Irak’ta Seçim (2) – Ufuktaki Üç Tünel

 “Biliyorsunuz bazı siyasi grupların kurtarma hükümeti olarak adlandırdığı yeni bir hükümeti kurmak istiyorlar. Buna kurtarma hükümeti denemez. Bu hükümet anayasaya ve ülkenin siyasi sürecine aykırıdır” [Nuri el-Maliki]

1500_int_ziraq_0120

2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri önderliğinde 40 ülkenin desteğiyle kurulmuş çok uluslu Koalisyon Güçlerinin “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” başlıklı harekatı, Saddam’ın Baas rejiminin kitle imha silahlarının tehlikesinin altını çizmiş ve “özgür dünya”nın güvenliğini yeniden tesis etmeyi kendisine görev addetmişti.

Kaderin cilvesi; Lozan’dan önce İngiliz Daily Express gazetesi “Musul tek bir İngiliz neferine dâhi değmez!” başlığını atıyorken, 2004 yılında da Los Angeles Times’ın manşeti “Bataklığa saplandık!” olmuştu. Bu dönemde Irak haritasını etnik ve mezhebi dengelere göre dizayn etme çabası Amerika’nın tabiri caizse elinde patlamış, Sünni Araplar Baas’ın kucağına düşerek ötekileşmekten kendilerini kurtaramamıştı.

5421976-3x2-940x627

Nuri el-Maliki 3. seçiminden de zaferle ayrıldı.

Sünnilerin 2005’teki seçimleri boykot etmesinin etkisiyle yönetime gelen Maliki yönetimi, katı mezhepsel politikası ile siyaseti araç haline getirmekten çekinmedi. Bir yandan modern Amerikan kolonizmi, diğer yandan gittikçe derinleşen mezhepsel ayrılık, Irak iç siyasetini ve yaşadığı travmaları katmanlaştırmış oldu.

2010 seçimlerinde ise mezhepsel çeşitlilikleri içinde barındıran Irakiye İttifakı seçimi kazanmasına rağmen İran’ın da desteğiyle Maliki yönetimi koalisyonla koltuğunu korumayı başarmıştı. Birlikteliğin sağlanabilmesi adına elindeki tek fırsatı da kaybeden Irak, takip eden 2 yıllık süreç içerisinde birbiri ardına gelen iki büyük hadiseyle iç kaosa hızla sürüklenmekten de kendini kurtaramamış oldu.

US-withdrawl-from-IraqBunların ilki 18 Aralık 2011’de Amerikan askerlerinin çekilmesidir ki İran’ın bölgedeki etkisi hızla artmıştır. Maliki, muhaliflerine karşı sindirme politikalarını sertleştirilmiş; bir nevi sistematik cadı avı uygulamıştır. Öyle ki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el-Haşimi’nin önce 2 kardeşi öldürülmüş, daha sonra kendisine muhaliflere silahlı destek olmak suçuyla idam kararı verilmişti. Genel anlamda muhalif Selefilere karşı yürütülen bu kapsamlı operasyonlar esnasında da ‘Selefi Terör’ potansiyel bir enerji kazanmıştır.

Biriken potansiyelin kinetiğe dönüşmesi ise çok zaman almayacaktır. Arap Baharı rüzgarlarının Suriye’de esmeye başlaması, Esed’in bir zamanlar kendilerini Saddam’a karşı kullanan El-Kaide mensuplarının otorite boşluğu yaşanan bölgelere nüfuz etmesiyle Irak Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) doğurmuş oldu. Baas rejiminden kalma generallerin zihinsel önderliğiyle IŞİD, El Kaide’yi dahi “stratejiden uzak ve yetersiz” gördüğünü seslendirip biat etmekten uzak durmuştu.

Durduğumuz noktada ise Irak, Suriye ile birlikte tarihinin en kritik dönemecinde. Bir önceki yazımda tanımlamaya çalıştığım bütün siyasi aktörler arasından yine Maliki’nin Dava Partisi önderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ‘şaibeli bir seçim’in ardından iktidara gelmiş bulunuyor. Bu sonuçların hemen ardından da Nakşibendiye Ordusu, Cihad ve Değişim Cephesi, Cihad ve Kurtuluş Cephesi ve Cihad ve Islah Cephesi gibi terör grupları IŞİD çatısında birleşmiş ve aynı amaç doğrultusunda mobilize olmuşlardır.

Irak’ın geleceği adına iyimser olmak, diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi, ne yazık ki pek mümkün değil. En iyimser senaryoyla bile IŞİD’in kontrolü altındaki bölgelerdeki yaşanan toplu infazların toplum zihninde açtığı enkazı kürümek senelere matuf bir rehabilitasyon sürecine vabestedir. Yinede yaygın olan üç öngörüyü ifade etmek önümüzdeki sis perdesini de inceltecektir.

1) Dış Destekli Müdaheleyle Geçmişe Dönüş

IRAN-1-master675

Şii lider Sistani fetvasıyla IŞİD’e karşı silahlanan siviller.

Irak yönetiminin İran-Rusya eksenli askeri yardımlarla IŞİD’e darbe vuracağı öngörüsü, Ayetullah Ammar el-Hekim ve Ayetullah Sadık Huseyni eş-Şirazi ve Ayetullah Seyyid Kazvini gibi Iraklı Şii din adamlarının Şiileri IŞİD’e karşı seferberliğe çağırmasıyla hayata geçirilmiş durumda. İran, bölgedeki sünni ülkelerle gerilmiş olan ilişkileri dikkate alarak bir müdahalede bulunmayacaktır. Bu açıdan İran’ın asker ve mühimmat takviyesi, Rus ağır silahlarıyla desteklendiğinde Maliki IŞİD karşısında geri tepilmez bir güç elde etmiş olacaktır. Nitekim bu operasyonlara Tikrit’i alarak başlamıştır.

Her ne kadar IŞİD’i bir terör örgütü nazarıyla kolay dağılabilecek bir güç olarak düşünsek de, IŞİD “devlet kurma” gayesiyle ortaya çıkmış olan, bu niyetle de ele geçirdiği yerlerde siyasi, hukuki ve askeri hakimiyeti ele geçiren bir sistematik bir topluluktur. IŞİD’in, el-Nusra ve selefi El Kaide gibi yıkıcı etkiyi önceleyen sokak gösterileri ve bombalı saldırılarının ötesinde şekillendirici bir vizyonu vardır. Ele geçirdiği şehirlerde hapisteki militanları kendine dahil etmesi, yine bazı şehirlerdeki bankaları ve petrol kuyularının gelirlerine el koyması, özellikle Şii ve Nusayri sivilleri en acımasız şekilde öldürmesi ve arkasındaki Körfez ülkelerinin gizli lojistik desteği; mevcut bir hükümet müdahalesinde kanlı savaşların yaşanmasını kaçınılmaz kılacaktır.

Yine bu öngörünün bir diğer çıkmazı Şiiler arasındaki ayrılıklar. Ayaklanan Şiiler genel anlamda Şii muhalif Mukteda es-Sadr’a bağlı siviller olması Maliki için bir dezavantaj. Bu durumda onların temel amacı Şii mabedlerini korumanın ötesine pek geçmeyecektir. Bu sebepten Maliki’nin bu yardımın kazananı olmayacağını da söyleyebiliriz. Amerika’nın tutumu da Sünni dünyadaki kredibilitesini korumak amacıyla pasif kalacak veya yönetime doğrudan destek vermek yerine havadan ve denizden IŞİD kamplarını vurarak Irak’ın geleceği üzerindeki etkisini korumaya çalışacaktır.

2) Uzlaşma ve Koalisyon

hasimimalikiyeniŞahsi olarak en az ihtimal verdiğim muhtemel sonuç taraflar arasındaki bir uzlaşmanın gerçekleşmesidir. Bunun başlıca sebebi ise mezhepsel militarizmin an itibariyle tavan yapmış olmasıdır. İnternet üzerinden zevk dolu mesajlarla paylaşılan katliam görüntüleri insani değerlerden ne kadar uzaklaşılabileceğini gözler önüne seriyor. Şii ve Nusayri öldürmeyi cihad addeden bir örgütle Maliki yönetiminin aynı masa etrafında uzlaşabilmesini, hele hele bir koalisyonla aynı ülkeyi yönetmesini beklemek hayal sınırlarını aşan bir durum.

Lakin şartları yumuşabilecek durumlarla uzun soluklu bir süreç sonunda, her ne kadar ihtimali düşük de olsa, bu öngörü gerçekleşebilir. Buradaki kilit aktör ise Suudi Arabistan. Suud yönetimi eğer Irak’taki selefi örgütleri Maliki’nin düşürülmesi karşısında çekilmeyi ikna eder ve ılımlı sünni bir siyasi grubu öne sürebilirse bu mümkün olabilir. Ancak gittikçe büyüyen IŞİD ve benzeri grupların Körfez ülkeleri tarafından kontrol altına alınıp alınamayacağı da bir soru işareti. Yönetim kadroları ve milisleri sürekli yenilenen bu grupları ortak şekilde sevk etmek, bununla birlikte Şiilerin taleplerini de göz önünde bulundurarak bir konsensüse ulaşmak tahmin edileceği üzere hiç kolay değil.

3) Bölünme

Shishani meeting 3-thumb-560x420-2885

IŞİD Ordusu, öldürülen lider Ebu Ömer Şişani tarafından denetlenirken.

IŞİD’in kurucu lideri Ebubekir el-Bağdadi‘nin İslam Devleti projesi, başından beri bu seçeneği destekliyor. Temel amacının Suriye-Irak koridorunun Şii ve Nusayrilerden temizlenerek bir hilafet yönetimi kurulması yönünde. Ancak kendisini destekleyen bütün silahlı gruplar bu kadar vizyoner değil. Örneğin Nakşibendi Ordusu komutanı klasik gerilla yöntemiyle sadece yönetimi düşürmeyi hedefliyor.  Keza aşiretlerin ve Kürt yönetiminin de temel talebi dışlayıcı yönetimin bir an evvel devrilmesi.

Bu aşiretlerin çok büyük stratejik önemi olduğu muhakkak. Silahlı örgütler Şiilerin siyasetten çekilmesini, kendilerini temsil edebilmek adına temel şart sayarken, Iraklı yerli aşiretler uzlaşmaya daha yakın.

Kürtler ise bölünmeden en karlı çıkabilecek taraf olacaktır. Suriyedeki PYD topraklarıyla birleşecek bir Kürt devleti bölgedeki bu sorunu da çözüme kavuşturabilir. Lakin burada Türkiye’nin tutumu belirleyici rol oynayacaktır. İran’daki Kürtler için de taleplerin dile getirebilme ihtimali ve Iraktaki Şiilerin karşılaşabileceği etnik kaygılar İran’ı bu çözümün uzağında kalmasına sebebiyet veriyor.

Arabistan, ABD, Rusya ve Çin de bölünmenin karşısındalar. Bölgedeki yeni bir selefi-terör devleti bütün bölgeyi zehirler ve istikrarın önündeki en büyük engel olarak kalır.

Görünen o ki Maliki yönetimi çözüm karşısındaki en büyük engel. Aslına bakacak olursa Irak’ın böylesine taarruz sarmalına girmesindeki baş müsebbib yine bütün kesimlerin tepkisini çeken Nuri el-Maliki. Hangi sonuç gerçekleşirse gerçekleşsin, çözüm ekseninde Maliki’nin ismi olacaktır. Irak treninin girmeyi tercih edeceği tünelin önemi, komşu raylardakileri de etkiliyecek olmasıdır. Başta da Türkiye’yi.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu