Bir eylül sabahı, Paris-İstanbul uçağımdan yalnızca birkaç saat önce, uzun süredir kaldığım Paris’ten ayrılmak üzereyken gezi arkadaşımın “Orangerie Müzesi’ne gitmedik!” demesiyle sabahın altısında uyanıp kaldığımız otelden valizlerimizle sokağa atmıştık kendimizi. Orangerie’yi görmeden Paris’i terk etmeyecektik, oldukça kararlıydık. Hava tam olarak aydınlanmamışken ihtişamlı Concorde Meydanı’ndan yürüyerek kendimizi Sen Nehri’nin kenarında, Tuileries Sarayı’nın eski limonluğunda buluverdik. Yağmur
Devamı