Ali Şeriati Çizgisinde Bir İslam Sosyalizmi Portresi

Nasır Asar bir gün, üniversitedeyken karşılaştığı proletarya, sınıf mücadelesi, sömürü gibi Marksist literatürden kavramları düşünürken babasının yanına gitti. Ona kapitalizmin iliklerine kadar sömürdüğü işçilerin nasıl birleşip bu sömürüye dur diyeceklerini, ezilenlerin özgürleşip dünyada hak ettikleri konuma nasıl geleceklerini sordu. Zamanın meşhur hocalarından olan babası Seyyid Kazım Asar ona oldukça net bir şekilde yanıt verdi. Kur’an’dan Kasas suresinin dördüncü, beşinci ve altıncı ayetlerini okudu. Bundan on üç asır önce kitabın bu sorulara cevap verdiğini söyledi. Ezilenler yeryüzünün asıl mirasçıları olarak başa geçirilecek, firavuna, yani kapitalizme karşı isyan edeceklerdi.

İranlı entelektüeller sosyalizme İslami bir yorum getirme noktasında öncü bir yere sahipler. Rıza Şah’ın ölüp diktatörlüğünün son bulmasıyla İran’da kuvvetle oluşmaya başlayan özgür düşünce ortamının bir ürünü olarak İran entelijansiyası batıyı kasıp kavuran Marksist düşünceyi daha yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Bu aykırı nitelikteki siyasi İslam yorumlarının kökleri, Cemaleddin Afgani’den başlayıp, yerleşik Şia geleneğine çok sert eleştiriler getirerek, Kur’an’ı temel alan reformist bir İslam anlayışına sahip olan Ahmed Kesrevi’ye kadar götürülebilir. Ali Şeriati de, Marx’ın sınıfsız toplum idealini, ezilenlere, sömürülenlere ve hakları tecavüz edilen mazlumlara karşı olan vicdan dolu bakışını en derinden takdir eden Müslüman düşünürlerden biriydi. O, Marksizm’i diğer batılı fikirler arasında, insani faaliyetlerin tüm boyutlarını içeren en kapsamlı, en olgun ideoloji olarak görüyordu ve onsuz bir toplum ve tarih idrakinin olamayacağını düşünüyordu.

İslam Sosyalizmi düşüncesi tarih boyunca birçok Müslüman düşünürün meşgul olduğu bir konuydu.

Yirminci yüzyıl Müslüman düşünürlerinin üzerinde en çok tartıştığı konulardan biri de İslam Sosyalizmiydi.

Marksizm’e tarih boyunca birçok Müslüman düşünürün ılımlı bakması, Kur’an’ın bazı Marksist kavramlara oldukça yakın bir içeriğe sahip olmasından kaynaklanıyor. Başta belirttiğim, Seyyid Kazım Asar’ın vurguladığı Kasas suresinin beşinci ayetindeki, ezilenlerin, Firavun tarafından zayıf ve güçsüz bırakılanların yeryüzündeki önderler yapılması fikri Marksizm ile birebir örtüşür niteliktedir. Bunun gibi, zengin ve yoksul arasında dayanışmaya ve yoksulu içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya dayalı ilişkiler, ihtiyaç fazlasının infak edilmesi, aktif bir zekât kurumunun tesis edilmesi gibi Kur’ani nosyonlar yine Marksist birinin büyük hayranlık duyacağı yaklaşımlardır. Aynı şekilde Kur’an boyunca mal biriktirme, servet yığma, mala güvenme gibi en şiddetli şekilde eleştirilen hareketler de özel mülkiyetin meşruiyeti açısından sosyalist görüşe oldukça yakındır. Ali Şeriati’nin de üyelerinden olduğu Hüdaperest Sosyalistler Hareketi, kitlelerin sömürü ve yoksulluk problemlerini aşmaları için gerekli olan şeyin özel üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin olmamasını esas alan sosyalizm olduğunu ileri süren bir hareketti. Bu hareket, İslam’ın sosyoekonomik düzeninin Allah’a kulluğa dayalı, tevhid temelli bilimsel sosyalizm olduğunu savunuyordu.

İranlı düşünür Ali Şeriati, Marksizm'in birçok yönden haklı olduğunu belirtirken, ona çok sağlam eleştiriler de getirmiş, yapı-kurumcu bir çizgi yakalamıştı.

İranlı düşünür Ali Şeriati, Marx’ın birçok yönden haklı olduğunu belirtirken, ona çok güçlü eleştiriler de getirmiş, yapı-kurumcu bir çizgi yakalamıştı.

Şeriati’nin sosyalizmi, felsefi olarak materyalizm ve idealizmin, sosyal olarak da kapitalizm ve komünizmin arasında bulunuyordu. O’na göre İslam, geçerli, tutarlı ve erdemli bir üçüncü alternatifti, bu iki aşırı ucun iyi özelliklerini zaten kökeni itibariyle içinde barındıran, kötü ve mantıksız yönlerini de dışarıda bırakan, altın bir orta yoldu. Ali Şeriati bu yaklaşımı ile Aristo’nun erdem bakışını siyasi İslam’a uygulamış oluyordu.

Bir Müslümanın asla kabul edemeyeceği diyalektik bir materyalist dünya görüşü Marksizm’in en hayati damarlarından biridir. Ali Şeriati, Marksizm’in bu özelliğini kıyasıya eleştirmiş, materyalizm ve sosyalizmin köken itibariyle birbiriyle bağdaşmayacağını çünkü adil bir sosyalist sistemin tesisi materyalizmin mantığına aykırı olan bireysel fedakârlığa ve diğerkâmlığa muhtaç olduğunu dile getirmiştir. O’nun gözettiği bu tutum aslında sosyalizm ile örülü bir öze dönüşün ifadesidir. Ezilenlerin, mazlumların yanında olan, onları yeryüzünün mirasçıları olarak gören, Mülk’ün kayıtsız şartsız Allah’a ait olduğunu vurgulayan, ihtiyaçtan fazlasını muhtaç olana vermeyi şart koşan bir din olarak İslam’ın, sahip olduğu güçlü direniş ruhu, yüzlerce yıllık muhafazakâr bir dogma zihniyetin gölgesinde kalmıştır ve bu ruhun yeniden yücelmesinde Hüdaperest Sosyalistler’in ve Ali Şeriati’nin önemli bir rol oynadığını kabul etmemiz gerekir.

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu