“HAZIRLIK İÇİN ÜZÜLÜYORUM.” demişti rektörümüz Atalar, 14 Temmuz 2013 tarihinde kendisiyle yaptığımız röportajda. Hiç gözümün önünden gitmedi sayın rektörümüzün hazırlıkla ilgili soruları cevaplarkenki yüz ifadesi. İki kolunu iki yana açıp boynunu bükmüştü rektörümüz. “Ne olacak bu hazırlığın hali?” sorusunu işittiğinde gördüğüm ifade, okulunun kanayan bir yarası haline gelen bir sorun karşısında çaresiz kalmış bir yöneticinin ifadesiydi.

Röportajın üzerinden bir sene geçti. Yıllardır süregelen mağduriyet ve haksızlıklar hala devam ediyor Doğu Kampüs’te. Her açıklanan COPE ve ECA sonrası birkaç puan yüzünden bir 6 ay daha hazırlıkta okumak zorunda kalan öğrencilerin haykırışları duyuluyor kampüsün dört bir tarafından. İnsanların hayatlarının 2  hatta 3 yılını bıraktığı  Bilkent Hazırlık, belli bir süreden sonra öğrenciler için bir İngilizce öğrenme sürecinden ziyade yıpratıcı, yaralayıcı psikolojik bir savaşa dönüşüyor.

Bu psikolojik savaşın sonunda er ya da geç Merkez Kampüs’ün yolunu tutan öğrenciler, yanlarında çok iyi öğrendikleri İngilizceyi değil, kendi okullarına yabancılaşmalarını sağlayan nice hüzünlü hatıraları götürüyorlar. COPE denilen bir sınavı geçmek için değil, o sınava girebilmek için verilen mücadeleye dönüşüyor Bilkent’te hazırlık okumak. Bir hazırlık sistemi düşünün ki insanlara bölümlere başlayabilmeleri için bir sınavı geçmeleri şart koşuluyor ancak o sınava girebilmeleri için bile deveye hendek atlatmaları isteniyor. Aslında çok da zor olmayan bu sınav, o sınava giriş hakkı kazanabilmek adına verilen uzun ve sancılı bir yolculuğun ardından dünyanın en stresli sınavına dönüşüyor.

Üniversite rektörünün bile müdahale edemeyip  çaresiz kaldığı bir sektör haline geldi Bilkent Hazırlık. Sırf COPE’u geçirme vaadiyle  açılan onlarca dersane ve kursların Türkiye’de eşi benzeri var mı doğrusu çok merak ediyorum. İşin kötüsü, asıl amaç olan İngilizce öğrenimi belli bir süreden sonra bütünüyle anlamını yitiriyor ve “COPE’u geçmek” sadece o sınav sistemine göre çalışıp, o sınavı geçebilme mücadelesi haline geliyor.

Bilkent, yıllardır hazırlık sistemine dönük eleştirilere aynı cümlelerle süslenmiş savunma refleksleriyle yanıt veriyor. “Burada biz İngilizce öğretiyoruz. Öğrenen ve çalışanlar geçiyor. Kalanlar çalışmadıkları, iyi öğrenmedikleri için kalıyorlar. Burası Bilkent, beğenmiyorsanız başka okula gidin.”  Doğrusu dünyanın sayılı üniversitelerinden birisi olma hedefini her fırsatta dile getiren bir kurumun kendi öğrencilerinin serzeniş ve sitemleri karşısında “çalışan geçer” doktrinini dile getirmekten başka bir argüman üretememesi başlı başına bir trajedi. Büyük umutlarla Bilkent’e gelip, hazırlık bataklığında ömür tüketen gençler, bu klişelerden daha fazlasını hak ediyor. Son 10 yıldır kafasına göre her sene sistemde değişikliklere giden, öğrencilerin gelecekleriyle adeta bir oyuncak gibi oynayan Bilkent Hazırlık yönetimi, neyi kaybettiğinin farkında mı acaba?

Bir üniversiteyi büyük yapan, her şeyden evvel öğrencilerinin o üniversiteye duyduğu saygı ve aidiyet duygusudur. Bilkent başta hazırlık olmak üzere yürüttüğü bir takım politikalarla kendi öğrencilerinin saygısını kaybettiğinin farkında değil. Kendi öğrencilerinin saygısını kaybeden bir üniversite uzun vaadede kaybetmeye  mahkumdur.

2011 Eylül ayında geçmeyi başardığım COPE sınavının ardından neredeyse 3 sene geçti.  Orada yaşadıklarımı hiç unutmadığımın timsali olarak, orada acı çeken tüm kardeşlerimi çok iyi anladığımı belirterek yazıyorum bu satırları. Zira 2011 Hazırlık Yaz Okulu’nun ani bir kararla ücretli hale getirilmesi sonrası,  bir dostumun hazırlık müdürüne söyledikleri hiç çıkmadı aklımdan: “Bizler er ya da geç bölümlerimize geçeceğiz. Bu dönem olmazsa diğer dönem ama eninde sonunda geçeceğiz. Daha sonra bölümlerimizden mezun olacağız. Göğsümüze Bilkent apoletini takıp, hayata atılacağız. Ancak burada yaşadıklarımızı, bize reva gördüklerinizi asla unutmayacağız.” 

 

5265D4A495E3D312318688D19046661A

 

 

 

 

 

Leave a Reply

28 comments

  1. Epik bir desten okur gibi okudum. Aynı epik destanlar gibi gerçek dışı. İnsanlara hazırlıkta işkence ediliyormuş falan gibi olmuş.
    Hazırlığı 1 dönemde bitirdim, günün yarısında da bulmaca falan çözüyordum sıkıntıdan. En ufak bir stres / zorlanma yaşamadım.

    “Birkaç puanla COPE’u geçemeyenlerin haykırışları” ne demek Allah aşkına? Ben hiç duymadım öyle bir haykırış. Hem adamlar geçme notunu baştan ilan ediyor. Sonradan “mağduriyet” olmasın diye 2 puan aşağı çekseler bu sefer de 3 puan ile kaçırmış olanlara mağduriyet dersiniz. Sahi bunun nesi mağduriyet?

    1992’den beri hazırlık müdürü John O’Dwyer değil mi? Kendisi “reva görmek” gibi bir sözü anladıysa helal olsun :)

    Hazırlık zor zor diye konuşuyorsunuz / konuşuyorlar ama ne hikmetse 1. sınıftaki İngilizce derslerini geçemiyor veya o derslerde zorlanıyor insanlar. E hazırlık o kadar zorsa, geçmeyi başaran kişi onları da rahatlıkla yapabilmeli? Demek ki ya hazırlık zor değil ya da o dersler çok zor. O derslerde essay yazmayı, sunum yapmayı öğrettiklerine göre gayet temel şeyler. Demek ki neymiş? Hazırlık püf, zor felan değilmiş.

    O refleksle cevap verenlere katılıyorum, “Burası Bilkent. İyi İngilizce öğreneceksin. COPE’u bile geçemiyorsan bölüme zaten gelmemelisin.”

    • Cüneyt

      Sevgili Erdem, İngilizce “epic” kelimesinin Türkçe karşılığı “destan” dır. Senin yazdığın gibi “epik destan” diye bir şey yoktur, lütfen önce Türkçe’yi doğru düzgün kullanın. Sen herhalde şöyle bir cümle kurmak istedin; “mitolojik hikayeler gibi gerçek dışı…”

  2. Anonymous

    Bilkentin hazırlık sistemi yaklaşık 20 yıllık büyük bir tecrübe ile eğitim sistemi olabildiğince hem kısa sürede dil öğretmek hem de ingilizce eğitim veren bir okulda başarılı bir şekilde okuyacak düzeyde dil bilgisi ve kültür seviyesi kazandırma amaçlı çalışmaktaydı. Abdullah Atalar yönetime geldiğinde buradaki yılların tecrübesini göremeyip kafasına göre sisteme müdahale edip değişiklikler yaptırdı ve sistem eğitim seviyesi daha düşük ama sınavları daha zor bir hale geldi.

    Aslında bu halde bile bu hazırlık zor değil. Zor olan tek şey devamsızlık – derse katılma sistemi. Onun dışında zaten bu hazırlığı geçemeyip de bölüme başlayamadığından şikayet edenler bence haksızlar. Bu sistemi geçemeyip, birçok kursa gidip de zorla bölüme geçen insan tanıyorum, bunların ingilizce anlatılan dersi anlama imkanı yok. Daha ingilizce altyazılı bile olsa izlediği ingilizce filmi anlamayan insanlara dersi ingilizce anlatırsan tabi anlamaz.

    Kısaca demek istediğim, bu hazırlıktaki eğitim sistemi size temel bilgileri verip üstüne birazcık da olsa kendinizin birşey katmasını ve öğrencileri bölüme hazırlamayı hedefliyor. Bu hazırlıktaki kur atlama sınavları da aslında oldukça basit. Verilen baraj puanı da yılların tecrübesiyle belirlenmiş. Daha siz doğmadan bu sistemi iyikeştirmeye başlamış buradaki hocalar. Ben dile normalde yeteneği olmayan bir mezun olarak söyleyebilirim ki, hazırlığı çok rahat bir biçimde sadece dersleri takip edip hocaların verdiklerini yaptıktan sonra zevk amaçlı ingilizce dizi-film izleyip, ingilizce makale-kitap-haber okursanız geçmemeniz imkansız.

  3. Ali Yağız Baltacı

    Merhaba,

    Yorum ve eleştiriler için teşekkür ederim. Bir destan yazma amacım yoktu, yazı biraz duygusal kaçmış olabilir ancak gerçek dışı olduğu sizin iddianızdır. Aslında bu yorum beni şaşırtmadı. Hazırlığı direk atlayan veya bir dönem gibi kısa bir zamanda geçmeyi başaran öğrencilerin tipik yorumunu yapmışsınız. Aslında Bilkent’in de en büyük güvencesi sizin gibi hazırlık sisteminde sıkıntı yaşamayan öğrenciler. Böylece hazırlık sistemi içindeki çarpıklıklar ve usulsüzlükler “bakın işte geçen nasıl geçiyor” argümanı ile çürütülüyor. Oysa herkes sizin gibi başarılı, şanslı veya yetenekli olmayabilir. Hazırlığı bir dönemde ve rahatlıkla atlamış olmanızdan dolayı sizi tebrik ederim. Peki sizin bu süreci sancısız bir şekilde atlatmış olmanız, bu sistemin içinde önemli pürüzler olmadığını kanıtlar mı?

    Bilkent Üniversitesi bile sürekli olarak sistem üzerinde değişikliklere giderek bu çarpıklıkları ve tutarsızlıkları kendisi kabullenmiş olmuyor mu?

    Burada sorun ve ifade etmek istediğim şudur sevgili okur;

    BUSEL da bir kere bile kur tekrarı yapan bir öğrenci için sizin bahsettiğiniz İngilizce öğrenme süreci bütünüyle kalıp değiştiriyor ve öğrenci için psikolojik bir savaşa dönüşüyor. 1 sene önce sayın Atalar ile yaptığımız röportajı incelersen kendisinin de bunu kabul ettiğini görebilirsin. COPE sınavına girebilmek için harcanan efor COPE sınavının çok ötesine geçiyor. Siz bir dönem okuduğunuz ve bir kur tekrarı yapmadığınız için bunu kolayca anlayamazsınız. Ancak zekanızı ve empati kabiliyetinizi kullanarak bir kuru 2 defa okuyan bir öğrencinin 3. defa o kurun atlama sınavına girerken içine gireceği psikolojiyi takdir edebilirsiniz.

    Size çok basit bir önerme sunayım:

    Madem Bilkent COPE sınavını bu üniversite’de okumak için bir yeterlilik olarak görüyor, o zaman neden bir öğrencinin COPE sınavına girmesi için önüne sürekli yeni aşamalar ve engeller çıkarılıyor? Sorun bir sınavı geçmek değil o sınava girmek için sarf edilen mesainin şahıs üzerinde ki yoğun ve yıpratıcı etkisi.

    Bu bağlamda, Bilkent hazırlık uzun yıllardır resmen ayrı bir sektöre dönüşmüş durumda. Onlarca dersane, kurs vs.. “İngilizce öğretmiyoruz COPE’u geçiriyoruz” sloganı ile hareket ediyor. Mevzu İngilizce değil COPE oluyor anlatabiliyor muyum. İşte o yüzden geçen öğrenciler 1. sınıf derslerinde kalıyorlar, çünkü dil öğrenmek amaç değil araç oluveriyor özellikle BUSEL da ikinci yılını geçiren öğrenciler için.

    Mevzu belli bir noktadan sonra dil eğitiminden bütünüyle çıkıyor. Sorunları bu temel üzerinden değerlendirmek gerekir. Hazırlığın zorluğu ve kast edilen haksızlıklar İngilizce eğitiminin ağırlığından değil sistemin karmaşıklığı ve tutarsızlığından kaynaklanıyor.

    NOT: Normalde yazılarımın altına yapılan yorumlara okuyucunun fikirlerine duyduğum saygıdan ötürü cevap yazmamayı tercih ederim. Size cevap yazdım çünkü yazımda vurguladığım hususları tam anlatamadığım kanaatine vardım. Umarım biraz daha açıklayıcı olabilmişimdir.

    Sevgilerimle.

    • Anonymous

      Hazırlığı düşündüğünüz gibi atlamadım ya da 1 dönemde okuyup bitirmedim. Bir sene boyunca düşük bir kurdan başlayıp, hiç kalmadan, her sınavda barajın 20-30 puan üstünü alarak geçtim. Bu aşamalarda birçok arkadaşımla birlikte aynı seviyeden başlayıp aynı anda bitirdik. Bazıları ile 1-2dönem uzattı ya da okuldan atıldı. Bu uzatan arkadaşların yüzde doksanbeşi üniversite kavramını tam olarak anlayamayan, hem çalışmadan hem de dersi dinlemeden geçebileceklerini sanıp kendilerini kandıran insanlardı. En basit ödevleri bile kendileri yapmak yerine arkadaşlarından alırlardı. Hocalara ve sisteme sürekli sitem edip dururlardı. Geriye kalan yüzde beşlik kısım da genellikle özel nedenlerden ötürü bir iki sınavda kötü not alıp kalan ya da yine benzer nedenlerden ötürü devamsızlıktan kalanlardı. Bu yüzde beşlik kısım şikayet etse anlarım ama genellikle şikayet eden diğer yüzde olunca tepki vermeden durabilmek elde değil.

      Eğer hazırlığa sadece COPE olarak bakarsak sonuç tabiki bu şekilde çıkar. Olaya bu şekilde bakan en baştan hedefi yanlış belirlemiş demektir. Örneğin bir engelli koşudaki yarışçının hedefini engelleri tek tek aşıp bitiş çizgisine ilk olarak varmak yerine sadece ilk engeli aşmak olarak belirlediğini düşünün. İlk engelden sonra durup sonraki hedefini tekrar düşünme sırasında zaman kaybedip geriye düşecektir. Bir hazırlık öğrencisi de hedefini dil öğrenmek olarak belirlemediği takdirde, COPE engelini aşıp bölüme geçtiği anda bir süre belirsizlik yaşayacaktır. Burada yapılması gereken, yetişkin bir birey gibi düşünüp hedef belirleyip ona doğru bir şekilde ilerlemektir. Ne kadar şans, zeka, para olursa olsun, çalışmadan bu hedefe varmak imkansızdır.

      Biz adamakıllı birşeyler yapıp da geçerken gerekli azmi göstermeyip. Çalışmadan emek vermeden “bu benim hakkımdı” diyenler olması gerçekten üzücü. Bu insanlar gerçekten oldukça fazla. Bunlar da istediğini birşey yapmadan elde etseydi bu sefer emek harcayanlar sisteme sitem edecekti “biz yok yere mi çalıştık” diye.

      Sistemde sıkıntılı noktalar mevcut, onlara birşey diyemem ama nedense bu gerçek sıkıntılar hep arka planda kalıyor.

      Aslında zor bir iş yoktur. Çalışana, bilene kolay gelir. Çalışmayana da zor gelir, sisteme suç atar, çalışmamayı kendine yediremez. Olay budur genellikle.

      Tipik Türk insanımızın da doğasında olan şey bu aslında. Eğer birşey yapabilmek için fazla emek harcamayacaksan, çalışmayacaksan o iş kolaydır. Ama tam tersi çalışmak gerektiriyorsa o iş zordur. Çalışmak zor geliyor bize…

    • Bilkent mağduru

      Bütün yorumlarına katılıyorum. Dil yeteneği olan ve kolej mezunu olan bazı gençler sıkıntı yaşamamış olabilir .sayı çok az olsada. Amaç bilgi seviyesini ölçmek olsa yanlışın doğruyu götürmesi gibi elemek amaçlı bir baraj konulmazdı . Konuşma kayıtlarının yapılmaması itiraz hakkını elinden almakta . Çünkü rektör yardımcısının açıkladığı üzere binlerce genç her sene atlayamayıp yığılmış, bölümler dolu (bu benim fikrim ). Cope yüzünden intahar eden bile var . Tam bursla girip cope atlayamayanlar çalışmadıklarından mı geçemiyordur ? Hepde az farkla kalınıyor birdaha ki sefere deniyor. Kızımın çalışmadığını söyleyemem yazı bile ders çalışarak geçirdi . Ocak copenuda 2 puanla kaçıdı. Speking i diğer iki copenun cok altında geldi . Herşeyi gelişti konuşması gerikedi mi? Hakkınızı.arayın üstüne gidin pes etmeyin kapıları aşındırın. Sizlerde bazılarının nasıl geçtiğini duymuşsunuzdur birlikte hareket edin . Kızı mağdur bir veli.

  4. Cagatay

    Çalışmayan geçemez bu bu kadar basit bir şey. Bende çalışmadığım dönemlerde okulu suçladım ama sonra anladım ki birilerini suçlamakla bu iş olacak gibi değil :) Elimden geleni yaptım ve Cope’u geçtim. Türkiye’nin en iyi üniversitesinin kimsenin parasına da ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.

    İYİKİ VARSIN BİLKENT

  5. Mustafa Akçelik

    Tebrik ederim kardeşim, çok güzel bir yazı olmuş, daha açık ve net nasıl yazılırdı bilemiyorum.. Daha buraya yazılmayan nice haksızlıkların, ahlaksızlıkların varlığından bi haber yaşayan arkadaşlarımıza çok şaşırıyorum.. Bir öğrencinin dil öğrenmesinden daha çok nasıl döneminin uzatılacağının düşünüldüğünü gösteren sistemi görmemek için ya kör olmak gerekir yada vicdansız..Bana şimdi okulun dünya sıralamasında ilk bilmem kaça girdiği(hangi kriterlere göre cidden merak konusu), yok bilmem ne kadar yatırımların yapıldığı veya öğrencilerden alınan parayla öğretmenlerin parasının bile ödenemeyeceği gibi sözleri yazacak neferlerin öğrenci olduğunu görmek utanç verici..

    Tavsiyemdir, haksızlık gördüğünüz yerde hakkınızı savunun. Haklı olduğunuza inanıyorsanız eğer, mahkeme yolları her zaman açık. Önümde 4 sene var, uğraşırlar diyerek hakkınızı yedirmeyin. Hazırlıkta başlayan hikayenin geri kalanı bölümde de devam ediyor, merak etmeyin.. Haklıysanız, gidin davanızı açın. Bu davalar karşılığında çok severek girdiğiniz, saygı duyduğunuz o okul, size akıl almaz hatalar yaparak tacizlerde bile bulunsa, siz yinede hakkınızdan vazgeçmeyin. Tıpkı bana yaptıkları gibi, tıpkı benim yaptığım gibi.

    Yapılanları görmediğini söyleyen veya mevcut sistemi savunan arkadaşlara çok şaşırdım. Halbuki “Ne sen bizi yor, ne biz seni yoralım” tarzında ifadelerin geçtiği bir hazırlık biliyorum ben. Veya, cope sınavı için ekstra sınav hakkı diyerek dönem ücretinin yarısının talep edildiği, keriz yerine koyarcasına işlerin yapıldığı enteresan uygulamaları biliyorum. Veya, 2. kurda okulunu dondurarak İngiltere’ye 7 ay dil öğrenimi için giden ve döndüğünde dışarıda 5.5, 6.0 gibi ielts puanı alabilen ama okulun sınavında yine 2. kurdan başlatılan, ne tesadüftür ki bunun olacağını 9 ay öncesinden söyleyen hocaların varlığını biliyorum ben.
    Bu ve bunun gibi onlarca olayın ardından, bir arkadaşın başarısızların geçemeyeceği yönünde yukarıda yazılı olan yazısı bana hiç samimi gelmedi..

    Vakıf üniversitesi mi? yoksa ticaret hane mi? diyerek dava açan öğrenciyi ezmeye çalışmak, korkutmak veya taciz etmek.. Benim için, saygıyı çoktan yitiren bir ticarethanenin, sahip olduğu marka değerine yakışmayan hareketlerin sayısı, neredeyse sahip olduğu tüm artıları geçmeye başladı.

  6. Direnç Uygun

    Kardeşim tebrik ederim. Öncelikle, sayfalarca yazılabilecek olan çarpıklıkları güzelce özetlemişsin. Yazı da altındaki birkaç yorum da yaşanılanları ve apaçık ortada duran gerçeği net bir şekilde gösteriyor. Saçmalıklar üzerine kurulu düzeni daha da deşmeye yeltenmeyeceğim. Aslında yazılara yorum yazan bir insan da değilim ama birkaç arkadaşın yaptığı yorumları hayretler içerisinde okudum ve bir şeyler yazmak istedim.

    İlk olarak eğitimin asıl amacı bir engeli aşmak değil, eğitimci dediğimiz kimselerin çizdiği yolda kendimize bir şeyler katmaktır. Ne yazık ki Bilkent’in sürekli eleştirdiğimiz Türkiye’deki eğitim sisteminden bir adım öteye gitmişliği yoktur. (Bilkent’in dünyada bilmem kaçıncı olduğu zerre umurumda değil. Kaldı ki böyle sıralamalarla kendilerini avutanların içlerindeki çarpık hırs da elbet insanlıklarına zarar verecektir. Sonuçta yine kendi yaşamlarında da ancak “birilerini geçmek” üzerine bir yol izleyeceklerdir.)

    İkinci olarak, hazırlık döneminde gereksiz bir şekilde insanların üzerinde kurulan baskıyı görmek için pek de çaba harcamaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Bunun yanında hazırlıkta öğretilenlerin bölüme geçildiğinde bir işe yaradığına da şahit olmadım. Hazırlıkta öğretilen “essay yazma” işinin bölümde pek de kabul edilir bir etkisi olmadığı çok net ortada. Bilkent’in ingilizce öğretme olayı maalesef hazırlıkta değil, bölümde zorlanan insanların kendi çabalarının ürünüdür.

    Şahsım ve birçok kişinin adına açıkça söyleyebilirim ki “bana bu yorumu yazdıran arkadaşların bahsettikleri ingilizceyi” bizler hazırlıkta değil, bölümde öğrendik. İngilizce 101-102 ve felsefe gibi derslerde o bahsettiğiniz -öğretilen- essay’lerin hocalar tarafından kabul görmediğine, gereksiz ayrıntıların bizlere sözde öğretildiğine birçok kişi şahit olduk.

    Son olarak kime göre “Türkiye’nin en iyi üniversitesi” sormak isterim veya hangi yönüyle en iyi üniversite? Çoğu öğrencisinin saygısını kaybetmiş bir okul istediği kadar birtakım akademik başarıyla övünerek anlamsız listelerde kendine yer bulsun, ne önemi var? Birçok öğrencinin derdi bu okuldan kurtulmak. Bu gerçeği de bir listeye oturtsunlar bakalım o zaman Bilkent kaçıncı sırada yer alacak.

    Komiktir ki arkadaş Bilkent’i kast ederek kimsenin parasına ihtiyacı olmadığını söylemiş. Zevk için mi bizden okul ücreti alıyorlar? Nasıl oluyor o iş yani? Tuzu kuru, sırtı pek, şansı bol, hocalara kıyak çeken insanların burada geniş geniş konuşmaları aslında beni pek şaşırtmadı. Hala aynı yorumu okudukça arkadaşın dalga geçmek maksadıyla yazdığını düşünerek bir mantığa oturtmaya çalışıyorum. Umarım öyledir.

  7. ahmet öztürk

    çalışın 1 senede geçin o zaman kardeşim..anadoludan gelen bebeler bilkent ortamını görünce sapıtıyor..oturacan bilader dersin başına günü güne halledeceksin..biz elm başladık 1 senede geçtik bu işin olayı bu

  8. onur

    elementarydan başlayınca 1 senede bitirme ihtimali yok intermediate başlamak lazım deniliyor?

    • anonim

      elementary başlayınca hiç kalmadan eylül cope’una girip geçme şansın var. bi kurda kalırsan seneye uzar.
      pre-int. başlayınca hiç kalmazsan haziran cope’unda geçme şansın var, herhangi bi kurda kalırsan eylüle aksar.
      inter başlarsan da yine hazirandaki cope’ta geçme şansın var, ayrıca 2 kere kalma hakkın var.

  9. hazel

    “Hazirligi bir donemde bitirdim” “calisan gecer” “yazan destan yazmis” gibi kinaye iceren cumle sahipleri.. sizin ingilizce temeliniz iyi oabilir ozel okullarda mukemmel ingilizce egitimi almis BUSEL da da zorlanmamis olabilirsiniz.. Ama herkes sizin gibi sansli ve temeli iyi degil ben BUSEl ogrencisiyim ve sizin dalga gectiginiz sistem benim psikoojimi bozdu suan ilaclarla destek aliyorum. Bilkente derece yaparak geldim ve sadece ingilizce temelimin iyi olmamasi dolayasiyla hala bu bela ile cebellesiyorum.. Yaziyi yazan kisinin durumumuzu cok guzel bir sekilde aciklamis olmasi beni hem duygulandirdi hem motive etti.. ECA e bile gire bilmek icin CAT te yuzde atmis barajini gecmemiz sart kosuldu bu sene ve benim ikimci yilim yani bizde boyle bi sistem hic yokken birden bire bizede uygulamaya basladilar.. Upper intermadiate de takildim kaldim ikidir eca ye giriyorum ama surekli iki puanla kaliyorum simdi soyleyin sorun benim calismamamda (calisiyorum ki boyle bir imkan yok) mi okulun sisteminin (egitiminin degil) gaddarca ve ilkelce olmasinin mi?
    Iyi calismalar

  10. Mustafa Poyraz

    Ben de 2.5 yılımı harcadım hazırlıkta.Dün COPE sınavına girdim.Sonuç aynı.Çıldırma noktasına geldim.Tansiyonum sürekli yükseliyor.Gece yarılarına kadar çalıştım. Bir dershaneye de gittim aynı zamanda,özel ders de aldım ama yine zorlandım. Şimdi sizlerin değerli fikirlerine ve tecrübelerinize ihtiyacım var. COPE’dan geçemeyip ielts veya toefl notu ile bölüme geçebilen var mı?Ne yapmalıyım sizce ? Bilgi verirseniz sevinirim. (mab3552@hotmail.com)

    • anonim

      ielts’i tavsiye ederim. çalışırsan geçersin

      • Mustafa Poyraz

        Siz ielts ile mi geçtiniz? Benim 3. Cope denemem.70’lerde kalıyorum.

  11. Semiha Yaşar

    Gençler
    Hepinizi çok iyi anlıyorum ama bunun için niye Bilkent Üniversitesini suçluyorsunuz onu anlamıyorum. 12 yıl ilk ve orta öğretimde niye İngilizce derleri var ve kimse İngilizce bilmiyor düşündünüz mü ? İGençler dil öğrenmeden geliyorsa üniversite ne yapsın ? Unutmayın dil bilmeden iş hayatında başarılı olma şansı yok. Bu nedenle ne yapın edin dili iyi öğrenin. Üniversitenin zorlamasını da zülum değil şans olarak görün. Büyük Atatürk’ün sözünü hatırlayın : Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan. Hepinize başarılar

    • real bilkent

      Hepimizi çok iyi anlasanız neden bilkenti suçladığımızıda anlardınız. Herkesin inglizceye süper kabiliyeti olduğu söylenemez, soylenmemelidir de. İlk okuldan beri gorulen ingilizceyle bilkentin 6 kurundan 2.sine anca giriliyor. Çankaya universitesinde hazırlık bitirip bolumde ayrılıp bilkenti tercih edenler bile 2.kurdan başlatılıyor. Her kur atlama sınavına hak kazanmak için geçilmesi gereken aşamalı sınavlar dolu. Cat sınavında bir dinlemenin ipini kaçırdığınızda iki ay baştan okutuluyorsunuz bunun nesi adalet. Bir kur kaldınız diye bir donem daha fazla para ödüyorsunuz.kur atlama sınavına kadar gelip 0,50 yle kalanlar dolu. Dilekçe yazıp haklarını savundular ama kimse tınlamadı. 60 la geçenle 59 la kalan arasında nasıl bir ayrım yapabilirsiniz aralarında 0,50 puan var. Belki writingi okuyan öğretmen uçlusu farklı olsa geçecekti. Extantion olup bir ay daha aynı kuru okuyanlar daha önceden geçtikleri cat sınavına bir daha girmek zorunda bırakılıyorlar ve emin olun bir eca sınavından daha zor oluyor ve kalıyorlar. Ustelik tek bir cat sınavına giriyorlar bu sefer ve 100 ustunden 60 almak zorunda oluyorlar.5 kere extantion okuyanlar var. Şimdi siz bu sisteme adaletli mi dersiniz??insanlar kalsın sürekli bir dönem daha uzatsın diye uğraşılıyor.o yüzden Bilkenti neden suçluyorsunuz demeniz baya bir komik kaçmış

  12. boş yapmayın

    kardeşim eline sağlık olayları bütün çıplaklığıyla yazmışsın hatta az bile yazmışsın.

  13. bu kadar güzel özetlenebilir

    ..

  14. gurbetiankara

    Ben 4 yıldır liseyi Amerikada okuyorum SAT alıcam son bu martta, IELTS hakkında konuşucak olursak bütün arkadaşlarım girdi 6.5 – 7 arasında güzel notlar aldılar. Şimdi ben de Türkiyeye döndüğümde haziran 16 gibi almayı planlıyorum. söylemesi kolay, verirken el titrer 500 lira ama olsun. yani benim diyeceğim şu, eğer bilkentin uluslararası öğrenci işleri bölümünde (websitesinde) IELTS at least 6.5 doğruysa, bu puanı alınca kabul edilirmiyim? kim doğru söylüyor kim kimi süründürüyor ben okuyorum buralarada falan yetişemiyorum…

  15. Faruk

    Büyük bir içtenlikle söylemeliyim ki artık gururla Bilkentliyim diyemiyorum. Çocuklarını Bilkentte okutmak isteyen ve Bilkentte okumak isteyip bana danışan insanlara kesinlikle Bilkente gelmeyin diyorum. Bilkentin benim üzerimde bıraktığı psikolojik hasarın haddi hesabı yok. İntiharı düşünüp yöntem arayışlarım dün gibi aklımda. Yıllarca ne tatil yapabildim ne de kafamı yastığa huzurlu koyabildim…

  16. Oya Bektaş

    O kadar net ve samimi yazmışsınız ki Ali Tağız Baltacı kardeşim. Benim kızım 2 yıldır Cope sınavını geçemiyor. Öğlen gelen haberde 81.5 aldığını öğreniyoruz, gece 22.00 de açıklanan sonuçlarda da 78 notunu görüyoruz. Gece açıklandığı için nelerin döndüğünü takdirinize sunuyorum. Kızımın psikolojisi berbat durumda. Bilkentten İngilizceden soğumuş durumda. Ben de İngişizce öpretmeniyim. Hiçbir zaman öğrenvikeri yıldırma yoluna gitmedim. Bu sistem dalan değil. 1.5 yıl pre-fac okudu ve yine geçemedi. Bu pre-fac ne işe yarar? Kendilerini hiç sorgulamazlar mı bunlar? Pre-fac’te her seferinde başarılı olan bir öğrenciye Cope sınavını geçiremiyorlarsa biraz da kendilerine dönüp bir baksınlar! Bin pişmanım şu okulu kazandığına. Yazık pırıl pırıl bu çocuklara. Hayata, dile daha da önemlisi kendilerine küstürüp öz güvensizlik aşılıyorlar. Ben 25 yıldır çeşitli eğitim kademelerinde çalışmış bir İngilizce hocası olarak bunlara hakkımı helal etmiyorum.

  17. Oya Bektaş

    Hakkımı helal etmiyorum

  18. MEHMET ASLANTAŞ

    ŞİMDİ COPE SINAVINI 59.5 KALAN İNGİLİZCE ÖGRENEMEDİ 60 LA GECEN İNGİLİZCEYİ ÖGRENDİMİ BENDE KIZIMI BİLKENT VERDİGİME PİŞMANIM
    BİR YABANCI DİL BENCE EZBERLENEK ÖGRENİLMEZ YAŞINIP OGRENİLİR.
    OYA BEKTAŞ HANIM COK GÜZEL YAZMIŞSINIZ TEBRİK EDERİM.

  19. Fuat

    Yağmurlu bir pazar sabahı Ankaradan yazıyorum konuyu dile getirenleri kutluyorum. 2.nci yıl aynı deneyimleri yaşadık ailecek yorgunuz. Kızım uykularında ingilizce konuşma yazma ve gramer sayıklıyor YAZIK. Yazık dil eğitimi diyerek efsaneye dönüştürenlere yazık bir eğitim kurumunu ticatethaneye dönüştürenlere yazık”ki yarış devam ederken kafalarına göre kural değiştiren ve eğitimciyim diyen yöneticilere. 2.nci yılı yaşarken yukarıda yaşananları tek tek deneyimledik işin teknik ve psikolojik acılarını bir bir yaşadık ve özetle okuldan ve isminden Ö geldi yazık kızıma bize ve tüm hazırlık öğrencisi yavrulara böylesi isim ve marka sahibi bir okula ve eğitim politikasına yuh olsun oysa eğitimin çöktüğü ülkemde ne güzel’de önder olabilirdi Fuat Coşkun öğrenci babası

  20. Cüneyt Narbay

    Kalemine, yüreğine sağlık Ali Yağız kardeşim. Ben Bilkent mezunuyum. 1996 yılında İzmir Bornova Anadolu Lisesi mezunu olarak Bilkent in hazırlık sınavına girdim. Sınavımı en az yüzde seksen doğrulukla bitirdiğimi düşünürken hiç bir yetkilinin bulunmadığı bir bina camına asılan sonuç listesinde en alt kurun, en alttaki sınıfında buldum ismimi. O gün yaşadığım şoku unutmuyorum. Kampüste sadece güvenlik görevlisi var, itiraz edebileceğim bir yetkili yok, bir ay sonra okulun açılmasını bekleyeceksin diyorlar, dersler başlayınca itiraz ettim, “kaydırma yapmışsınızdır,sınav kağıdınızı göremezsiniz” dediler. O senelerde yanılmıyorsam Tempo dergisinde bile bu sınavla ilgili şaibeler olduğuna dair haber yer bulmuştu. En alt kurdan başlarsam 2 koca yıl kaybedeceğim ve bugünün parasıyla yurt, eğitim, vs. yıllık 50 bin TL okula girdisi var ama tuhaftır ki itiraz hakkım yok, şeffaflık yok. Neyse dersler başladı Doğu Kampüste ilk gün ilk ders, sınıfta 15 öğrenciyiz. Anadolunun çeşitli şehirlerinden gelmiş hiç İngilizce bilmeyen arkadaşların sınıfındayım. Hocamız muhtemelen Amerikalı bir adam; iki tane kalıbı tahtaya yazıyor; “What is your name? My Name is falanca” ve “What day is it today? Today is Monday”. Öğrencinin birine soruyor: “What is your name?”. Öğrenci tahtaya bakıyor: “Today is Monday” diyor dili döndüğünce. Ben oturduğum yerde deliriyorum iki sene nasıl geçecek diye. Teneffüs oluyor, ben hemen hocanın yanına koşup, biraz müstehcen İngilizce bir fıkra anlatıyorum hoca önce kahkahalarla gülüyor sonra “Dur yaa senin bu sınıfta ne işin var diyor?” Allahtan gavur öğretmenler bizimkiler gibi duyarsız vicdansız insanlar değil hemen gerekli kişilerle görüşüp benim durumumda olan farklı sınıflarda tespit ettikleri 10 kişiye İngilizce bir makale yazdırmak suretiyle sınava sokuyorlar. Sonuç ne mi? Hoop Pre-Faculty ye atlıyoruz, yani 3 gün içinde 1,5 yıl kazanıyorum. Bölüme geçirmek yok ama; hazırlığı bir dönem illa ki okutacaklar. Bölümümdeki tasarım dersleri “prerequisite” olduğundan bölüm derslerine ancak bir yıl sonra başlayabileceğim; kafadan bir yıl kaybediyorum. İç mimarlık bölümüne başlıyorum; notlar ortanın biraz altı hep C-,D, haliyle ikinci sınıfın sonunda ortalama yüzünden “Dismiss” oluyorum. (Komiktir benimle beraber ortalama yüzünden Bilkentten atılan bir arkadaşım da, Amerika Kentucky de Mimarlık fakültesine girdi ve bütün derslerden A- alarak mezun oldu.) Neyse ben o yaz üç dersten sınava girip ortalamamı 2.00 a yükseltirsem geri döneceğim. En korktuğum iki sınav yapı tekniği ve yapı tarihi ama AutoCad sınavında kendimden çok eminim hiç korkmuyorum verilen 3 boyutlu çizimi de canavar gibi çizmişim. Sonuçlar asılıyor: korktuğum iki dersin notu yüksek, AutoCAD “SIFIR”. Autocad hocası Tijen hocanın yanında alıyorum soluğu “Hocam bakın sıfırlık bir durum yok çizim tam, sıfır verirseniz direk askere alırlar ve 15 ay çok zor şartlarda askerlik yaparım, askerlik bitince lise mezunu olarak iş ararım, lütfen tekrar değerlendirin” diyorum. Tijen hoca tamam diye beni geçiştirip atılmama sebep oluyor. Ben o zaman yaşadığım psikolojiyi size anlatamam. Devlet affından faydalanıp geri dönüyorum, seneler kaybediyorum ama bölümü bitiriyorum. Okuldan sonra yurtiçinde ve yurtdışında piyasanın en iyi mimar ve içmimarlarıyla çalışıp çok şey öğreniyorum. Maalesef bugün hala duyuyorum ki hem hazırlıkta hem bölümde sorun aynı ve büyük. Öğrenciler dolu paftayla jürilere çıktığı halde duyarsız hocalar, “F” veriyorlarmış. Yazık ki farkında bile değiller; İstanbul’da, İzmir’de açılan onca üniversiteden aynı eğitim kalitesiyle rahatlıkla ve yüksek ortalamayla mezun olan öğrenciler yurtdışı master başvurularında Bilkent mezunlarının başvurularının önüne geçiyorlar. Türkiyede insanlar çok stresli ve çok zor şartlarda para kazanıyor, varını yoğunu çocuğunun özel okuluna yatırıp ona eğitim verilsin, neticesinde iş bulabilsin istiyorlar. Aileler çocuklarını ağaçtan toplamadı. Rektörler ve Dekanlar 25 yıldır süregelen şikayetlere kulak asmalı, aksaklıkları düzeltmeli, fakülteleri emanet ettiği öğretmenlerin performans değerlendirmelerini iyi yapmalılar; yıllardır fakültelerde kemik kadro adı altında dikta rejimine dönüşmüş, “dediğim dedik çaldığım düdük” diyerek keyfi not uygulamaları yapan, öğrencilere yaratıcı ve iyi niyetli şekilde yaklaşıyor diye yurtdışından gelen yabancı öğretmenleri sindirip kaçıran, öğrenciye mesleki detay bilgisi aktaramayan, piyasada hiçbir profesyonel uygulama faaliyetinde bulunmamış, malzeme, detay, projelendirme bilgisinden geri kalmış, akademik rahatlığa alışıp saat 10:30 da elinde kahve bardağıyla studioya gelen hocaların maaşlarını hak edip etmediklerini lütfen herkes vicdanı ve mantığıyla sorgulasın. Her yıl o kampüse Anadolu nun her şehrinden ailesini bırakıp, kafasında bin bir türlü problemiyle, gencecik binlerce öğrenci geliyor. Gencecik bir çocuğun kafasındaki gelecek kaygılarının veya ruhsal problemlerin, onu görmezden gelen bazı eğitimcilerin ilgisizliğiyle birleştiğinde, o genç insan için üzücü sonuçlar doğurabileceğinin inşallah farkına varırlar.

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu