Mersin’in Tarsus ilçesinde bindiği minibüste tecavüze kalkışılıp bıçaklanarak öldürüldükten sonra, cesedi ormanlık alanda yakılan 20 yaşındaki Özgecan Aslan’ın şok eden olayı, tüm yurtta uzun süre öfkeye kaynak olacak ve hatta bununla kalmayıp, ardından çıkan yahut çıkacak olayla ilgili birçok polemiği bir süre daha dinleyip, gözlemleyeceğiz gibi. Bu insanlık dışı hareket, bizi bize sorgulatacak daha birçok şeyin olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. İlk sorgulama benden olsun diyerek gönüllü oluyorum ve sorgulamaya kendi penceremden (okulumdan) başlıyorum.
Düşünce özgürlüğünün, birey olarak birbirine saygının ve hatta düşüncelerin –ideolojiler olsun topluluklar olsun- birbirine saygısının her platformda vurgulandığı Bilkent Üniversitesi, “Vakit kaybetmeden bir tepki de bizden gelsin!” derken sanırım mevzuyu çok farklı boyutlara çekmekten geri kalmadı.

Yarın havuz önünde toplanılmasına sebebiyet veren bu katliama, ilk tepki Bilkent Renkli Düşün önderliğinde açılan bir etkinlik hazırlığıyla başlandı. Etkinliğe vicdanı olan herkesin açıkça desteğini vereceğinden şüphemiz yokken alanı takı takma merasimine çeviren pek olgun(!) topluluklarımız meydana siyasi kimlikleriyle inmeye karar vermiş! Ne vicdan ama!
Karşılıklı anlaşmazlıklarından ötürü ortamı iyice geren toplulukların ne amaçladıklarını her Bilkent öğrencisi gibi ben de merak ediyorum.

Bugün bir kez daha anlamış olduk ki, ahmağın ne dini ne dili ne cinsiyeti ne de görüşü fark etmeksizin her yerde kendi ahmaklığından ödün vermemektedir!  Her ne kadar kendi düşüncesine saygı gösteriyorsa göstersin anlaşılması gereken nokta şudur ki, başkasının düşüncelerine yahut eylemin vicdanına yaptığı terbiyesizliği göremeyecek kadar kör bir düşünce Bilkent Üniversitesi’nde barınmamalı, barınamaz !

“Ölü evinde kavga olmaz.” diye  duyardık büyüklerimizden hep. Acımız taze, sinirlerimiz gergin dahi olsa bile birtakım kulüplerin isimlerini kırmızı kutu içine alarak “Kusmak istiyorum.” şeklindeki ithamlar, acı olayı zaten siyasi olaya dönüşmüş olan bir meseleye körükle gitmekten başka bir şey değildir.

“Destek veren kulüpler listesi” hazırlayarak bizi amacımızdan saptırıp, daha başlamadan mevzuyu, “bir kargaşa da bizden patlasın”a çeviren,  hala birtakım olgunluk belirtilerinden mahrum olduğumuzu gösteren vicdanı kuvvetli(!) arkadaşlarıma da teşekkürü bir borç bilirim.

Bu bombayı bıraktıktan sonra bir bildiriyle veda etmiş olan topluluk resmi olarak bir sorumluluğu üstlenmese de vicdanen ne kadar rahat olur tartışılır.

Topluluğun bildirisi:

Bilkent Üniversitesi öğrencilerine duyurulur!

Bilkent Renkli Düşün kulübü olarak 16.02.2015 saat 12.40’ta yapılacak olan Özgecan Aslan’ı anma töreni etkinliğinden ayrılmış ve kendi etkinliğimizi iptal etmiş bulunuyoruz. Özgecan’ın anısını yaşatmak için başlattığımız bu etkinlik, okulumuzda bulunan ve adı verilmeyecek olan bazı siyasi örgütler tarafından başka yönlere çekilmeye çalışmıştır. Bu siyasi örgütler, kendi görüşleriyle uyuşmayan siyasi ve dini toplulukları aşağılayacakları, saldıracakları ve olay çıkartacaklarını söyleyerek, Özgecan’ın anısına saygısızlık yapacaklarını açıkça ortaya koymuşlar, kadın cinayetine ve cinsel saldırıya kurban giden bu değerli arkadaşımızın ölümünü kendi insiyatiflerine kullanacaklarını belirtmişlerdir. Renkli Düşün kulübü yönetim kurulu olarak, böyle bir terbiyesizlik ve şiddete göz yummayacağımıza ve desteklemeyeceğimize karar vererek, Özgecan Aslan’ın anma törenini kendi aramızda gerçekleştirmeye ve ileriki zamanlarda yapacağımız kadın şiddeti ve cinsel saldırıya karşı etkinliklerimizle Özgecan’ın başına gelenlerin unutulmaması ve Bilkent Üniversitesi öğrencilerini bu konularda bilgilendirmeyi kendimize görev bilmiş bulunmaktayız.

Hepinize baş sağlığı dileyip, özür diliyoruz ve eğer hala etkinliğe gitmeyi planlıyorsanız, kendinizi korumanızı ve bu cinayetin başka amaçlar için kullanılmasından kaçınmanızı öneriyoruz.

Etkinlikte okunması planlanan bildiriyi aşağıda bulabilirsiniz.

Bu günden çok da uzun olmayan bir zaman önce biz Bilkent’liler Berkin Elvan kardeşimizin ölümü için burada acımızı paylaşmak için toplaşmış ve bir daha böyle büyük bir kaybı yaşamamayı dilemiştik. Birkaç gün önce, bizler gibi öğrenci olan Özgecan Aslan evine dönerken bindiği dolmuşta cinsel saldırıya uğrayıp, acımasızca katledilerek öldürülmüştür.

Özgecan Aslan’ın vahşice öldürülmesi, yalnızca en önemli değer olarak ele alınması gereken insan yaşamının kaybı yönüyle değil, bu cinayete yol açan ve çok daha fazla sayıda kadının yaşamını tehdit etmekte olan toplumsal, politik ve hukuki sorunlarla birlikte ele alınmalıdır.

Burada bulunan bütün kadınlar olarak, biliyoruz ki hepimiz evimize dönerken bir araçta kalan son kadın olma korkusunu yaşadık. Karanlık sokaklardan geçerken korkumuzu belli etmemeye çalıştık. Aklımızda başımıza gelebilecek binlerce kötü senaryoyu düşünmek bile uykumuzu kaçırdı. Özgecan, bizim yaşadığımız tüm bu korkuları birinci elden yaşamış, kadınların insani değeri olmayan bir cinsel obje gibi görüldüğü bu erkek egemen toplumun bir kurbanı haline gelmiştir.

Ülkemizde yaşanan tecavüz ve cinayet olayları, hukuki sistemin yalandan oluşturdukları hafifletici sebeplerden ötürü cezasız kalmakta ve caydırıcı olma niteliğini kaybederek tam tersine kadına şiddeti teşvik edici hale gelmektedir.

Bilkent Üniversitesi öğrencileri olarak kadınların hak ve özgürlüğüne, hatta yaşamlarına olan bu saldırıyı kınıyoruz. Özgecan Aslan ilk değildir ve ne yazık ki son olmayacaktır ama bizler kadın şiddeti ve cinayetlerinin karşısında sessiz kalmak yerine isyanımızı gösterebiliriz. Özgecan Aslan ilk değildir ve ne yazık ki son olmayacaktır ama bizler kadın şiddeti ve cinayetlerinin karşısında savaşarak buna bir son verebiliriz.

Bilkent Renkli Düşün

 

 

Leave a Reply

1 comment

  1. Erdal Ozan Metin

    konur sokakta, sigara içiyorum. burnumun direği hem soğuktan, hem de özgecan’dan sızlıyor.. daha çok özgecan’dan .. burnumun direğini bir gönder olarak kabul eden bilmem ne platformu üyesi bir kadın arkadaş flama gibi tuttuğu bildirisini burnumun gönderine çekti :

    kadın : bakmaz mıydınız ?

    ben : bakayım ? nedir ?

    kadın : erkek egemen toplumun işlediği cinayetlere bir dur demek adına, akp iktidarının resmi ideolojisinden beslenen insan yaşamına saygıyı üçüncü dördüncü plana itmiş varoluşsal mekanizmasal abidik gubudik ub bababiya ..

    ben : anladım. yani benden ne istiyorsunuz ?

    kadın : bize katılın. sesimizi aynı çatı altında , daha güçlü bir şekilde duyuralım .

    ben : anladım da , çatı dediğiniz şey genelde ses geçirmiyor. bunu nasıl yapacağız ?

    kadın : anladım .. peki iyi günler ..

    ben : yok , yok akp’li değilim, korkma kız gel buraya ..

    kadın : anlamadım ?

    ben : hemen alınıyorsun be güzelim, şaka yapıyorum. sana asılacak halim yok ya .. ha , evet devrimci kızlar çok güzel oluyor ama , benim başım bağlı.. benim şiddet uygulayacağım kadın belli yani anlayacağın rahat ol ..

    kadın : devrimciii … tutsakklarr… ölüümssüüzzzdddüürrrr..

    ben : ya, bir dur bir şey anlatıyorum. şimdi ben de özgecan meselesine aşırı duyarlı bir adam olduğumu düşünüyorum da, siz evden at yarışı izleyen dayılar gibi gündemi takip edip, hızlı hızlı afiş mi yapıyorsunuz nedir yani ?

    kadın : siz , erki destekliyorsunuz anladığım kadarıyla ?

    ben : yok, ben çayı destekliyorum. siyaset , siyasi dille yapılmaz. ben inanmıyorum . mesela, ekmeğin içine ekmek koyarsan , buna sandviç der misin ? demezsin .

    kadın : evet , ama anlamadığınız nokta şu , siz apolitik gençlerin varoluşsal sıkıntılarını yaşarken edindiğiniz endikasyonel porş arabasının abidik gubidik platformlarsal yakarış ..

    ben : ya, yemin ediyorum su ne olur , kurban olayım su . ne derdin varsa, nereyi devirmek istiyorsan haber vereyim arkadaşlara gelip devirelim . senin canın sıkılmasın be güzelim . nedir bu yani ?

    kadın : ben sizin güzeliniz değilim .

    ben : doğru söylüyorsun, özür dilerim .

    kadın : işte erkekler önce şiddet uygulayıp, sonra özür diliyorlar .

    ben : anladım .

    kadın : anlamıyorsunuz .

    ben : inan bana anlıyorum. sadece, temel mesele siyasi olmak ya da olmamak değil. herkesin görüşünü ifade etme şekli başka . siz , bir çatı olması gerektiğine eminsiniz, beğenmediğiniz çatıyı değiştirmeye çalışıyorsunuz yalnızca.. ben, çatıyı sorguluyorum.. çünkü fransız devrimi’ni yaşamış kadar bilgi sahibiyim.. hani proletarya falan … bunlar insanın pür varoluşunun üzerine kıyafet giydiriyorlar .. siyaset, siyasilerin değildir . politika da politikacıların değil .. sen benim , evdeki kedimin marksist- leninist olmadığını nereden biliyorsun ?

    kadın : devrimci …. mücaaadeeeeee …

    ben : ya bir dur , fularından boğarım seni valla .

    kadın : ve işte , bu zihniiyettin endokatif kümülasyonlarından mütevellit …

    uzaklaştım tabii bende ..
    yazı iyi, ellere sağlık. bu da başımdan geçen hikayenin, üç aşağı, beş yukarısıdır .