Cain Fleeing Abel William Blake, 1826Kıskançlık, insanoğlunun kalbine gömülen dördüncü kara tohum*. İlk cansuyu, Kabil. Kendi elleriyle filizlendiriyor farkında olmadan. Sonucu, sorumluluğu omuzlarında tarihe kardeş kanıyla not düşüyor ismini. Mirası tüm insanlığa:
Cinayet !
Katil!
Ellerimizin üstünde taşıyoruz o günden beri. Miras, korkutuyor; korku, susturuyor; suskunluk, yaklaştırıyor; yaklaşmak topluma , toplum devlete dönüşüyor zamanı gelince. İnsanoğlundan alınıp cansız sayfalara serpiştirildiği gün, Kabil tekrar yeryüzüne iniyor. Yasalar diyoruz, devlet diyoruz yeniden doğmuş Kabil’e. Yetmezmiş gibi yeni sorumluluklar yüklüyoruz omuzlarına.
 “Bizi kendinden koru !”

İhaneti kaçınılmaz Kabil, insanların kulağına fısıldamaya başlıyor. Tohumunu; vicdanı bedenini çoktan terk etmiş yargıçlara, diplomatlara, devlet başkanlarına bölüştürüp kendi ordusunu topluyor.

Sözüm ona gerçek vatan severler devlet hakimiyetini her hücresine kadar kabullenmiş. Devlet sorgulanamaz diye çığırtkanlık yapıyor heyhat!

Kimlerin soytarılığını görev edinmiş muamma.

Düşünmeden yaşamak hayvana özgüdür bu dünyada.
Baba hürmetine layık olmaya çalışır gibi elini kavuşturur, başını eğer kabul edilemez yanlışların karşısında, kula kulluk eder utanmadan biricik ülkemde.
Ülke dediğime bakmayın!
Dingonun modern ahırında zaman öldürüyoruz sessizce.
Sessizliğimizi bozunca cennetten(!) kovuluyoruz !
Cezası malum yer altında sessiz oda.
Bedeli ağır olur öteki insan olmak bu şehirde. Konuştukça dinlenir, dinlendikçe göze batar bu toprağın dürüst insanları. Sonunu kendi dahi tahmin eder Sabahattinler, Abdiler,Çetinler, Uğurlar, Ahmetler, Hrantlar.
Bu nasıl bir oyundur ki bedelini ödettiğimiz her düşüncenin ismini, altın harflerle yazıp kırmızı kurdeleler kesip veriyoruz yüzsüzce sokaklara, okullara, sahalara.
Adını mı yaşatıyoruz gerçekten?
Yoksa orta çağda yapılanı bugüne uyarlayıp”CİSMİNİ” değil “İSMİNİ” mi sallandırıyoruz meydanlarda ibret-i alem olsun diye.
Savunmayın bana artık devletin elini kana bulamadığını!
Birken Bin olamıyoruz bu vakitten sonra!
Öldükçe dirilmiyoruz artık!
Hepimiz Hrant da olamıyoruz, Ermeni de!
İpekçi gibi cesur da değiliz,
Mumcu gibi keskin kalem de!
Kabil’i bulun bana !
Kim tahmin ederdi ki Kabil’in ruhunun devlete dönüşebileceğini !
Hangi insanoğlu bilebilirdi devletin de günün birinde elini kana bulayıp katil olacağını!
Cinayetleri meşrulaştırıp insanlara, yasa öldürülmesini emrediyor cümlesini gururla söyleteceğini kim isterdi !
Bu saatten sonra sadece Kabil’i bulun bana !

 

* Dördüncü kara tohum: Yedi ölümcül günah

  1. Superbia: Kibir, kendini beğenmişlik 
  2. Avaritia: Açgözlülük
  3. Luxuria: Şehvet düşkünlüğü
  4. Invidia: Kıskançlık, hasetlik 
  5. Gula : Oburluk 
  6. Ira : Öfke, yıkıcılık, gazap etmek 
  7. Acedia: Tembellik

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu