İstanbul yer yer eskisi gibi olamasa da 50’li yıllara kadar karakterini korumayı başarmıştı. Ancak 50’li yıllardan sonra şehri yönetenlerin bilinçsizlikleri, aymazlıkları belki de kötü niyetleri şehre çok zarar vermeye başlamıştır. Şehre akan insan nüfusunun da şehre verdiği zarar büyüktür. Bir bakıma İstanbul’u sayılar mahvetti denilebilir. İstanbul’a Anadolu’dan akan bu insan selinin şehri hem kültürel açıdan hem de şehirleşme açısından etkilediği görülmektedir. Tarih boyunca nüfusunun belli bir sayıyı aşmamasına dikkat edilen şehre artık büyük bir kontrolsüzlük hakimdi. Gecekondular fırsat bulunan ilk yerde beliriyordu. Depremler, yangınlar ve zamanın etkisiyle tahrip olmuş tarihi yapılar bile gecekondular için yer haline gelmişti. Önceleri tahrip olmuş yapının üstüne yapılan gecekondular zamanla genişleyerek bazı tarihi eserleri ortadan kaldırmıştır. Bunun çok fazla örneği bulunmaktadır. Şehre akan bu yoğun nüfusun başka bir zararı da kültürel tahribat oldu. İstanbul, tarihi boyunca büyük göçlere ve farklı kültürlere ev sahipliği yapmışsa da şehre gelenleri hep kendi içine katmıştı. Kendi kültürlerini korumakla beraber onlar da artık İstanbullu haline gelmişlerdi. Ancak yakın tarihimizde yaşanan yoğun göçte böyle olmadı. 50’li yıllarda nüfusu 970 bin olan İstanbul seneler geçtikte bu nüfusu defalarca katladı. Artık İstanbullular azınlıkta kalmıştı. Bunun sonucunda şehrin korunması, eski kültürün sürmesi çok zordu. Günümüzde kağıt üstünde 15 milyon nüfusu olduğu söylenen şehirde, tarihi, kültürü veya gelenekleri korumak için uğraşan insanların sayısı çok azdır. 1500 yıllık bir anıtın oturak olarak kullanabileceği, başka bir anıtın ise bir hışımla sigara fırlatılacak yer olarak görülmesi normalleşmiş bir düşünce haline gelmiştir. İstanbul üstte kısaca anlatılan sebepler ve anlatılması sayfalar sürecek onca başka sebeplerin de etkisiyle kendisine hayran bırakan yapısını kaybetmeye başlamıştır. Bu gidişle de kayboluşun duracağı düşünülemez. Bu yazıda ulaşmak istenilen amaç eskide kalmış İstanbul’dan küçücük bir kesit sunmaktır. Bu yazı şehrimizden, bizden ve çocuklarımızdan koparılan bir eserin hafızalardan da kopmaması için gösterilen bir çabadır. Kaybolanları geri getiremeyiz. Ancak elimizdekilerin muhafazası için kaybolan yapıların başlarına gelenlerden ders almamız gerekmektedir. Eğer geleceğe bir İstanbul bırakmak istiyorsak şehri koruma bilincinin 7’den 70’e herkese aşılanması gerekir. Bu yazıda bu doğrultuda Mimar Sinan tarafından Beşiktaş’ta yapılan hamam işlenecektir.


Önüne yapılan gecekondunun devamı da gelince ortadan kalkacak olan Odalar Cami

Beşiktaş Hamamı, Mimar Sinan’ın eserlerini içeren Tezkiratü’l Bünyan’da (Yapılar Kitabı), Beşiktaş’ta Sinan Paşa Hamamı olarak anılır. Bu hamam banisi (yaptıranı) Sinan Paşa olan 963/1555 tarihli külliyenin bir parçasıdır. Hamam her ne kadar caminin uzağında, güneybatısında yer alsa da Sinan Paşa Külliyesinin bir parçasıdır. Tam olarak ne zaman yapıldığına dair bir kayıt olmasa da külliyenin bitiş tarihine yakın bir zamanda bittiği söylenebilir.

Hamamın yeri Hayrettin İskelesi Sokak’la, Beşiktaş Caddesi’nin kesiştiği noktadaydı. Bir çifte hamamdı. Yani, hem kadınlara hem de erkeklere özel ayrılmış bölümlere sahipti. Böylelikle aynı anda iki cinsiyete de hizmet ediyordu. Erkekler kısmına yolun üstünde kalan sundurmalı ve iki tarafında sütun bulunan bir kapıdan giriliyordu. Kadınlar kısmının girişi ise yapının güneybatısındaki kapıdandı. Eski fotoğraflarda bu kapının üstündeki reklam panoları dikkat çekmektedir. (Resim 5) Bu kapılardan hamamın soyunmalık kısmına geçiliyordu. Erkekler kısmının soyunmalığında tromplu bir kubbe bulunuyordu. İstanbul Ansiklopedisinde ilgili maddede bulunan Nezih İzmirlioğlu çiziminde soyunmalık kısmının çift katlı olduğu, havluların veya peştemallerin konduğu dolaplara ve ahşap kapılı soyunma odalarına sahip olduğu, ayrıca çift katlı olduğu görülmektedir. Kadınlar kısmının soyunmalığı tonoz örtülü bir kubbeye sahipti. Hamamlarda soyunmalık ve sıcaklık kısımları arasında yer alan ılıklık, Beşiktaş Hamamında erkekler kısmında ince ve uzun, kadınlar kısmında ise üstlerinde küçük kubbeleri olan iki kare planlı oda ve onların arasındaki antreden oluşmaktaydı. Yıkanma kısmı olan sıcaklığın erkekler kısmının ortasında sekiz köşeli bir göbek taşı ve onun üstünde filgözleri bulunan bir kubbe yer alıyordu. Enis Karakaya’ya göre bu göbektaşının yer aldığı sofada sivri kemerler içine yapılmış üç eyvan ve bunların içinde üç kurna, bunlara ek olarak 3 kurnalı olan 2 halvet hücresi de bulunmaktaydı. Behçet Ünsal’ın İstanbul’un İmarı ve Eski Eser Kaybı adlı eserinde yer verdiği Beşiktaş Hamamı planında (Resim 4) göbek taşının bulunduğu sofada 4 kurna, 2 halvet hücresinde 3’er tane kurna olduğu görülmektedir. Kadınlar kısmının sıcaklığı üzerinde kubbe bulunan 6 kurnalı bir ana sofa ve 4 kurnalı bir halvet hücresinden meydana geliyordu. Beşiktaş İskelesi Hamamı olarak da anılan bu hamamın eski haritalarda külhanıyla birlikte 600m2 bir araziyi kapladığı görülmektedir. Çoğu hamamda olduğu gibi külhan hamamın sıcaklık tarafında yer alıyordu. Plandan yola çıkan Doğan Kuban bu hamamın Mimar Sinan’ın 1547’de Samatya’da yaptığı Yakup Ağa Hamamına benzetmektedir.


Beşiktaş Hamamı’nın planı


Hamamın kadınlar kısmı kapısının üstündeki film reklamları

Beşiktaş İskelesi Hamamı, Köprü Hamamı ve Köprübaşı Hamamı gibi isimlere sahipti. İsimlerinden anlaşıldığına göre yanında bir köprü bulunmaktaydı. Bu köprü günümüzde Akaretlerin olduğu yokuştan akarak boğaza dökülen Beşiktaş Deresi’nin üstünde, bugünkü Dolmabahçe-Ortaköy ana yoluna paralel bir yerdeydi. Bu taş köprü 18 Temmuz 1811 tarihindeki selden sonra II.Mahmud tarafından yeniden yaptırılsa da Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun ifadesine göre Akaretler’in yapımı sırasında yıktırılmıştır. Beşiktaş Deresi’nin 19. yüzyılda kuruduğu söylenmektedir. O halde Akaretlerin yapıldığı sırada, derenin doldurulmuş olması muhtemeldir. Çocukluk yıllarını (1940’lı yıllar) Beşiktaş’ta geçirmiş bulunan Çelik Gülersoy onun zamanına ne köprünün ne de derenin kaldığını söyler.

Boğaziçi’nin her yokuş semtinde olduğu gibi Beşiktaş’ın deresi de karların eridiği bahar aylarında daha şiddetli akardı. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisinde durmak bilmek bilmeyen yağmurun dereyi taşırdığı şiddetli bir seli şöyle anlatır:
“Hicri 1226 yılında Beşiktaş İskele Hamamı bir sel faciasına sahne oldu, Cemâziyelevvelin yirmi altıncı salı gecesi (18 Temmuz 1811) Beyoğlunda bir yangın çıkmıştı, birçok ev ve dükkân yanmakda iken sabaha karşı şiddetli bir yağmur başladı, tufan hâlini aldı, dik yokuşlardan inen seller hemen bütün Beşiktaşı basdı, bu arada Beşiktaş Deresi üzerinde ve hamamın yani başındaki taş köprü de yıkıldı, hamami da sel basdı. Şöyle ki bu çifte hamamın kadınlar kısmı gece kapalı ve boşdu, erkekler hamamında ise bâzı müşteriler ile natır, dellâk ve külhancı bekår hamam uşakları yatmakta idi, bunların bir kısmı âfetin başında hamamdan çıkıp kaçmış, bir kısmı da hamam kapusunu kapayarak camekânda yağmurun dinmesini bekliyordu, kapı selin tazyikine dayanamiyarak açıldı, hamamı su basdı ve pek kısa bir zamanda câmekanın kubbesi hizasına kadar çıktı, hamamda kalmış olan uşaklarla müşterilerden hiçbiri kurtulamadı ve öldüler.”


Beşiktaş Hamamı’nın 1910-1934 arasındaki bir fotoğrafı


Dolmabahçe’nin çınarlarıyla birlikte Beşiktaş Hamamı

Senelere meydan okuyan, kendini büyük ölçüde koruyan Beşiktaş Hamamı, 1956 senesine gelindiğinde Menderes İmarı’nın kör kazmasını üstünde bulacaktı. Milliyet gazetesinin 16.12.1956 tarihli haberine göre şehrin imarı hakkında yapılan toplantıda hamamın yıkılmasına karar verilmiştir. 13.01.1957 tarihli gazete haberinde ise yıktırılmış olduğu söylenmektedir. Hamamın bu tarihler arasında yıkılmış olduğu muhtemeldir. Hamam hakkında yazanların yıkım tarihi konusunda farklı seneler vermesinin sebebi yıkım kararının 1956’nın son günlerinde alınması olmalıdır.


Yıkımdan bir süre önce


Yıkımın ardından

Klasik dönem Osmanlı hamamlarının en güzel örneklerinden biri olan Beşiktaş Hamamı’nın yıkımı birçok yazarca eleştirilmiş, yıkımına gerek olmadığı söylenmiştir.
Çelik Gülersoy, Beşiktaş: Daha Dün adlı eserinde trafik artışı bahane edilerek İstanbul’un doğrandığını, yolu ikiye ayırıp gidiş şeridin bir kısmını hamamın arkasından geçirmek varken 500 yıllık eserin dümdüz edilmesinin anlamsız olduğunu söylemiştir.

Zeki Sayar Arkitera Dergisi’nin 1957 tarihli 287. Sayısında “İmar ve Eski Eserler” başlıklı yazısında Menderes İmarı’nın plansızca, eski eserlerin değeri yadsınarak sürdüğünü söyler. Beşiktaş hamamı hakkında ise şunları yazmıştır:
“Beşiktaştaki, Sinan mimari devri eserlerinden hamamın da acele ile yıktırıldığı malûmdur. Beşiktaş hamamı,o kısımda çok genişliyecek olan caddede bırakılabilir, sirkülasyon burada iki istikamette olabilirdi. Bütün bunlar imar hamlesi başlarken eski eserlerin ne suretle korunabileceğinin önceden düşünülmediğini ve Belediyecilerin eski esercilerle bir koordinasyon yapmadıklarını göstermektedir. Şehrin mimari ve tarihîhüviyetinin ortadan silinip süpürülmesi bahasına geniş bir cadde elde etmek bir gaye midir? İmar tatbikatı yapılırken bilhassa İstanbul tarafının tarihî hususiyetlerinin her biri üzerinde titizlikle durulmasi ve çok dikkatli hareket edilmesi gerekmektedir.”

Hayatını İstanbul’a adayan Reşat Ekrem Koçu Menderes İmarı’nın şehri acınası hale getirmesini şiddetle eleştirmiş, bunları yapanların her zaman kötü anılacaklarından bahsetmiştir. Koçu, İstanbul Ansiklopedisinin Beşiktaş İskelesi Hamamı başlıklı maddesinde üzüntüsünü şöyle dile getirir:
“Onaltıncı asırda yapılmış Mimar Sinan’ın eseri ve İstanbul hamamlarının en güzellerinden biri idi; 1957-1958 arasında ‘Menderes imarı’ adı verilen ve Türk İstanbul’un üzerinden korkunç bir tayfun, barbar Vandal akını gibi geçen kör kazmanın kurbanı, sanat şâheseri bir yapı; yıkılması için zannederiz ki salâhiyetli bir kuruldan yahut ilmi otorite bilinen bir şahıstan, fâni ceberûta hasisi pis kaygularla, zelil inkiyâdın eseri bir höccet alınmış olacaktır. Bir dâhinin eseri olan bu hamam, yıktıranı ve yıkılmasına cevaz vereni, verenleri, o tüyler ürpertici vandalizmin yok ettiği ecdad yadigârı yüzlerce yapı ile beraber kıyamete kadar lanetle andıracaktır.”
‘İstanbul’un İmarı ve Eski Eser‘ kaybı adlı kitabında Menderes İmarını detaylıca işleyen Behçet Ünsal, yapının 1957’e kadar her ne kadar tamire muhtaç durumda olsa da korunduğunu ancak yol sevdasına kurban gittiğinden bahseder:
“Koca Sinanın bu eseri dışdan hayli tahribata uğramıştı; fakat, planı ve içi orijinal olarak kalmıştı. Bir yol meselesi yüzünden değeri inkâr edilmek suretiyle körükörüne yıkıldı gitti. Şimdi bazı görünüşlerini ancak ansiklopedilerde
buluyoruz.”

Behçet Ünsal, Anıtlar Yüksek Kurulunda Beşiktaş Hamamının yıkılmasına engel olmaya çalışanlardan olduğunu ancak başlarını Tahsin Öz’ün çektiği bir grubun da oylarıyla tarihi yapının yıkım kararının alındığını da söyler:
“Yıkılması 1957 de Anıtlar Yüksek Kurulunda uzun tartışmalara yol açmıştı; Arseven, Söylemezoğlu, Ülgen, İzer ve ben yıkılmamasını savundu idik. Başkan T. Öz. eserin değersizliğinde ısrar etti ve bir oy fazlasıyle yıkılma kararı çıktı. O yer bugün (1969 senesi) benzin istasyonu önünde bir refujdür. Bu olay hukuk ve mimari tarihimizin bir yarası olarak kalacaktır.”


Yıkımın ardından ortaya çıkan yol


Eğer yıkılmasaydı Beşiktaş Hamamı’nın bulunacağı yer

Hamam yıkıldıktan sonra bulunduğu yerin bir kısmı yola bir kısmı da benzinliğe dönüşmüştür. Bugün benzinlik de bulunmamakta sadece yol bulunmaktadır. Beşiktaş Hamamı, Menderes İmarı sırasında şehrin tarihi dokusunun umarsızca yok edildiğinin bir örneğidir. Onu yaşatmak için bir çare aranmasına izin verilmemiş, alternatif yollar hiç düşünülmemiştir. Mimari değeri olmadığı söylenerek sanki hiç orada yokmuşcasına ortadan kaldırılmıştır. Hamamı yıkmak yerine yolun bir şeridini başka bir yerden verme fikri üstüne düşünülmemiş, cadde genişletilirken başka tarihi eserler de dümdüz edilmiştir. 500 yıllık bir eser olan hamam, dümdüz olması gerektiği düşünülen bir yola tercih edilmiştir. Günümüzde on binlerce insanın arabayla veya yürüyererek geçtikleri yolun eskiden bir hamam olduğuna dair bir bilgileri yoktur. Beşiktaş’ın tarihi dokusunun önemli bir parçası olan bu hamam 1957’den beri 500 senedir olduğu yerde değil. Hafızalardan da kopmaması için insanlarca bilinmesi gerekir.

Hamam Terimleri
Eyvan: Sıcaklık kısmındaki ortak yıkanma yeri. Bir kenarı açık olan bu bölüm sütunlar veya kemer içerebilir.
Külhan: Hamamlarda döşeme altında bulunan ve ısınmayı sağlayan kapalı büyük ocak.
Halvet Hücresi: Sıcaklık kısmındaki özel yıkanma yerleri.
Kurna: Hamamda musluktan akan suyun içinde biriktirildiği yuvarlak taş tekne.
Filgözü: Kubbenin üstünde yer alan aydınlatmayı sağlayan cam pencere, özellikle hamamlarda rastlanır.
Göbek taşı: Çarşı hamamlarının sıcaklık denilen orta kısmında yıkananların vücutlarını ovdurmak ve terlemek için üzerine yattıkları, zeminden yüksekte, altından ısıtılan mermer set. Sıcaklığın kubbesinin tam altında yer alır.

 


1.Halvet hücreleri
2.Kadınlar kısmındaki kurnalar
3.Erkekler kısmındaki göbek taşı

 

Kaynakça

Akbayar, Nuri. Dünden bugüne Beşiktaş. Beşiktaş Belediye Başkanlığı, 1998.

Çelebi Sâî Mustafa, Mimar Sinan. Yapılar Kitabı: Tezkiretül-bünyan ve Tezkiretül-Ebniye: Mimar Sinanın Anıları. Editör Hayati Mustafa Develi, Koç, 2002.

Göncüoğlu, Süleyman Faruk. Beşiktaş Meydanı ve Çevresinin Değişim Hikayesi. Kültür A.Ş., 2019.

Güldal Fatih. İstanbulun 100 Kaybolan Eseri. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, 2014.

Gülersoy Çelik. Beşiktaş: Daha dün. İstanbul Kitaplığı, 1994.

Haskan, Mehmet Nermi. İstanbul Hamamları. T.T.O.K., 1995.

Koçu, Reşat Ekrem. “Beşiktaş İskelesi Hamamı” İstanbul ansiklopedisi c. V. Koçu Yayınları, 1958.

Kuban , Doğan. “Sinan Paşa Külliyesi” Dünden bugüne İstanbul ansiklopedisi c. VII,. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal  Tarih Vakfı, 1993.

Milliyet Gazetesi

Sayar, Zeki. “İmar ve Eski Eserler.” Arkitekt Dergisi 287 (1957).

Ünsal, Behçet. “İstanbul’un İmarı ve Eski Eser Kaybı.” Türk Sanatı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri 2 (1969): 41-61.

Kubbealtı Lügatı, http://www.lugatim.com/

 

Resim Kaynakçası

1.http://www.eskiistanbul.net/resimler/besiktas-sinan-pasa-hamami-3682.jpg

2.https://halicpostasi.blogspot.com/?view=snapshot&m=1

3.http://www.turanakinci.com/eskiler/eski-besiktas/page/10/

4.İstanbul’un İmarı ve Eski Eser Kaybı, Sayfa: 59.

5.https://twitter.com/IstanLOOK/status/911510112866619392/photo/1

6.http://www.eskiistanbul.net/115/sinan-pasa-hamami-besiktas-yil-1910-1934-arasi#lg=0&slide=0

7.https://twitter.com/mehmet_dilbaz/status/1036319115311566849

8.http://www.turanakinci.com/eskiler/eski-besiktas/page/10/

9.https://www.salvabrani.com/pimage/151996556153650995/Besiktas-1950ler/

19.http://www.turanakinci.com/portfolio-view/besiktas-sahil-caddesi-5/

11.Yandex Haritasında Beşiktaş’ın görünümü

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu