Hasan Sabbah; Sis Perdesinin Arkasında Bir Hayat

Hasan Sabbah; Alamut Kalesi’nin sahibi, fedailiğin kurucusu ve o dönemde gerçekleştirilen suikastların ardındaki isim. Fakat Hasan Sabbah aslında bunlardan çok daha fazlası. Günümüzde birçok tarihçinin üzerine kitap yazdığı, birçok belgeselin ana konusu olan bir isim aslında. Mesela engin bir bilgi birikimine sahip bir dahi, Hasan Sabbah. İsmi ve hayatı gerçekler ve mitlerin arasında gizemini hâlâ koruyor. Yaşadığı coğrafya ve etkileri göze alındığında Orta Doğu ve çevresinde neredeyse herkesin bildiği bir isim olan Hasan Sabbah, Marco Polo’nun Seyahatnamesinde onun ve Haşhaşilerin isminin geçmesinden dolayı Batı’da ünlü bir isimdir.

Hasan Sabbah’ın doğum tarihi ve nerede doğduğu tam olarak bilinmese de 11.yüzyılın ortalarında doğduğu düşünülüyor. Fakat doğduğu yer hakkında çeşitli fikir ayrılıkları devam ediyor. Birçok insan onun On iki İmam Şiiliği’nin kalesi olan Kum kentinde dünyaya geldiğini düşünüyor. Fakat kendi hayatını anlattığı ve adamlarının Sergüzeşt-i Seyyidinâ olarak adlandırdığı eserinde Kum kentinde değil, Rey’de dünyaya geldiğini ve ailesinin Güney Yemen’de hüküm süren Himyerî Kralları’nın soyundan geldiğini iddia ediyor. Hasan Sabbah 7 yaşındayken ailesiyle Rey şehrine taşındılar ve orada iyi bir eğitim aldı. Rey şehrinin dailiğin (İsmailiye tarikatının) kuvvetli merkezlerinden biri olduğu düşünüldüğünde Hasan Sabbah’ın hayatının ilerleyen dönemlerinde dailikten etkilenmesi çok da şaşırılacak bir şey değildir. Hasan Sabbah Sergüzeşt-i Seyyidinâ’da atalarının ve kendisinin Şia mezhebinin On İki İmam kolundan olduğunu söylemiştir. Fakat Rey’deyken Batıni mezhebinden (İsmailiye mezhebinin bir kolu) Emire Zerrab ile dini konular hakkında tartışmalarda bulunduktan sonra Emire Zerrab’ın görüşlerinden çokça etkilendiğini ifade etmiştir.  Bunun üzerine başka kişilerlede Batınilik mezhebi hakkında konuştuktan ve mezhebin sırlarını öğrendikten sonra biat yemini etmiştir. Devamında kendisini başka bir dainin beğenmesi üzerine dailik naipliğine tayin edilmiştir. Yani bundan sonra çeşitli şehirleri gezerek kişileri Batınilik mezhebine davet etmeye başlamıştır.

Bir rivayete göre Hasan Sabbah’ın, dönemin Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün ve Ömer Hayyam’ın arkadaş oldukları, öğrenciyken beraber dersler aldıkları söylenir. Birbirlerine gelecekte yardım edeceklerine dair yemin ettikleri ve Nizamülmülk’ün vezir olduğunda Hasan Sabbah’a valilik teklif ettiği fakat Hasan Sabbah’ın saraydan uzaklaşmamak için reddettiği ifade edilir. Bazı kişiler bu hikâyenin doğru olduğunu söylese de Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam’ın doğum tarihleri düşünüldüğünde gerçek olması zor gibi gözükmektedir.

Hasan Sabbah’ın Rey şehrinden ayrıldıktan sonra Mısır’a gitmek amacıyla Isfahan, Azerbeycan ve Suriye’nin üzerinden geçtiği ve yolculuğu sırasında birçok tehlike atlattığından bahsedilir. Mısır’a ulaştıktan sonra Halife Mustansır ile görüşüp görüşmediği hakkındaysa çeşitli fikirler vardır. Bir görüşe göre halifeyle görüşememesinin sebebi Emir’ül-Cuyuş’u peşine düşüp Isfahan’a gitmesidir. Devamında Isfahan’dan Damgan’a geçen Hasan Sabbah Alamut bölgesinde dailerini oradaki halka göndererek onları mezheplerine davet etmiştir. Bu sıralarda Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün peşine düştüğü öğrenmesi üzerine Rey’e geri dönmez. Bunun yerine Alamut’un kasabalarından Andic Rud’a gelerek orada ikamet etmiştir. Başka bir rivayete göreyse Hasan Sabbah Halife Mustansır ile görüşüp onun ilgisine mazhar olmuş ve halife tarafından vekil olarak Horasan’a onun adına davet götürmesi için seçilmiştir. Fakat devamında hilafet makamına veliaht olarak kimin geçeceği konusunda vezir ve başkumandan Bedr el-Cemâlî ile muhalefete düşmüştür. Bunun üzerine Bedr el-Cemâlî, Hasan Sabbah’ı önce hapse attı ve sonrada sürgün etti. Başka bir rivayet ise Hasan Sabbah’ın sürülmediğini hapisten kaçtığını söyler. İlk rivayet ve ikincisi arasındaki paralellik Hasan Sabbah’ın Isfahan’a ulaşıp burada Batıniliğin propagandasını yapmasıdır. En sonunda Hasan Sabbah “beldetü’l-ikbâl” dediği Alamut Kalesine yerleşerek Nizârî-İsmâilî Devleti’ni kurmuştur.

Hasan Sabbah yaptırdığı tahkimatlar ve yiyecekleri uzun süre saklamak için yaptırdığı depolarla kaleyi ele geçirilmesi çok zor, neredeyse imkânsız bir yer haline getirdi. Hasan Sabbah’ın kaleye girişinden itibaren 35 sene boyunca asla kayalıklardan aşağı inmediği, kaleden dışarı çıkmadığı söylenir. Üstelik kalenin içindeki evinden de sadece 2 kere dışarı çıktığı da anlatılır. Güvenilir kaynaklara göre Hasan Sabbah bu süre içinde kendini okumaya vermiş, Batıniliğe daveti yazıya dökmüş, dünyevi zevklerden uzak bir hayat sürmüştür. Marco Polo’nun Alamut Kalesi hakkında anlattıklarıysa çok daha ilginçtir. Buranın meyve bahçeleriyle, çok güzel kadınlarla, baldan şarap ve sütten akan nehirlerle dolu bir cennet bahçesi olduğunu söyler. Fakat Marco Polo dışında böyle bir bilgi aktaran başka kimse yoktur. Bu sebepten Marco Polo’nun anlattıklarının yöre halkından duyduğu hikâyeler olması çok daha muhtemeldir.

Hasan Sabbah’ın insanların en çok ilgisi çeken yanı uyuşturucu ve suikastlar hakkındaki hikâyelerdir. Bu konu da aslında onun hakkında birçok diğer konu gibi gizemlidir ve yine kesin bir bilgiye ulaşmak zordur. Hasan Sabbah’ın dailerine Cennette onları bekleyen mutluluğu tattırmak için esrar (haşiş) içirdiği ve Sabbah’ın suikastçılarına “Haşhaşiler” denmesinin sebebinin bu olduğu rivayet ediliyor. Fakat geçenlerde okuduğum bir kitapta bu konu hakkında bambaşka bilgiler vardı. Bu tarz hikâyelerin türemesinin temel sebebinin gerçek dışı gibi gelen suikast sahneleri olduğu yazıyordu. Hasan Sabbah dailerine düşmanlarını korkutmak için açık bir alanda suikast düzenlemelerini ve diğer insanları etkilemek için cesurca orada ölmeleri gerektiğini öğrettiyor. Öldürmek onlar için sadece bir araç, ölmekse asıl amaçlarıydı çünkü onlar için en önemli şey mezhebe yeni insanlar katmaktı. Esrar içtikleri fikrinin Batı’da yaygınlaşmasının sebebiyse Marco Polo’ydu. Alamut’tan günümüze kadar gelebilen bazı metinlere göre Hasan Sabbah fedailerine dinin esaslarına bağlı kalanlar manasında “Esasiyun” demekten hoşlanırdı. Bu kelimenin “assassin” yani katil kelimesine benzerliğinden dolayı bazı yanlışların ortaya çıktığı düşünülüyor. Haşhaşiyun kelimesinin o dönemde Hasan Sabbah’ı gözden düşürmek isteyenler tarafından “afyon içenler” anlamında uydurulduğunu belirtiyor.

Hasan Sabbah’ı çevreleyen rivayetler ve hikâyelerden hangisinin ne kadar doğru olduğuna karar vermek çok zor. Fakat ne olursa olsun kendisi o dönemin İran’ını, Orta Doğu’sunu anlamak için önemli figürlerden bir tanesi. Sanıyorum uzunca bir süre daha o ve onun hakkındaki hikâyelerin gizemi etkisini korumaya devam edecek.

KAYNAKÇA

https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-sabbah

Maalouf,Amin. Semerkant. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları,2017.

Erbaş, Yasemin Hilal. “Hasan Sabbah’ın Ortaya Çıkışı ve 1258’e Kadar Siyasi Açıdan Etkileri” Yüksek Lisans Tezi, Aksaray Üniversitesi, 2019.

Berkkan, Kursad. Hasan Sabbah ve Haşhaşiler. İstanbul: Eftalya Kitap, 2016.

RESİM KAYNAKÇASI

https://www.dunyabizim.com/kitap/hasan-sabbah-kimdir-alamut-kalesi-neden-bu-kadar-onemlidir-h23826.html

https://www.wannart.com/hasan-sabbah-kimdir/

https://onedio.com/haber/hasan-sabbah-in-hayatindan-8-az-bilinen-kesitler-494571

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu