Sanırım çok uzun bir zaman olmuyor, ben Loudermilk‘i keşfedeli. Amazon Prime video üzerinde şu an ilk sezonuna ulaşabileceğiniz dizi aslen 2017’de Audience‘de yayımlanmaya başladı. Daha sonra düşük reytingler nedeniyle üçüncü sezonu çekilse de yayımlanmadı ve Nisan 2020’de dizi herhangi bir kanalda yayımlanmadı. Bu noktada, Amazon Prime dizinin haklarını satın aldı ve yayımlanmayan üçüncü sezonu da platformunda gösterime koydu. Aynı şey Lucifer‘ın da başına gelmiş ve Netflix diziyi satın almıştı.

Dizi, iyileşmekte olan alkolik Sam Loudermilk‘in hayatının konu alıyor. Loudermilk insanlara karşı berbat bir tavır takınan biri, neredeyse her şeyle dalga geçebiliyor. Bu da karşısındaki insanları zaman zaman çileden çıkarıyor. Diziye genel olarak bakarsak, iyi yönlerinin kötü yönlerinden fazla olduğunu düşünüyorum. Loudermilk‘in alkolden uzak durmak için verdiği savaş ve liderlik ettiği kilise buluşmalarındaki herkesin mücadelesini izlemek en basit tabiriyle ilham vericiydi. Alkolik insanların, kontrolü kaybedince başına gelenleri çıplak gerçekliğiyle yüze vuruyordu. Bazı karakterler fazla absürt olsa da, genel olarak karakterler iyi işlenmişti.

Dizinin bence en kötü yanı ilk sezonda ve devamında da işledikleri drama olsun diye konulan olay örgüleri. Mesela, ilk sezonda sezon sonuna koydukları şaşırtmaca beni çok da mutlu etti diyemem. Ya da son sezonda Loudermilk‘in babası üzerinden yaptıkları. Çünkü, dizinin buna ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. İyileşmekte olan bir alkoliğin hayatını ve acılarıyla başa çıkmak için takındığı her şeyle dalga geçebilir tavrını izlemek ne kadar gerçekçiyse ve inanılabilirse karakterlerin başına gelen bu olağanüstü olay kurguları da o kadar fantastik ve inanılması zor.

Bu noktada şunu belirtmekte fayda var, dizide işlenen olaylar gerçekten birilerinin başına gelmiş olabilir fakat dünya üzerinde yaşayan insanlar arasından rastgele birkaç kişi seçsek muhtemelen bu olayları yaşayan kişileri seçme ihtimalimiz neredeyse sıfırdır. Diziler bu neredeyse sıfırlık kişiler üzerinden ilerliyor diyebilirsiniz. Belki de haklısınız.

Loudermilk, kötü yanlarına rağmen, izlenmesi gereken bir dizi. Bu noktada verebileceğim tavsiye ilk sezonu izleyip bırakmak olabilir ama sorarsanız, üçüncü sezonun da izleyiciye çok şey anlatabileceğini düşünüyorum.

Loudermilk‘in en çok, daha önce üzerine yazdığım, Afterlife‘ı izlemiş ve beğenmiş izleyiciye hitap ettiğini düşünüyorum. Soracak olursanız, Afterlife‘ı Loudermilk‘e göre daha çok beğendim diyebilirim ama Loudermilk Afterlife‘e kıyasla daha sert bir yapım. Yani, Afterlife daha yumuşak ve ana karakter takındığı bu alaycı tavrın şiddetini törpülüyor. Üstüne üstlük ana karakter insanların gönlünü de almayı biliyor. Loudermilk‘in en sevdiğim özelliğiyse bunu yapmıyor olması. Ben buyum, diyor. İnsanlara kusurlarını mizahla söylüyor ve Claire‘in zorlamasıyla bile kendini değiştirmiyor. Çünkü, bu onun için bir yaşam tarzı. Çünkü, ona göre, öteki türlü yaşamak bir işkence. Hayatla alay edince, işkence biraz çekilebilir oluyor.

Dizinin ismi olan Loudermilk, aynı zamanda 90’lı yılların sonunda kurulmuş bir müzik grubu. Sam Loudermilk‘in kendinden ödün vermeyen bir müzik eleştirmeni olduğunu düşününce, manidar bir detay.

Son olarak, Loudermilk’in özellikle bağımlılıkları olan insanlara izlemesi için çok şey sunabileceğini düşünüyorum. Kişisel tecrübe olarak da farkındalık arttırdığını ve bağımlılıklarla savaşma konusunda ilham verdiğini söyleyebilirim. Bir şeyler izlemek isterseniz listenizde olmasında fayda var.


Kaynakça:

https://www.imdb.com/title/tt5957766/

https://en.wikipedia.org/wiki/Loudermilk_(TV_series)

https://en.wikipedia.org/wiki/Gosling_(band)

Afterlife ile ilgili yazım: http://www.gazetebilkent.com/hobi-yasam/mkoc/bittigini-dusundugunuzde-tekrar-baslamak-afterlife/

Leave a Reply