yazı olmuş. Ellerine sağlık kardeşim.

  2. SUEDA METİN

    HARİKA BİR MAKALE OLMUŞ.TEBRİK EDERİM. BAŞARILARININ DEVAMINI DİLERİM.

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu