Yüksek Seçim Kurulu’nun 6 Mayıs tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimlerini iptal kararı, seçmenin büyük bir çoğunluğunu seçimlere şaibe karıştırıldığı konusunda ikna edemedi. Aksine, Ekrem İmamoğlu’nun hakkının çalındığı ve mağdur olduğu olduğu yönünde bir izlenim yarattı. İmamoğlu’nun seçim çalışmasında iptal edilen seçimlerle birlikte seçmenin iradesine saygısızlık yapıldığı ve İstanbulluların hakkının çalındığı vurgulandı. Binali Yıldırım’ın seçim çalışmasında ise 31 Mart Seçimleri öncesinde takip edilen “beka” odaklı propaganda terk edildi. Kürt kökenli seçmenin İmamoğlu’na yönelik ciddi bir destek verdiği görüldü ve böylece onlara yönelik daha kapsayıcı bir dil geliştirilmeye çalışıldı. Böylece önceden Türkiye için bir beka meselesi olan seçim yeniden bir yerel yönetim seçimine indirgenilmiş oldu. Yıldırım’ın seçim kampanyasının değişen bir başka yönü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son birkaç güne kadar sahaya inmemesi oldu. Böyle davranarak Erdoğan’ın seçimlerde karşılaşılabilecek olası bir başarısızlığın mesuliyetinden kaçındığı iddia edildi. Seçim öncesinde Ak Parti cephesinden yapılmış özellikle iki gafın etkili olduğunu düşünüyorum. Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu’nun İmamoğlu’na Pontuslu Rum benzetmesi yapması, özellikle Trabzonlu seçmende ciddi bir tepkiye sebep oldu. Öte yandan seçime iki gün kala Abdullah Öcalan’ın, HDP’ye yönelik tarafsız kalma çağrısını içeren mektubunun Anadolu Ajansı tarafından yayınlanması da tepkilere yol açtı. Seçimden bir hafta önce, İmamoğlu ve Yıldırım ortak canlı yayında bir araya geldiler. Türk siyasi hayatında uzun süredir görülmeyen türden olan bu olay, rekabetin siyaseti demokratikleştirmesi şeklinde okunabilir.

Seçim çoğu kişinin beklemediği bir fark ile İmamoğlu’nun üstünlüğüyle sonuçlandı. İptal edilen 31 Mart Seçimlerinde on dört bin civarında olan oy farkı, yenilenen seçimlerde sekiz yüz bine yaklaştı. Binali Yıldırım oransal olarak bütün ilçelerde, sayısal olarak ise Sultangazi haricinde bütün ilçelerde oy kaybına uğradı. İmamoğlu ise bütün ilçelerde hem oransal olarak hem de sayısal olarak oyunu artırmayı başardı. İmamoğlu; Bahçelievler, Bayrampaşa, Beykoz, Beyoğlu, Çekmeköy, Eyüpsultan, Fatih, Üsküdar, Sancaktepe, Tuzla ve Zeytinburnu gibi CHP’nin göreli olarak zayıf olduğu ilçelerde kazanmayı başardı. Örneğin CHP böylece, Fatih’te çok partili dönemde ilk seçimini kazanmıştır. Yıldırım’ın ise toplamda iki yüz binden fazla oy kaybına rağmen; Sultangazi ve Sultanbeyli’de oyunu büyük ölçüde koruduğu görülmüştür. İmamoğlu’nun ilçeler bazındaki başarısı gösteriyor ki, ilçe belediye başkanlığı ve büyükşehir belediye meclis seçimleri de iptal edilseydi CHP buralarda da çoğunluğu sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Kullanılan oy ve geçerli oy sayılarının 31 Mart Seçimlerine göre yükselmesi ve Yıldırım’ın oy sayısının buna rağmen düşmesi, Ak Parti’den CHP’ye ilk kez ciddi anlamda bir oy kayması olduğu anlamına gelebilir. İmamoğlu 2017 Referandumundaki hayır oylarının neredeyse tamamını aldı, Yıldırım ile evet oyları arasında ise beş yüz binlik fark bulunuyor. Böylece İstanbul seçmeni, yeterli sebep olmadan iptal edilen 31 Mart Seçimlerinin hesabını sormuştur.

İmamoğlu’nun seçimi büyük bir farkla önde götürmesi sebebiyle rakibi Yıldırım, henüz oyların tamamı sayılmamışken yenilgiyi kabul etti ve kendisini tebrik etti. İmamoğlu da yaptığı konuşmada seçim çalışması boyunca kullandığı temaları tekrarlayarak bir işbirliği ve hoşgörü döneminin başladığının müjdesini verdi. İmamoğlu’nun uzlaşı mesajı, hem çoğunluğun Ak Partili olduğu İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne hem de merkezi iktidara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelikti. İmamoğlu faaliyet gösterebilmek için hem belediye meclisiyle hem de merkezi iktidarla uzlaşmak zorundadır. Erdoğan da yaptığı açıklamada İmamoğlu’nu tebrik etti ve milli iradenin tecelli ettiğini söyledi. Hem Erdoğan hem de Bahçeli Cumhur İttifakı’nın süreceğini söylediler.

İmamoğlu’nun kullandığı hoşgörü ve kucaklaşma söylemi ise Türkiye’nin değişen sosyolojik yapısına bir cevap niteliğinde. Artık dindarlık ve muhafazakarlık, uyuşmak zorunda olan veya birbirine denk kimlikler değil. Nitekim İmamoğlu’na destek veren ve istisna diye geçiştirilemeyecek birçok insan bunu kanıtlıyor. Bu iki kimlik, sekülerlik ve modernlik ile bir tezatlık da oluşturmuyorlar. Dolayısıyla artık kutuplaştırıcı ve dışlayıcı siyaset ömrünü doldurmuş oluyor. CHP bu siyaseti merkezi düzeyde içselleştirmeli ve böylece dindar seçmen gözündeki negatif imajından kurtulmalıdır. Bu bazı yorumcuların iddia ettiği gibi sağcılaşmak değildir, demokratik siyasetin olduğu yerde bir zorunluluktur. Öte yandan Ak Parti’de 31 Mart’ın ardından gerçekleşmeyen kabine değişikliğinin artık yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Parti içinde küskünlerin sayısı artıyor ve bunlar ısrarla temizlik talep ediyorlar. Ak Parti özellikle gençlik nezdinde desteğini kaybediyor ve bir yaşlılar partisi haline gelmeye başlıyor. Bunda toplumun son yirmi yılda daha da sekülerleşmesinin önemli bir payı var. Ak Parti’nin büyük şehirlerde zayıflaması ve tekrar edilen seçimlerden hezimetle çıkması, artık siyasette hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını gösteriyor.

Biri Davutoğlu önderliğinde diğeri de Babacan ve Gül önderliğinde iki partinin yerel seçimlerden sonra kurulacağı iddia ediliyordu. Hatta kimi söylemlere göre bu partiler kurulmuş, Ak Parti içinde elli civarında milletvekilinin desteğini edinmişler ve kuruluşlarını ilan etmek için seçim sonrasını beklemekteymişler. Önümüzdeki günlerde bu partilerin ortaya çıkışı siyasetteki en önemli gelişme olacaktır. Abdullah Gül’ün oy verirken her şeyin güzel olacağını ifade etmesi, partilerden en azından bir tanesinin tutumu hakkında ipucu veriyor. Bu partiler küskün Ak Parti seçmeninin en kolay kanalize olabileceği adresler olacaklardır. Cumhur İttifakı’nın TBMM’deki çoğunluğunu aşındırabilecek kadar milletvekili transfer etmeleri halinde ise, yine bir erken seçim olası olacaktır.

Leave a Reply to Anonim Cancel Reply

1 comment

  1. Anonim

    “Bunda toplumun son yirmi yılda daha da sekülerleşmesinin önemli bir payı var.” Son yıllarda insanların giderek sekülerleşmesinden ziyade maruz bırakıldıkları yaşam biçimine tepki koyduklarını düşünüyorum. Anadolu insanı dindarlıktan ziyade kendi doğrularını kültürünü yaşar bu kültürde dinin rolü büyük olsada salt din temelli bir yaşam biçimi değildir. Bu seçimin kaybedilmesindeki faktörler ekonomiden negatif söyleme, baskıcı rejime kadar geniş bir yelpazeye sahip. Kurucu değerlerinden çok uzakta bir Ak parti var ve böyle devam ederse bu onlara kaybettirmeye devam edecek.