EUPHORIA: Z Kuşağı ve Mutluluk Arayışı

2019 yapımı HBO dizisi Euphoria, ekranlara gelmesiyle birlikte ciddi bir popülerlik yakaladı. Son zamanların başarılı oyuncularından Zendaya’ya dizide başrölüyle ilk Emmy adaylığını kazandıran bu yapım, kısaca bir grup Amerikalı gencin seks, uyuşturucu, travma ve sosyal medyayla çevrili dünyalarındaki çetrefilli hayatlarını, romantik birlikteliklerini, arkadaşlıklarını ve mutluluk arayışlarını anlatıyor.

İlk bakışta işleyişi Sex Education, 13 Reasons Why, Skins gibi yapımlara benziyor aslında. Her bölümde farklı bir karakter odağa alınıyor, baş karakter Rue (Zendaya)’nın anlatıcılığı eşliğinde. Her karakterin farklı bir hikayesi var; kimisinin parçalanmış bir ailesi, kimisinin baskıcı bir ebeveyni varken; kimisi mental hastalıklarla, dayatılmış standartlara uymayan vücutlarla ve bunun getirdiği öz güvensizliklerle boğuşuyor, zorbalığa maruz kalıyor veyahut kuir kimliklerini keşfediyor. Bunlara ek olarak da alkol, uyuşturucu ve seksle de harmanlanmış yıpratıcı hayatlar yaşıyorlar. Kısacası çevresel etkiler ve içsel çıkmazlarla meşgul olurken kendilerini keşfetmeye, gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

İlk bölümden Rue ve Jules

Buraya kadar hemen her şey standart, diğer gençlik dizileriyle paralel gidiyor. Peki ne Euphoria’yı farklı kılıyor? İşlenen konular ve işlenme şekli bir raddeye kadar ortak olsa da tarzı oldukça farklı. Euphoria’yı izlemesi diğer yapımlara kıyasla oldukça zor bana sorarsanız. Bir kere oldukça grafik sahneler içeriyor –HBO yapımı olmanın yazısız bir kuralı belki de. Cinsellik ve cinsel kimlik son derece ön planda, dizideki gençler cinselliklerini baskılamıyor veya gizlemiyor. Cinsellik burada bir amaç değil, araç haline gelmiş durumda. Euphoria cesur sahneleriyle sadece sansasyon ve ilgi yaratmakla kalmıyor, bunu hikayenin akışı için kullanıyor. Provokatif ve rahatsız edici sayısız sahne mevcut, bu karakterlere ve onların motivasyonlarına dair birçok şeyi ortaya çıkarıyor.

2. bölümden Nate

Buna bir örnek Nate karakterini gösterebiliriz. Nate yıllarca babasının baskıcı ebeveynliği altında büyümüş ve babasının bazı fantezilerine de şahit olmuş. Ev onun güçlü hissettiği, kendisine ait bir otoritesinin olmadığı bir alan. Babasının dikte ettiği toksik maskülinite onun da karakterinin şekillenmesinde son derece etkili olmuş, bunu cinselliğini dışa vurum şeklinden tutun da erkek soyunma odasında kendisini çevrelemiş olan erkek ataerkilliğini görmezden gelişine gözlemleyebiliyoruz. Bu hem kendisine hem de etrafındaki insanlara zarar vermeye itiyor onu. Sırf Nate bazında rahatsız edici pek çok sahne mevcut, mental olarak pek çok sıkıntı yaşamakla beraber kendisi oldukça zorba ve sosyopat kişilik özellikleri de gösteriyor; Euphoria bunu olabilecek en çıplak halde ve kafaya vurulan bir darbeymişçesine rahatsız ederek size gösteriyor.

1. bölümden, dönen oda sahnesi

Euphoria ayrıca postmodern denebilecek bir tarza da sahip. Rue’nun anlatımıyla takip ettiğimiz dizide zaman zaman rüya ve gerçeklik algısı birbirine geçiyor, zaman eğilip bükülüyor. Rue’nun bilinci değiştikçe gerçeküstü etkilerle karşılaşıyoruz. Z kuşağı modern hayatın getirdiği müthiş bir karmaşa içinde yetişiyor; sosyal baskılar, teknolojik gelişmeler, çok yönlülük, anksiyete, acele ve sürekli bitmek bilmeyen bir harala gürele. Tüm bu karmaşa içerisinde dakikalar, saatler hatta günler birbirine girmiyor mu? Çoklu görev bilinci bu kuşakta yer etmiş durumda, tüm bahsettiğimiz algılar ve bilinç birbirine giriyor. Dizi de bu kuşağı merkeze aldığı için bunu sinematografik bir unsur olarak dahil etmeden geçmiyor. Karakterlerin perspektifini olabilecek en mümkün şekilde anlamamıza yardımcı oluyor bu durum; dizinin benim en çok sevdiğim yönlerinden birisi de bu. Mesela Rue pek çok şekilde etrafındakilere –en çok da kendisine zarar veriyor ve bundan pişmanlık da duyuyor ancak yine de motivasyonunu anlayabiliyorsunuz, ona kızamıyorsunuz. Karakterler bir şekilde sempatinizi kazanıyor aslında. Hiçbir şeyin siyah ve beyaz olmadığını, çok yönlülüğü görebiliyoruz. En basitinden en kıymetlinize (Rue’nun durumunda ailenize) ağza alınmayacak laflar edip üstlerine yürüyerek onlarla kavga edebilirsiniz, hemen ardından onların kollarında hüngür hüngür ağlayıp teselli de bulabilirsiniz. Bu onları sevmediğiniz anlamına gelmez, gri bir alan her zaman var demek oluyor bu. Muhteşem oyunculuklarla buna tanık olabiliyoruz, kendimizden bazı şeyler illa ki buluyoruz.

Rue ve annesi tartışıyor

Cinsel kimliğin amaçtan ziyade bir araç olarak kullanıldığına değinmiştim, Jules genç bir trans kadın. Cinsiyet geçiş süreci çoktan başlamış, bunu keşfetmiş durumda (yanlış anlaşılma olmaması adına küçük bir not düşmek istiyorum; söz konusu cinsel kimlik ve onun keşfi olduğunda tabi ki bir sınır yok, dizideki her karakter bunu tamamen başarmış da demiyorum öyle ki Kat’in de kendini keşfine de tanık oluyoruz ancak dizi de bu bir sonuç veyahut çözüm değil ana fikre giden bir yol bence) ancak kendini ve kadınlığını da onaylatmak ister bir hali de var bence. Bununla alakalı dizinin kostüm tasarımcısı Heidi Bivens, Jules’un karakter gelişimi üzerine şu sözleri söylüyor: “Hunter Schafer’in karakteri Jules’un, ilk birkaç senaryo metnini elime aldığımda, Sam’in yazdıklarından şekerleme renkli, anime gibi, unicorn bir karakter olması gerektiği açıkça anlaşılıyordu. Elime senaryoların geri kalanı geçtikçe, karakter gelişiminin, daha önce olduğu gibi, tek gecelik ilişki yaşadığı erkeklerin onay ve kabulüne artık ihtiyacı olmayacağı ortaya çıktı. Kendi gücünü keşfetti ve o tarz sevgiyi kendisinde aramaya başladı. Dolayısıyla da o kadar ‘cici’ ve feminen giyinmeyi bıraktı.” Bu nesil her ne kadar cinsiyet kavramı gibi kavramları aşmış olsa da bir noktada onaylanma arayışı içerisinde, bu onayı dışarıda da arayabilirler kendilerinde de mesajını veriyor dizi.

Kat de buna bir örnek olabilir, cinsel içerikli videosu ortaya çıktıktan sonra bir reddediş içerisine girmişti; akranlarının onayını almamıştı, onların beklediği fiziksel standartlarla bütünleşmemişti. Pornografik içeriklerin paylaşıldığı bir sitedeki yorumlar ardından kendi vücudunun da beğenildiğini gördü, fiziksel bazı standartların ötesine geçti aslında. Bir başka platformdaki onaylanma ile kendisini onaylamayı başardı, kendine ait başka bir yanını da keşfetti.

Kostüm tasarımından bahsetmişken; gençlerin stilleri, yaşam tarzlarının ve kendilerini dışavurumlarının önemli bir parçası dizide. Rue’yu sweatshirtler ve bol şortlarla görüyoruz hep, salaş ancak göze hitap eden bir uyum içerisinde ki bu Rue için oldukça yerinde olan “umursamıyorum ama esasen umursuyorum” mesajını veriyor. Renkli ve bol simli göz makyajlarıyla görüyoruz karakterleri, gözler kalbin aynası oluyor. Renkli, parlak ve göz alıcı. İçinde olduğumuz modern zamanların getirdiği gösteriş, kalabalıkların içindeki ben buradayım deyişini görüyoruz, saflığının parlayışını. Tüm bu görkem içindeki gözyaşını da yansıtıyor bir yandan, zaman zaman onları bulan hüznü. Banliyö ergenlerinin hayatlarının kaçınılmazı olmuş olan bu makyaj, partiler, alkol, uyuşturucu ve seks aslında mutluluk ve sevgi arayışlarının bir parçası olmuş durumda. Dizinin ‘soundtrack’i olan “All for Us”da da dendiği gibi, hepsini sevgi için yapıyorum. Sevgiyi ve mutluluğu hissetmenin yolu onlar için bu olmuş, Rue mutluluğa uyuşturucu eşliğinde ulaşıyor mesela.

Z kuşağını ve ergenliği olası naifliği ve zalimliğiyle anlatan Euphoria anlattığı hikaye, sunduğu oyunculuklar ve size içine çeken çekimiyle yeni nesil gençlik dizilerinden oldukça farklı. Mutluluk ve sevgiyi arayan gençleri hiçbir şeyi geri tutmadan cesurca portre ediyor. Cesurluğu kimisi için rahatsız edici ve Amerikan gençlerini odağa almış olsa da temelde evrensel konular işleyen yapım, müthiş bir sinematografi ve nokta atışı müziklerle izleyiciye bir şölen sunuyor. Yazımı bitirirken dizinin yaratıcısı Sam Levinson’ın iletişime geçmesiyle diziye özel uyarlanan Labrinth’in “All for Us” şarkısının linkini hemen aşağıya bırakıyorum. Mutlulukla kalın!

euphoria- official song by labrinth and zendaya https://www.youtube.com/watch?v=k-9DOwrLdkg

Kaynakça

https://manifold.press/euphoria-gen-z-stili-ve-bolca-sim

https://www.vox.com/culture/2019/6/23/18701226/euphoria-premiere-pilot-episode-1-recap-zendaya-hbo

Euphoria ve Sex Education: Cinselliğin Gençlik Dizilerindeki Tezâhürü Değişiyor mu?

https://medium.com/unpluggd-mag/euphorias-self-awareness-may-be-a-beacon-for-hbo-3725c0103322

https://www.complex.com/style/2019/08/heidi-bivens-euphoria-interview

Leave a Reply

1 comment

  1. Anonim

    Zaten izlemek istediğim bir diziydi, siz de çok güzel analiz etmişsiniz, ellerinize sağlık!

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu