Önce sesler vardı. Dünya üzerindeki bütün alfabelerde farklı harfler, farklı sıralamalar halindeydiler. Sonra “söz” oldular birer birer. Yan yana getirmeye başladı insanlar harfleri, değişik düzenlerde. Matematiksel olarak sonsuz sayıda yapabileceğimiz kelime vardı ellerinde.

Sonra şairler doğdu dünyanın dört bir yanında. Seslerden ve harflerden çok daha önce yeryüzüne gelmiş olan manevi bir şeyin ağırlığı altında ezilmekteydiler: Duygular. Ardından, yeryüzünde çoğu kişinin fark edemediği büyüleyici bir şeyi fark ettiler: Duyguların kelimelerle ifade edilebildiğini! Üstelik konuşarak anlatılamıyordu çoğu şey. Eksik kalıyordu, yavan oluyordu. Hem insanların yüzlerine bakarak tüm bu dünyanın gamı, kederi, mutluluğu nasıl anlatılabilirdi ki! Kağıt ve kalem aldı bütün şairler ellerine. Sonra kalpten kağıda akan mısralar oldu içlerindeki o taşkın nehirler. Kalpten kalbe bir köprü oldu şiir ve taşkın nehrin diğer tarafına geçti tüm şairler.

Daha bitmedi!

Bazı satırların boynu bükük kaldı yine de kağıt üzerinde. Başka bir mucizeyle karşılaşmayı beklediler umutsuzca. Sonra bir gün notalarla buluşturdu insanlar onları. Yıllardır birbirini görmemiş dostlar gibi sarıldılar notalar ve şiir dizeleri. Sonunda şarkıya dönüşüp sonsuz mutluluğa eriştiler.

Şiire ve şaire olan hayranlığım, beni bu satırları yazmaya iten nedendi. Ama bu yazıda dillendirdiğim asıl hayranlığım; bestelenmiş şiirler ile ilgili. Her zaman severek dinlediğim bestelenmiş şiirlerden örnekleri sizinle de paylaşmak istiyorum. Size, notalar ve şiir dizelerinin sarılması kadar içten sarılmasını umduğum şarkılara şöyle bir göz atalım.

İlk şarkı Yeni Türkü‘den Destina. Şiirin sahibi Lale Müldür, ressam kocası Patrick’in bir kaza sonrası komaya girmesi sonucu yazmış bu satırları.

“Dün gece sen uyurken yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana.”

Ne kadar da tanıdık hepimize. Nerede okuduk kim bilir, hangi satır arasında, hangi sokak duvarında.

Şiirin kanımca en can alıcı kısmı olan son bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum:

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için

Destina

Yaşamımın gizini vereceğim sana

İkinci şarkı, Candan Erçetin’den Git. Cemal Safi’ye ait olan şiirin normal hali uzun; fakat aralardan cımbızla çekilmiş gibi alınan sözler, Candan Erçetin‘in billur sesiyle buluşup güzel bir şarkıya dönüşmüş.

Şiirin şarkıda geçen bazı kısımları şöyle:

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun yine sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun yine sen çıkacaksan! 

 

Diğer bir şarkı, Ahmet Kaya’dan. Popüler kültürün oyuncağı haline gelmesinden korktuğum Ahmet Kaya şarkılarından belki de en sevdiğim; Hani Benim Gençliğim. Şiir ise, Ahmet Kaya’nın eşi Gülten’in kardeşi Yusuf Hayaloğlu’na ait.

 

Ne varsa buğusu genzi yakan,

Ekmek gibi, aşk gibi,

Ah, ne varsa güzellikten yana,

Bölüştüm, büyümüştüm.

 

Şimdiki şarkı, belki de aralarında en ilginci. Şarkı Nu‘ya ait. Nu, bir dj ve Mevlana‘nın çok güzel, Farsça bir şiirini alıp aynı adla yaklaşık 9 dakika süren bir müzik ziyafetine döndürmüş.

https://www.youtube.com/watch?v=KsMEBEcxzYA

man o to

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam’ shavim az sar-e-zogh

Şiirin Türkçe çevirisi ise şöyle:

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden

 

Yabancı bir esintiden sonra, tekrar topraklarımıza dönüp Sezen Aksu‘nun Gülümse şarkısından bahsetmek istiyorum. Kemal Burkay‘ın bir şiiri olan Gülümse,  ”Bir kedim bile yok, anlıyor musun?” diye haykıran Sezen Aksu‘nun usta sesiyle birleşince, gülümsemeden çok hüzün yaratan bir şarkı olarak girdi gönüllerimize.

 

Belki şehre bir film gelir

Bir güzel orman olur yazılarda

İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

 

Son olarak; Nazım Hikmet’in yazdığı, Zülfü Livaneli’nin İsveç’te kaldığı yıllarda bestelediği efsane parça Karlı Kayın Ormanı‘nı eklemek istiyorum.

“Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak? ” Bu sözlerin altında ezildiğimiz şarkıyla sizleri baş başa bırakıyorum.

 

https://www.youtube.com/watch?v=zHnzxnIUnxo

Karlı kayın ormanında

yürüyorum geceleyin.

Efkârlıyım, efkârlıyım,

elini ver, nerde elin?

 …

Yedi tepeli şehrimde

bıraktım gonca gülümü.

Ne ölümden korkmak ayıp,

ne de düşünmek ölümü.

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu