Abdullah Gül'e hayli sert olarak nitelendirilebilecek soruları soran Dr. Emrah Altındiş

Abdullah Gül’e hayli sert olarak nitelendirilebilecek soruları soran Dr. Emrah Altındiş

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, mikrobiyoloji bölümünde çalışan Dr. Emrah Altındiş’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sorduğu soru herkesin malumu. Altındiş’in “”Böyle bir devletin başında olmaya utanmıyor musunuz? Türkiye’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz?” şeklindeki sorularından sonra Gül sükunetini korumayı başardı fakat salon adeta buz kesti. Benim bu yazıyı yazmama vesile olan şey ise bu soruların içeriği değil; bu sorulara gelen tepkiler.

Son zamanlarda sıklıkla dile getirilen bir terim var: Kutuplaşma. İşte söz konusu kutuplaşmanın bir tarafı, Altındiş’i cesaretinden dolayı övüp yüceltirken; kutuplaşmanın diğer tarafı ise Altındiş’in şovmenlik yaptığını, sorduğu soruların içeriğinin yıkıcı muhalefetten başka bir işe yaramadığını, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanına yabancı bir ülkede böyle sorular sormanın Türkiye’yi aşağılamak anlamına geldiğini dile getirdi. İkinci görüşe sahip olanlar, sorunun içeriğine çok fazla itiraz etmemekle birlikte, yapıcı muhalefet yapılması gerektiğini ve bu tarz meselelerin ülke içinde halledilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Sanırım kutuplaşmanın taraflarının teşhisi adına herhangi bir açıklamaya ihtiyaç yoktur.

Emrah Altındiş’in Abdullah Gül’e yönelttiği sorulara gelen bu tepkiler, beni bu yazıyı yazmaya itti. Çünkü özellikle ikinci görüşe sahip olanlara bazı şeyleri hatırlatmadıkça, bu arkadaşlar iyi polisi oynamaya devam edecekler. Üzerinde duracağım hususlara geçmeden önce, seslendiğim kitlenin “AK Parti Partizanları” olduğunu, “Ak Partiye oy veren herkesi” kastetmediğimi şimdiden vurgulamak isterim.

AK Parti, 17 Aralık operasyonlarını darbe olarak nitelendirmişti.

AK Parti, 17 Aralık operasyonlarını darbe olarak nitelendirmişti.

1) Gezi Olayları hakkında “Kamu malına zarar veriyorlar.” şeklindeki tek tezini ileri sürmeden önce, meydanlarda gaz yiyenleri “ülkeyi karıştırmak isteyen provokatörler” olarak yaftalamadan önce, annen, baban, halan, amcan, dayın, teyzen yerine koy da azıcık utan be kardeşim.

2) Çok değer verdiğin kamu malları için dönen yolsuzluklar hakkında ses kayıtları çıkınca “montaj” kalkanına sığınmadan önce, “Diğer partiler de yolsuzluk yapıyor.” argümanıyla partini aklamaya çalışmadan önce, ideolojisini “Siyasal İslam” diye tanımlayan biri olarak İslam’ı hatırla da azıcık utan be kardeşim.

3) 17 Aralık operasyonlarından sonra kar kış demeden sürülen binlerce polis hakkında “Fethullah’ın Uşakları” yaftalamasını yapmadan önce, “Siz misiniz benim başbakanımı devirmeye çalışan! Beter olun inşallah!” demeden önce, kendini o polislerden birinin çocuğu yerine koy da azıcık utan be kardeşim.

c5c1afd531

Başbakan, 17 Aralık operasyonlarından sonra Fethullah Gülen cemaati için “İnlerine gireceğiz. demişti. Bu konuyla ilgili Ankara’da asılan bir pankart, partizanlığın hangi boyutlarda olduğunu açıkça gösteriyor.

4) Gezi Olaylarında “kahraman”, 17 Aralık operasyonlarında “paralel” dediğin polis için, Süleyman Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür.” sözüne güldüğünü hatırla da azıcık utan be kardeşim.

5) Yurtdışındaki Türk okullarının kapatılması için büyükelçilere verilen emre alkış tutmadan önce, aynı cemaatin yurtiçindeki okullarından mezun olan bakan çocuklarını hatırla da azıcık utan be kardeşim.

6) Twitter kapatıldığında “Bence kapatılması iyi oldu. Zaten çok gereksiz bir şey, çok zaman alıyor.” diye tweet atarak sadakatini sunmadan önce, işine geldiği zaman hatırladığın Türkiye’nin karizmasını hatırla da azıcık utan be kardeşim.

7) 15 yaşında, polisin attığı gaz kapsülünün kafasına isabet etmesi sonucu ölen Berkin Elvan’ın sapanlı fotoğraflarını paylaşıp “Provokatör Piç” demeden önce, çocuğunu kaybetmiş acılı bir anneyle laf dalaşına giren bir başbakanın olduğunu hatırla da azıcık utan be kardeşim.

8) Gezi Olaylarında yaşanan ölümler sonrasında eylem yapanlar için “nekrofili” benzetmesini yapmadan önce, bu insanların ne istediğini sorgulamadığın için azıcık utan be kardeşim.

9) 301 kişinin hayatını kaybettiği maden faciasından sonra, maden şirketi ve iktidarı eleştirenleri vicdansızlıkla suçlamadan önce, ölümleri hafife alan, adeta insan hayatıyla dalga geçen yetkilileri hatırla da azıcık utan be kardeşim.

10) O dönemde işçi sorunlarını ve iktidarın bu sorunlara olan kayıtsızlığını dile getirenleri, “Şimdi siyaset zamanı değil.” diyerek susturduğun için, şu geçen kısa zamana rağmen Soma’nın nasıl çabuk unutulduğunu hatırla da azıcık utan be kardeşim.

11) 28 Şubat Döneminde dindarları aşağılayan zihniyete gel, birlikte sövelim ama Soma’da şehit madenci yakınını tekmeleyen Yusuf Yerkel’e, danışmanlık yaptığı adamın başında bulunduğu parti adına yeterince ses çıkarmadığını hatırla da azıcık utan be kardeşim.

12) Yılmaz Özdil’e Soma’daki maden kazasından sonraki yazısı için gel, birlikte sövelim ama aynı esnada televizyonlarda “Kaza üzerinden darbe girişimi planlanıyor.” diyen Abdülkadir Selvi’ye “Reis” diye hitap ettiğini hatırla da azıcık utan be kardeşim.

13) En ufak bir yağmurda sokakları ve yolları selle kaplanan Ankara hakkında “Reis sözünü tuttu, Ankara’ya deniz getirdi.” şeklinde komikli tweetler atmadan önce, bu büyük ülkenin başkentinin bu halde olmasına destek verdiğini hatırla da azıcık utan be kardeşim.

14) Desteklediğin partiden yapılan akla hayale sığmayan açıklamalara koşulsuz inanmadan önce, senin de bir beynin olduğunu hatırla da azıcık utan be kardeşim.

15) Son olarak AK Partiye yapılan her eleştiriyi “yıkıcı muhalefet” olarak adlandırmadan önce, sürekli susup oturacağına yapıcı muhalefeti de sen yap be kardeşim.

NOT: Bu yazıda sadece AK Parti partizanlarına değinmiş olmam, benzer yaklaşımlar sergileyen CHP, MHP, BDP ve cemaat yandaşlarının söz konusu görüşlerini desteklediğim anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla “Diğerlerini hiç hesaba katmamışsın.” tarzı yorumların bir anlam ifade etmeyeceğini şimdiden vurgulamak isterim.

Leave a Reply

4 comments

  1. Liseden

    1) Annenin babanın kamu malına zarar verecek kadar devlet düşmanı olduğuna inanmak istemiyorum. Bence bunu madde olarak gösterdiğin için sen utanmalısın. Sana Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han Hazretleri’nin şu sözünü hatırlatmak isterim: “Hak isteyenin hakkını verin, baş kaldıranın başını kesin!”
    2)Devletin en gizli görüşmelerinin bile dinlendiği bir ülkede, “sen bırak dinlenmeyi, bu ne kardeşim?” diye sorma hakkına ikincil olarak sahipsin. Çünkü ilk olarak adama “sen kimsin ki benim görüşmemi dinliyorsun?” diye sorarlar. Sonra da “sen kimsin ki devletin en özel görüşmelerini dinleyip internete yayabiliyorsun ki?” diye ikinci defa sorarlar ve büyük ihtimalle de hö diyerek kalıp böm böm bakacağını tahmin ediyorum. “Siyasal İslam”dan önce de “Ilımlı İslam” adı altında birkaç çalışma oldu ve bunların kimin altından çıktığını ikimiz de lise yıllarından çok iyi biliyoruz:)
    3)Bir kişi ister polis ister avukat isterse hakim olsun devletinin zararı için çalışıyorsa ve sürülüyorsa yatıp kalkıp haline şükretmeli çünkü din ülkesi olsaydık sonu ne olurdu sen çok daha iyi bilirsin. Din ülkesi olmaya da gerek yok, bugün dünyanın en “büyük”leri (!) dahi idam denen bir sistemle gerekeni yaparlar.
    4)Her polis için söylenmiş bir söz değildir bu; tıpkı her sen bu yazıyı “AK Parti Partizanı” yada “Ak Partiye oy veren herkesi” kastetmediğin gibi
    5)Her insanın bir olmadığını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanından biliriz ki Efendimiz Taif’te taşlandığı zaman Cebrail(a.s.) “Sen iste, şu iki dağı birleştireyim Ya Resulallah!” demiş ve Efendimiz de O’na “Sülalesinden bir kişi dahi Müslüman olsa ben razıyım” tarzında bir konuşma olmuştur. Detaylı öğrenmek istersen Peygamber Efendimiz’in Taif Seferi diye aratırsan bulabilirsin.
    6)Eskiden Twitter yerine telgraflarla darbeler yapılırdı. Tıpkı Sultan Vahdettin’in büyük bir yarış atı hobisi olduğu halde, “devletin bekası şahsi şeylerden üstündür” zihniyetiyle o zamanın parasıyla satılıp Mustafa Kemal’e güvenip Samsun’a göndermesi ile gelişen olaylar neticesinde “vatan haini” damgası vurulması, bunlardan en basitine örnektir.
    7)Anne-baba dediğin öncelikle çocuğuna sahip çıkmalı. O yaşlarda bir çocuğun meydanlarda yerine okul sıralarında olması gerektiğini herkes gibi sen de çok iyi biliyorsundur. Yoksa sen de ekmek almaya gittiğine mi inanıyorsun onca fotoğraf onca video içindeyken?
    8)Bir yas zamanında sadece yas tutulur. Yastan sonra istediğin demokratik hakkını, “otoriteden izin alarak” (Bknz:Mavi Marmara Yardımı sırasında Fetullah Gülen Hocaefendi(!)’nin bir lafıdır) kullanmalıdır. Aynı şeyi Soma’da, olayların yaşandığı akşamı yas ilan edilmiş olmasına rağmen, insanların aylar öncesinden düğün vs. iptal edemeyeceği için sessizce dörtlülerini yakıp geçmelerini görmüş biri olarak; “Madenci karısı” olarak haber yapılan insanların aslında “imam karısı”, çalgıcı karısı, esnaf karısı, kumarcı karısı olarak karşımıza sunulduğunu herkes şahit olmuştur.
    9)Devletimizde her şey çok şükür sistemine oturtulmaya çalışılmaktadır. Oraya giden müfettişler görevini yapmak zorunda olduğu gibi yapmıştır da. Oradaki müfettişin yanlış bir tutanak tutması, müfettişin vicdanını ve yanlış tutanak tutmasına sebep olanların varsa vicdanının eseridir. Schindler’in Listesi filmini izlediysen son bölümündeki duygusal anları tekrar izlemeni ve bugüne yansıtmanı temenni ederim. Çok para da az para da baş edilmesi zor şeylerdir. Keşke “daha az kazanayım da başıma bir iş açılmasa” tarzında düşünceler olsa işverenlerimizde fakat iki karpuz tek kolda taşınmıyor maalesef.
    10) İnsan beşerdir, unutmak çok büyük bir lütuftur. Soma’yı unutmamaktan ziyade, Soma’dan ders çıkartmak çok daha önemlidir. Yas zamanı siyaset yapılmaz, bunu muhalefet dahi anlamış durumda. Çok şükür ki, demokratik olarak gelişmekte olan bir ülke olarak görmekteyim.
    11)Madenci yakını her şeyi bir haber detayında anlatmış durumda. Haberi baştan aşağıya buraya yazmak istemiyorum. En son hatırladığım kadarıyla birbirlerini arayıp helallik istemişlerdi. Geçmişte kalmadan, geçmişten ders çıkarmanı temenni ederim.
    12)Soma faciasını da Gezi olaylarına ne kadar da çok benzediğini hatırlatmama gerek olduğunu zannetmiyorum. Ben buraya sayfalarca yazı da yazarım fakat ne kadarını okursun bilemem. Rüzgarın bir kayadan götürebileceği sadece parçalarıdır.
    13)Bu sorun Melih Gökçek’in sorunudur. Bence İzmir’e, Manisa’ya ve diğer sahil kesimlerine (!) de göz atmanı isterim. Kimse kimsenin işine karışmamalıdır ki herkes bildiği işini yapabilsin.
    14)Evet bu konuda hemfikiriz. İnsanların söylediklerine körü körüne inanmadan önce biraz araştırmak yeterli oluyor. Karşı kesimin savunmasını da dinlemeni tavsiye ederim.
    15)Bu ülkede muhalefet yok ki bunun yapıcısı yada yıkıcısı olsun. En son bir Radikal gazetesi yazarı, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmayın ki seçimler diktatör seçimleri gibi olsun ve dünya da bunu görsün” şeklinde bir yazı yazmış. Çok ilginçtir ki Sisi’den bahsediyordu fakat ona diktatör denmemiş de kendi adı hakkında bir şey söyleme hakkına sahip olan yani Koruma Kanunu olmayan bir başbakana diktatör denmiş. İnsanlar biraz düşünse, büyük resmi görebilir.

    İlk politik yazın için bu eleştiri ağır mı değil mi bilemiyorum fakat umarım kendini daha iyi yerlere getirirsin. İyi çalışmalar, iyi günler dilerim.

    • Halil Akbulut

      Öncelikle yazdığım her bir maddeye ayrı ayrı cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Böylece yazıyı okuyanlar her iki tarafın görüşlerini karşılaştırma imkanına sahip olabilecekler. Bunun yanı sıra yorumunuzu okuyunca, sıraladığım maddelerin birçoğunu yanlış anladığınızı üzülerek fark ettim. Çünkü söz konusu maddelerde karşı tarafın görüşleri direkt olarak yanlış olarak yaftalanmamakta, sadece bu görüşleri ileri sürmeden önce başka şeyleri de hesaba katıp onları da dillendirmelerinin gerekliliği ifade edilmektedir. Çünkü kutuplaşmanın her iki tarafı da olayların sadece işlerine gelen taraflarını dikkate almakta ve onları ölümüne savunmaktadırlar. TIPKI SİZİN YAPTIĞINIZ GİBİ! Hele hele yorumunuzda yer alan son maddeyi okuyunca tamamen hayal kırıklığına uğradım. Çünkü bu yazıda verilmek istenen mesaj, ülkede bir muhalefetin gerekliliği aşikar ve iktidar karşıtlarının eleştirileri tamamen yıkıcı nitelikte ise, ihtiyaç duyulan yapıcı eleştirilerin iktidarın destekçileri tarafından getirilmesi gerekliliğidir.Ama maalesef iktidar partisinin destekçileri bunu yapmak yerine, susup oturmaktan ve gökten üç elmanın düşerek vaziyeti değiştirmesini beklemekten başka bir şey yapmıyorlar. Çünkü bu partizanlar için partileri kutsal olduğundan, onu eleştirirlerse adeta kutsi davalarına ihanet etmiş olacaklarını tahayyül ediyorlar. Bence işte dananın kuyruğunun koptuğu yer. Tekrardan teşekkürler.

  2. Bulzer

    Yazın başlığından son cümlesine kadar falso. Ortada bir kutuplaşma varsa azıcık utanalım diye yazılır onu öncelikle belirteyim ve bu yazım diğerlerini desteklediği anlamı çıkmasın demeyi ihmal etmemişsin bende linkteki sosyal adreslerine baktım birkaç twitini okudum ve karşı tarafın yazdıklarından bir farkı yok. Onlar kim peki; CHP, MHP, BDP ve cemaat yandaşları diyebiliriz bu çıkar ortaklarını gezide ve yolsuzluk operasyonlarında gösterdikleri ilişkiden anlayabiliriz. Eleştiriyi yukarıda ki arkadaş yapmış ekleyeceğim birkaç şey var. O durduğun taraftan öbür tarafa salladıkça veya AKP ve yandaşları bu tarafı görmedikçe boş. Kutsallaştırılan birşey varsa bunun nedenleri maddelerde gizli olduğunuda söylemek istiyorum.Yazı boyunca Zaman ile Sözcü arasında gidip geldim teşekkür ediyorum ve sırada ki yazılarını heyecanla bekliyorum.

    • Halil Akbulut

      Merhabalar. Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Ben yazıda zaten tarafsız olduğumu söylemedim. Benim de elbet kendime göre görüşlerim var ve bunlar başkaları tarafından taraflı olarak görülecektir. Ben bu yazıda AKP partizanlarını kutuplaşmadan ötürü suçlamadım. Sizin de ifade ettiğiniz gibi söz konusu kutuplaşmaya herkes hizmet ediyor ve her kesimden insanlar kutuplaşmayı körüklüyorlar. Benim bu yazıda “azıcık utan be kardeşim” mottosuyla üzerinde durduğum hususlar hangi görüşten olursa olsun insanlığını yitirmemiş her insanın üzerinde rahatlıkla ittifak edeceği hususlardır. Eleştirdiğim husus ise partizan gözlüklerle bakıldığından dolayı bunların bile üzerinde ittifak edemememizdir. Yazıya koyduğum not ise her türlü partizanlığı şiddetle reddettiğime dair bir vurgudan ibarettir. Yoksa bir üniversite öğrencisi olarak elbette çevremde yaşanan tüm olayları dikkatle izliyor ve beyin süzgecimden geçirerek kendimce bir yargıya varıyorum. Bir yargıya vardığıma göre elbette bu başkaları tarafından tarafsız olmamakla suçlanabilir. Bundan doğal bir şey de yoktur. Taraflılık ve partizanlık kavramlarının arasında bir uçurum bulunduğunu ifade ederek, tekrardan teşekkür ediyorum.

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu