Hulki Cevizoğlu Röportajı

Ünlü gazeteci ve yazar Hulki Cevizoğlu’nun gazetemizin Politika Editörü Ümran ŞATANA ve Politika yazarlarımızdan Mertcan TURAN ile gerçekleştirmiş oldukları röportaj…

Şatana: Demokratik Sol Halk Partisi’nden istifa ettiğiniz zaman yönetim anlayışı farkından bahsetmiştiniz. Sizce siyasi bir partinin yönetim anlayışı nasıl olmalıdır?

Cevizoğlu: Demokratik olmalıdır. Bizim partinin adı da demokratikti ama ben genel başkan olarak baktım ki ben demokrasiye yol verdiğim zaman bazıları parti içinde anti-demokratik tutumlar takınıyorlar. Ben demokrat davrandıkça onlar bunu zafiyet olarak algılıyorlardı, güçsüzlük olarak algılıyorlar yani birisine yetki veriyorum o yetkiyi kötüye kullanıyor, bir baktım ki bazı insanlar kendilerini genel başkan gibi görmeye başlıyorlar. Adama diyorsun ki şunu yap, demokrat olsun, yapamazsın demiyorum, yetki veriyorum, o onu yaparken kendisini genel başkan gibi görüyor. Baktık ki, demokrasi anlayışı, partinin ismi demokrasi olsa bile içerdeki insanların vicdanlarına ve karakterlerine sinmediyse uygulanmıyor. Kendilerini de uyardım çift genel başkan, korsan genel başkan olmaz diye herkesi uyardım baktım ki olmuyor, sonra ben enerjimi böyle kurtlara boş yere harcayamam ben halkla beraber olmalıyım, halka bu projeleri anlatmalıyız Bülent Ecevit ne yapmıştı, bizde neler yapmalıyız, Ecevit olsaydı bugünkü sıkıntılara karşı neler geliştirirdi ve benzeri durumlarda geçmişte neler söylemişti Ecevit kitaplarda var, halkçı Ecevit gibi halkla beraber olalım dedikçe onlar dörtnala parti içinde dedikodu ile bu işi yürütmeye çalışıyorlardı o da benim yönetim anlayışıma tersti. Uyardım anlamadılar, anlamayınca da ben enerjimi bu işlere harcayamam dedim ve istifa ettim. Benden kısa süre sonrada partiyi kapatma kararı aldılar. Benden 103 tane üyenin 90 küsur tanesinin gelmeyenlerde vardı oylarıyla genel başkan seçilmiştim. Önce kurucu genel başkandım sonra seçime gittik seçildim, ben ayrıldıktan sonra Rahşan hanım genel başkan oldu o 79 oyla genel başkan oldu. Bir süre sonrada kapattılar partiyi çünkü böyle olacağı belliydi.

Turan: DSHP, DSP’den niçin koptu? Ve DSP’de artık hiç ses çıkmıyor. Aslında Sol’dan ses çıkmıyor imajı hâkim. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Cevizoğlu: Onlar kopmadı. Ecevitler vaktiyle benim dışımda ve benden önceki bir gelişme bu, onlar çok önce ayrılmışlar, parti yönetimini beğenmemişler ve kendi politika tarzlarına uymadı diye ayrılmışlar. Sonra yeni bir parti kurma, yeni bir parti oluşuma girdi Rahşan Hanım, Bülent bey sağlığında da biz sürekli görüşüyorduk, kütüphane evde toplantılar yapıyorduk. Bende ona katılıyordum, davet üzerine. DSP ile araları soğuktu kendi çocuklarıydı, DSP’yi Ecevitler kurdu, ilk genel başkanı Rahşan hanımdı, onu geliştirdi büyüttü kasasında parasıyla beraber devretti ama onların yeterli olmadığına inandılar. Gerekli atılımı yapamıyor diye birkaç kere kamuoyuna da açıklama yaptı Ecevitler çaresiz olunca o zaman ne yapacak, yeni parti kuracak, biz daha iyisini kuralım diye ki öylede yaptılar beni davet ettiler genel başkan olur musun diye bizde baktık şartlara olduk, sonra seçim oldu, ayrıldık falan ayrılma nedenleri o.

Şatana: Şuan Türkiye’de yapılan seçim çalışmalarına dikkat ettiğimiz zaman, neredeyse tüm partilerin seçime odaklandıkları ve yoğun bir tempoya girdikleri net bir şekilde ortada. Sol kesimde neredeyse hiç ses yok, DSP’ni kendisini iyice kapattı. Bu konuda ki yorumlarınız nedir?

Cevizoğlu: DSP ölmüş bir parti. Siyaseten ölmüş bir parti şuanda zaten Ecevitlere bağlıydı vaktiyle. Pek niyetleri de yok anlaşılan. Sol dediğimizde tek CHP geliyor aklımıza, onlarda hata yapmazlarsa oylarını artırırlar ama bu gidişatla, böyle dillerde söylendiği gibi yüksek oy alacakları tahmin edilmiyor. DSP’nin oyları çok düşük baraj sorunu var zaten asıldıkları da yok, kasalarında para vardı Ecevit onlara 89 trilyon lira bırakmıştı kasasında, Ecevitlerin yokluğunda 20 trilyona falan düştü, 2007 seçimlerinde DSP’nin kendisi seçime girmedi,12 tane milletvekili CHP’nin listesinden giriş yaptı. Bu sene mecburen girmek zorunda girmezse Anayasa’ya göre kapatılıyor. Seçime girmeyen bir parti 89 trilyon civarında parayı nereye harcar doğrusu gazeteci ve politikacı olarak merak ediyorum. Şimdi diyelim ki 20 trilyon biraz daha azaldı, o parayı niye seçime harcamıyorsun, niye asılmıyorsun. DSP’lilerin bir özelliği vardı Ecevitlerden gelen paramız var ama bu il ve ilçe başkanlarına diyemez, oradaki uygulama şudur, herkes kendi yağı ile kavrulacak derdi Ecevitler. Yani her il-ilçe kendisi parasını toplayacak, elektrik, su kira parasını kendisi karşılayacaktı. Yani o para oralara da gitmiyor. Genel merkezde kalıyor birisi çıksın açıklasın bunu. Şimdi ki seçime niye asılmıyorlar onu da anlamak mümkün değil, orası DSP parti olmaktan çok huzur evi gibi, sessiz sakin bir yer oldu. CHP’de çalıştığını söylüyor ama CHP’nin de bana göre eksikleri çok içlerinde kavga halen dinmedi bitmedi üstelik bu kavga dışarı yansıyan bir kavga. Her partide içte kavga olabilir, fikrin olduğu yerde çatışmalar doğaldır ama bir yere kadar doğaldır. Bakın Ak Parti içinde olan kavgalar dışarıya yansıtılmıyor. Abdullah Gül’ün, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cemil Çiçek’in, Mehmet Ali Şahin’in, Abdüllatif Şener’in taraftarları var zaten o partiden ayrıldı, önümüzdeki sene cumhurbaşkanı seçimi var, halk seçecek, halk seçtiği zaman AKP içindeki çatlak daha da büyüyebilir çünkü bir kişi cumhurbaşkanı Tayyip Bey’de istiyor, Abdullah Gül’de istiyor ama CHP’deki dışarıya yansıyor. Partililer anlaşmalıdır, içerde kavga ederse topluma hangi çalışmaları sunacak, bir kere CHP bunu çözmeli. Kendi içinde kavga olmamalıdır. Bunu çözecek ve dışarıya sunduğu politikalarında inandırıcı olması lazım. Ezbere şu kadar oy alacağını herkes der. Dilin kemiği yok söylenir. Onun için ayağı yere basan projeler olmalı ve toplumun bütünlüğüne hizmet eden toplumun her kesimini kucaklayan insanlarla birlikte hareket etmelidirler. Bunları yaparsa o da %30’lar civarına çıkabilir, şuan %20’li klasik oy oranlarındadır.

Şatana: Peki siz, Ak Parti’nin dediği gibi seçimlerden %58’lik başarı elde edeceğine inanıyor musunuz?

Cevizoğlu: Hayır, inanmıyorum. AKP’nin kendi oyu yani o milli görüş çizgisi %17-18 civarında, peki niye daha çok oy alıyor şöyle, merkez sağ yok ortada, Anavatan Partisi ve Demokrat Parti yok bunların oyları oraya gidiyor, ben Bursa kitap fuarında halkla konuşma imkânım oldu, bir vatandaş dedi ben Ülkücüyüm, ben CHP’liyim, ben MHP’liyim, ben AKP’liyim diyor. MHP’li olan anlatıyor, şimdiki yönetimi beğenmiyorum, bana en yakın AKP var ona oy vereceğim diyor. Başka biri Anavatanlı olan; ben eski Anavatan’lıydım ama partimiz yok, bize en yakın Ak Parti olduğu için oyumu ona vereceğim diyor. Yani aslında AKP’nin bu oylarının içinde hep ödünç oylar var. merkez sağ ayakta olabilseydi bunlar kendi partilerine döneceklerdi, o zaman AKP’nin oyu %25-30 civarına düşerdi. Belki de eski kemikleşmiş %17-18 seviyesine düşerdi. Bu boşluğu dolduruyor, partisi olanlar bile örneğin MHP’nin bir kısmı AKP’ye oy verebiliyor yönetimle anlaşamadığı için. Ayrıca Atatürkçü ve CHP’li gözükenlerin önemli bir kısmı sandığa gitmiyor. 2007 seçiminde 11 milyon insan sandığa gitmedi. 2010 referandumunda 13 milyon insan sandığa gitmedi, bu sene gene sandığa gitmeyeceğiz diyen Atatürkçü ve eski CHP’li birçok insan görüyorum. O zaman 11-13 milyon insan ne demek, 18 yaşını bitirmiş kocaman adam demek. CHP’nin aldığı oy verenler kadar hatta daha fazla bir kesim oy vermeyenlerdir. Bunların %98’i AKP’li değil, AKP’li olsa onlar zaten ciddi biçimde rakamda olsa onlar zaten sandığa gidip oy veriyor. Şimdi CHP o sandığa gitmeyenleri de sandığa çekmelidir çünkü vatandaşların tek gücü var o da oy verme hakkı, demokrat olarak. O zaman sandığa çağıracak herkesi.

Turan: Peki, sandığa gitmeme nedenleri nedir?

Cevizoğlu: Açıklamalara inanmıyorlar, vaatlere inanmıyorlar. E kime inanmıyor, işte genel başkan yanındaki birkaç kişiye, yapılan açıklamalara kızıyor, biz CHP’yi böyle tanımıyorduk, Atatürk’ün partisi olmalıdır, başka türlü çizgilere kayıyor diyenler var.

Turan: Kıbrıs’ta Sendikal Platform’a bağlı sendikalar mart ayı sonunda Brüksel’de eylem yapacaklar. Daha önceleri yavru vatanla problem yokken bir anda bu kaos oluşumu niye? Kıbrıslı Türk’lerin başkaldırışının asıl sebebi sizce nedir?

Cevizoğlu: Kıbrıs’taki karışıklık aslında Annan Planından beri var, kafa karışıklığı orada da farklı görüşten insanlar var. Onlarda kendilerini göstermek istiyorlar, işte bu tip hareketlerle. Yani Kıbrıs halkının tümünü temsil etmiyorlar.

Şatana: Türkiye’de yaklaşık 60 gazeteci hapiste. Siz bir gazeteci olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce Türkiye’de medyanın yeri ve rolü yeterli ve etkili midir?

Cevizoğlu: Başbakan yaptığı meclis konuşmasında diyordu ki, onlar gazeteci olduğu için değil, başka eylemlerden dolayı içerideler, basın özgürlüğüne zarar geleceğini bilsek önce karşısında biz dururuz diyor. Dursun eğer samimi ise dursun. Şimdi ne derecede böyle bir suç var mı? Sen gazetecilik yaptığın için gözaltına alınıyorsun, tutuklanıyorsun. Böyle bir şey var mı? Böyle bir suç olamaz, peki niye hep muhalif olanlar giriyor. Sonuçta suç evrensel bir şeydir. Herkes suç işleyebilir ama filanca partiye mensup olanlar onu destekleyenlerin hiç suçu yokmuş, hep karşı taraftakilerin suçu varmış gibi bir durum olamaz ki hiçbir ülkede. Herkes suç işleyebilir, ona kızar bir şey yapar ama nedense Türkiye’de gözaltına alınanlar, tutuklananlar hep muhalif insanlardan oluşuyor. Eskiden diktatörlüğe gidiliyor deniyordu buna inanmayan yandaş medya vardı, şimdi yandaş meydanında önemli kalemleri gidişatın kötü olduğunu, tersine döndüğünü, insan haklarının ihlal edildiğini bunların düzeltilmesi gerektiğini söylüyor. İsimlerini de sayabilirim, Nazlı Ilıcak, Ali Bayramoğlu gibi pek çok gazeteci hatta Şamil Tayyar bile vicdanları karartan uygulamalar olduğu yazmaya başladılar. Gazetelerin manşetlerinde görüyoruz, bu insanlara sorulan sorular hakikaten şaşkınlığa düşürüyor. Bu konuda şöyle yapılmalı, suçu olan varsa zaten diyorsun ki seni yakaladım gel niye? Şunu şunu yaptın peki soruyor ne yaptım onu söyle bana diyor ki ona göre savunma yapacak e onu söylemiyorsun. Bu ne demek yani gizli suç olur mu o zaman 70 milyon adamı tutuklarsın. Dünyada böyle bir uygulama yok. Sen şu kalemi çaldın şunu yaptın şu işe yatırım yaptın yasadışı işe buluştun örnek bu diyecek. İnsanlar hâkim karşısına çıktıklarında deliller elimizde biz haklıyız de mahkûm et. Mahkûm da etmiyorsun Bu süreci uzatarak bunu bir cezaya çeviriyorsun içerde olan insanlar mağdur oluyor dışardaki insanlara korku salıyorsun bakkal bile dinleniyoruz diyor. Böyle bir toplum demokratik toplum değildir. Ceza varsa suç varsa ibret-i âlem için hızlıca cezalandırılmalı. Suç varsa cezasını verirsin. Niye vermiyorsun? Belge var diyorsun belge varsa cezasını ver. Belge yoksa niye mağdur ediyorsun insanları Varsa belge cezasını ver adalet yerine gelsin ve bu iş bitsin hukuk hızlıca işlemedir. Bazı davalarda hukukun işlemediğini görüyorsun Örneğin AKP milletvekilleri hakkında çok sayıda karar var ama dokunulmazlıkları olduğu için hukuk işlemiyor.
Türkiye’de medyanın yerine gelince; medya, maalesef özgür değil. Türkiye’de medya iktidar değiştiren ve oluşturan bir medya olmamalıdır. Geçmişte örnekleri vardı kendisini kartel olarak gören büyük medya, bunlara meyil ediyordu. Ama ne şimdi olmalı nede o zaman olmamalıydı. Medya doğruları yazmalı varsa eleştirisini yapmalıdır. Gazetecilik övgü mesleği değildir. Gazetecilik hataları gösterme yeridir. Tabi doğru yapılan şey varsa duyuracak tabii ki. Yol yapıldı ve ya hava alanı yapıldı diye duyuracak tabi. Medyanın iki görevi var bir olanı duyurmak birde yanlışlık varsa yapanları eleştirmek. Anayasa bile tüm dünyada ve bizde diyor ki ana muhalefet diye bir kavram düzenliyor ve diyor ki senin görevin ana muhalefet sen bu kadar oy ve hazinden yardım veriyor. Neden topluma iki farklı görüş verilsin topluma yansıltılabilsin. Böylece toplum her şeyi bilsin buna göre sağlıklı oy kullansın diyor. Muhalefet yapmak anayasada bile güvence altına alıyor. Gazeteciler de muhalefet yapacak. Basın kanununa baktığınız zaman basın özgürlüğü var haberleşme özgürlük var. Bugün insanlara neden cep telefonuyla konuşmadın normal telefona geçtin diye sorular soruluyor. Böyle bir şey olabilir mi?

Şatana: Ankara Üni. SBF Siyaset Bilimi mezunusunuz, sizi gazeteciliğe iten unsurlar nelerdi? Basının ilgi çekici yanları size göre neydi?

Cevizoğlu: Genlerimde varmış. İstek ve arzularımızı biz bile biliyor muyuz. Demek ki içimde gazeteciliğe ilgi varmış. Müziğe ve resme yeteneğim olsaydı yani ben onu küçüklüğümde fark etseydim o alana yönelirdim. İnsan güçlü olduğu tarafa yönelir. Bu neye benziyor: küçükken sağ elini kullanıyorsun kimse sana neden sağ elini kullanıyorsun diye sormuyor. Farkında olmadan sağ elini kullanıyorsun. Ya da solaksan sol elini kullanıyorsun. Yeteneklerde öyle demek ki, gazeteciliğe yeteneğimiz varmış. Küçüklükten beri sürekli soru sorardım. Merak, her meslekte olması lazım. En başta gazetecilikte olmalı. Merak duygusu beni oraya itti. Çocukluğumda beri yazardım şimdi ise gazetede yazıyordum. Şekli değişiyor konusu değişiyor. Doğuştan gelen bir yeteneğin dışa vurumuydu. Siyasalda iken bile gazeteci olmak istiyordum. Bir kere bile valilik, kaymakamlık başvurum olmadı. O mesleklerden nefret etmedim. Arkadaşlarım vali oldu kaymakam oldu. Ben gazeteciliği istiyordum. Benim okuduğumum dönem 1980 öncesi terör dönemiydi. Ben ona rağmen okulda satranç turnuvaları düzenlerdim. Millet duvarlara çeşitli siyasal posterler ve duyurular yapıştırırdı, insanlar birbirlerine girerdi. Ben onların arasında yer açardım kocaman bir duyuru asardım. İsviçre sistemine göre satranç turnuvası sonuçlarını yazardım. Sonra bunların haberlerini yapardım gazetelere verirdim. Sonra okuldayken, TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisine yazı yazmaya başladım. Böyle böyle başladım. Yani adım atınca o yetenek sizi götürüyor.

Turan: Gazetecilik hayatınızda ilk çalıştığınız yer neresiydi?

Cevizoğlu: Öğrencilik zamanında yazdığım yazıları mesleki hayat kapsamında değerlendirmiyorum. Okul bitince ilk çalıştığım ve maaş aldığım yer Hürriyet gazetesiydi.

Turan:
Hürriyet gazetesi sizin yazılarınızı takip ederek mi buldular sizi yoksa siz mi başvurdunuz?

Cevizoğlu: Ben gazeteci olmak istiyordum. Ara yıl içindeydim gazetede ilan gördüm bir posta kutusu numarası gördüm ekonomist aranıyor diyordu fakat hürriyet gazetesi yazmıyordu. Bende ekonomi okudum Posta kutusuna yazılarımı gönderdim gel dediler bende başladım. Meğerse ekonomi muhabiri arıyorlarmış. O zamanlar yurtdışından çok fazla heyet geliyordu. Onlarla İngilizce konuşacak onları takip edecek ekonomi ve İngilizce bilen birisini arıyorlardı. 1981’da ben gazeteciliğe başladım O tarihlerde üniversite mezunu gazeteci yoktu. Bizim dönemle beraber üniversite mezunu gazeteciler dönemi başladı. Hatta bizle konuşan insanlar şaşırıyorlardı. Üniversite mezunusun ne işin var gazetede diyorlardı. Bizimle beraber hocalar profesörler, master, doktora yapanlar bu işe girmeye başladı. Babı- Ali’ye giren medya kuruluşları vardı transferler başladı, İnsanlar yüksek ücretle transfer ediliyordu. Buda insanları gazeteci yapan unsurlardan birisiydi.

Şatana: 2007 seçimlerinde bağımsız olarak adaylığınızı koyma nedeniz neydi?

Cevizoğlu: O zamanlar bir partiyle anlaşamadım. Daha doğrusu oturup da konuşalım anlaşalım diye bir ortam da olmadı. Hiç bir parti bize gel demedi. Biz gelelim dedik onlar bir şey demedi. Böyle bir şey olur mu? Bende kendi kendime sunu söyledim bir insanın siyasi kaderi başkanısın iki dudağı arasında olamaz. Bu partinin ya da ötekinin genel başkanı gel diyecek gelme diyecek eğer ki ben kendimi başkanısın tahakkümü altında hissedersem demokrasi olur mu diye düşündüm. Partide yapmak istiyordum partinin kapası kapalı o zaman ne yapacağız bağımsız aday olacağım. 2007’de bağımsız aday patlaması oldu YSK yeterli bilinçlendirme yapmadı oy verme hakkında halkın nasıl oy vereceğini anlatmaları lazımdı. Bende kendi kaderimi kendim çizeyim dedim ve bağımsız aday doldum. Aslında seçiliyordum ucundan kaçırdım. 11.000 oy aldım 29.000 geçersiz oy cıktı. İnsanlar oy pusulasında hem bağımsız olarak Hulki Cevizoğlu’na mühür basmışlar hem de CHP’ye mühür basmışlar. Böyle olunca oylar geçersiz oldu. Seçim öncesinde de insanlar soruyordu. İnsanlar hem bağımsıza hem de partiye oy verebiliyor muyuz diye soruyordu özelliklede bayan seçmenler. Yok dedim öyle olursa geçersiz olur dedim. Çankaya birinci bölge olması ve okuma oranı yüksek olmasına rağmen böyle olaylar oldu. Toplam 40.000’i aşan bir oy aldım. Onlar bilseydi bana oy vereceklerdi öbür türlü olsaydı CHP’ye mühür basarlardı. Ben onların hepsinin benim olduğumu düşünüyorum ve canı gönülden inanıyorum. Beni görenler de “Tüh! Geçersiz mi oldu” diyorlardı. Arkamda siyasi parti yok para yok örgüt yok çalışacak adam yok biz gönüllü arkadaşlarla bunu yapıyorduk. Bu şartlarda 40.000 oy çok güzel bir oran. Şimdi bağımsız aday olursam daha fazla oy alırım diye düşünüyorum.

Turan: O zaman inşalar ne sizde ne de CHP’den kopabilmişler.

Cevizoğlu: Şöyle oldu. Ek olarak şunları söyleyebiliriz. Bir çok insan seni seviyoruz ama oylar bölünmesin dedi. Sevmiyoruz diyen yok ama bir kişi seçilsen bile ne yapabilirsin dediler. Fakat secimden sonra beni görenler çok yanlış düşünmüşüz bir kişi bile çok iş yapıyor dediler. Bazı yerlerde 7000 oyla insanlar milletvekili seçildi. Bağımsız adaylar için farklı şeyler düşünülmeli. Partiler için, secim barajı en azından yüzde 5’e düşürülmeli hatta mümkünse kaldırılmalı. Ülkeye hizmet edecek çok değerli insanlar var onlar politikayı bilmiyor sokağa çıkıp politika yapamaz ama bu alanca çok verimli olacak. Örneğin sizin bir hocanız çok iyi bir uluslararası hukuk hocası çıkıp politika yapamaz bilmez ne yapacağını parası da yoktur. O yüzden böyle değerli insanların bu ülkenin hizmetine kazandırılması lazım. Belki Türkiye kontenjanı Türkiye milletvekilliği bir şeyler olmalı. Eğer bağımsız girerse de ona baraj olmamalı. Çünkü bağımsız adaylara da baraj var. Bunlar çok kolay matematik hesapları. İstenirse düzeltilebilir.

Şatana: 12 Haziran 2011 seçimine sayılı zaman kaldı. Bir gazeteci, siyaset bilimci ve siyasetçi olarak, partiler ve olabilecekler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevizoğlu: Herkesi sandık başına gitmeye davet ediyorum. 2003 seçimlerinde önce Türkiye’yi ve üniversiteleri çok dolaştım, imza günlerine gittim ve konferanslar verdim ve orda hepsine dedim ki mutlaka sandığa gidin. Şimdi burada iki-üç saat çok şey konuşuyoruz bunlardan aklında kalan su olsun demokratik hakkınızdır mutlaka sandığa gidin. 11 milyon insan sandığa gitmedi 2007 seçimlerinde 6 milyonu benim gidip konuştuğum insanların bir kısmı. Bende buna kızdım ve dedim ki: demek ki boşuna konuşuyorum. Ben konferansı parayla vermiyorum birçok insan parayla konuşmaya gidiyor. Ben sana geliyorum bedava konuşuyorum. Senden ne istiyorum kendime bir şey istemiyorum. Ankara’da olsa dersin ki oy istiyor ama böyle değil. Ben Türkiye’nin her tarafını dolaşıyorum onlar bana oy veremez istese de. Diyorum ki sandığa gidin onun hakkını ona hatırlatıyorum diyorum ki senin bir tane oy hakkın var. Bu gün sana 4 yılda bir geliyor. Bunu git oyunu kullan. 6 milyon insan oy kullanmamış bunlarda genç insanlar ilk defa oy kullanacak insanlar. Gidersin sandığa dersinki oyumu verdim bu güzel bir şeydir. İstediğin partiye gider verirsin. İnsanlar bunu yapmadı bende dedim ki o zaman niye konuşuyorum ki. Ben sanatçı olsam ve paralı konferansa gitsem bir kişi bile olsa gider konuşurum. Benim alkışlanayım diye bir endişem de yok. Ben sana diyorum ki hakkını kullan kendimle ilgisi yok, seni koruyorum. Gidelim Hulki Efendi gelmiş onu görelim eğlenelim iki üç saat geçirelim diyen inşalar varsa onlara da çerez olmayım dedim. Söz bir kere söylenir. Buna rağmen ben bir kaç kere söyledim. Türkiye de Mevlana’nın sözündeki gerçekle karşılaşıyoruz. Mevlana der ki: “Sen ne söylersen söyle senin söylediklerini gücü karşıdakinin anladığı kadardır”. Yani Mevla’nın olduğu gibi bu konuda diğer filozofların da çok sözleri var. Bizler karsıda ki insanların idrakini arttırmak için bir aydın olarak ve politikacı olarak üzerime düsen görevi yaptık. 37 tane kitap çıkardım. Yüzlerce Ceviz Kabuğu programı yaptım. 18 yıldır “Popüler Bilim” adında bir derki çıkarıyorum. Televizyondan kazandığımı dergiye yatırıyordum. Dergi zarar ediyordu yani. Türk insanı Bilim dergisi okumuyor. 18 yıl önce topluma bir hizmetim olsun diye düşündüm. Bana dediler ki moda, magazin dergisi çıkar eğer dergi çıkarmak istiyorsan. Onlar hem satıyor hem reklam pesinden koşmuyor. Ben dergide çalışması için sürekli reklamcı arıyorum. Millet dergiye sahip çıkmıyor. Ben 18 yıldır bu dergiyi çıkarıyorum. Lafa gelince millet çok okuduğunu gösteriyor. Yıllar önce Japonya’ya gitmiştik. İki kişiden birine gazete düşüyor. Günlük gazete tirajı 70 milyondu. Bizde 5 milyon oluyordu. O tarihte, Japonya’da en çok satan gazetenin tirajı 13 milyondu ikinci gazetesinin tirajı 11 milyondu. Toplam 70 milyon oluyordu. Bizde millet okumuyor ve kendisine cahilsin okumuyorsun denmesinden hoşlanmıyor. İnsan okumasa bile eline bir dergi alır veya gazete alır. Bunları show olsun diye bile yapar. Bunu bile yapmıyorlar. Okumayan bir milletin sonu nedir? Atatürk ne demişti: “Cumhuriyetin temeli kültürdür.”. Okumayınca kültür olmuyor. Kültür olmayınca cumhuriyetin temeli çürük oluyor. Sen ne dersen de boşa gidiyor. İnsanlar istediği şeyi okumalı ama bir şey okumalı. Herkesin okuduğu bir dergi bir gazete bir kaç ayda da olsa okuduğu bir kitap olmalı. Biraz komik olacak ama en azından yılda 4 kitap okumalı. Ne okursa okusunlar ama okusunlar. Kitaba eli değsin. Ben program yaparken haftada 7-8 tane kitap okuyordum. Sen diyorsun ki ben bu topluma hizmet edeyim cebimden para harcayım. Para dipsiz kuyuya da gitse de yapıyorum. Bunları yapmayıp yatlar katlar alabilirsin. Millet okusun diye dergi çıkartıyorsun. Böyle de bazı enayi hallerim var. Karınca demiş ya; hiç olmazsa Kabe’nin yolunda öleyim ölsem de niyetim belli olur. Onun gibi bir durum. Ben 18 yıldır bilim dergisi çıkarıyorum. Birçok kitap çıkarmışım hala da yayınlanmayı bekleyen kitaplarım var. Ben insanlara doğru soru sorayım doğru bilgi vereyim diye her hafta 7-8 tane kitap okuyordum. Daha ne yapabilirdim ki. Politikaya da bunun için girmiştim. İnsanlar bana milleti eleştiriyorsun da elini taşın altına koy politikaya gir sen yap demişti. Yoksa ben politikaya grip ünlü olacak halim yoktu televizyondan daha fazla kazanacak halim yoktu. İş takibi yapan bir adam da değilim. Vatandaş beni ittiği için orda görmek beni istediği için politikaya girdim. Bizler bu ülke için elimizden gelen bütün kültürel faaliyetlerde bulunduk. Aydın olarak görevimizi yaptık. Bundan sonra vatandaşın görevidir kendi hakkına sahip çıkmalı ve 12 Haziran da sandığa gitmelidir. Çok teşekkür ederim.

Şatana: Biz teşekkür ederiz.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu