İran’ın Dünyaya Entegrasyonu

GTY_iran_world_leaders_ml_150402_16x9_992

“Bu anlaşma ile birlikte İran’a uygulanan yaptırımlar kalkacak, İran’ın dünyada imajı değişecek. Dünya ile yeni bir sayfa açacağız. Dünya güçleriyle daha iyi bir işbirliği içinde olacağız” /Hasan Ruhani

İran ile BM Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesi ve Almanya arasında uzun bir dönemdir süren nükleer pazarlıkta anlaşmaya varıldı. Anlaşma kapsamında İran’ın nükleer çalışmalarının denetim altına alınması karşılığında bu ülkeye yapılan bazı yaptırımlar azaltılacak. Neticede uranyum zenginleştirmede kullandığı santrifüjleri 3’te 2 azaltıp elindeki uranyum stokunu 300 kg’a indirmeye ve plütonyum üreten ağır su reaktörünü sökmeye razı olan İran, İsrail’in tüm itirazlarına rağmen ABD’nin elini sıktı ve daha yapıcı bir dış politikanın sinyallerini verdi. Anlaşmayla birlikte bir taraftan nükleer silah üretimine olanak sağlayacak teknolojik alt yapının geliştirilmeyeceği sözü alınırken, diğer taraftan nükleer enerji sınırları içinde gerekli olan bir kapasite bırakıldı. Daha da önemlisi, bir çok düzlemde İran’a yönelik  uygulanan ambargo da kaldırılmış oldu.

28636067

Nükleer anlaşmanın taraflar tarafından kabul edilmesinden sonra Tahran’da sevinç turları atan İranlılar

Petrol ve doğalgaz zengini İran, Batı’nın uyguladığı müeyyideler sebebiyle sahip olduğu zenginliği randımanlı olarak işleyemiyor ve satamıyordu. Yaptırımların aradan kalkması, İran’ın devasa enerji altyapısının batı teknolojisi ile buluşması ve satışlarının geometrik artması anlamına gelecek. Bu da Tahran’ın, Yemen’den Suriye’ye kadar birçok devletten daha fazla silahlanmış olmasıyla sonuçlanacak. Dikkat ederseniz bu entegrasyon sonucunda elde edilecek ve harcanacak paralar, bölgeye yine istikrar getirmeyecek ve  Müslümanların aralarındaki savaşlara akıtılacak. Elbette Filistin ve benzeri coğrafyalarda değişen hiçbir şey olmayacak ve statüko güçlenecek.

Genel olarak İran’ın bölgedeki son gelişmeleri kendi açısından en verimli şekilde değerlendirdiğini söylemek mümkün. Arap Baharı’yla birlikte tüm bölgede Şii halklar hem ön plana çıktı hem de İran’ın etkisine daha açık hale geldi. Arap Baharı dalgası öncesinde İran’daki demokrasi sorunlarını konuşan dünya, şimdilerde diğer devletlerdeki (Bahreyn ve Yemen gibi) Şii azınlığın sorunlarını konuşuyor.

Iran nuclear talks [AP]

Görüşmelerden sonra İran Dış İşleri Bakanı Cevad Zarif: “Müzakerelerde bir takım imtiyazlar elde etmek için bazı imtiyazları karşı tarafa verebiliriz. Henüz yolun başındayız. Hedeflerimizden biri nükleer programın devam etmesi, diğeri hiç bir tesisimizin değişikliğe uğramamasıydı” dedi.

Yine Irak 2003 öncesinde Sünni devletlerin başında gelirken, 12 sene içerisinde adım adım Şiileşti ve hatta Iraklı Sünni gruplar dahi azınlık konumuna indirildi. Eski başbakan Nuri Maliki döneminde gücünü pekiştiren Tahran, ülkenin geniş kesimlerinde varlıklarını güçlendirdi ve İranlı milis ve askerler Irak ordusunu yönetecek duruma geldiler. Öyle ki Irak Kürt yönetiminin IŞİD saldırısına askeri anlamda destek veren ilk ülke oldu. Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Irak topraklarındaki operasyonlarda yer aldığını gösteren fotoğraflar sık sık İran medyasında yer alıyor. Kısacası Tahran’a sormadan Bağdat’ta kuş uçmuyor desek yeridir. IŞİD’e karşı koalisyonun liderliğini üstlenen ABD yönetimi de sahadaki İran etkisine muhtaç durumda.

Aynı şekilde Suriye’de de İran’ın etkinliği zirveye ulaştı. İran, Hafız Esed zamanından günümüze, Suriye rejiminin en önemli destekçilerinden biri. Suriye’de iç savaşta da net bir biçimde rejimden yana tavır koydu. İran güdümündeki Lübnan Hizbullah’ının yanı sıra, İran Devrim Muhafızları komutanları ve Tahran’ın desteklediği Şii milisler de Esed rejiminin yanında muhaliflere karşı savaşıyor. Devletler düzeyinde Suriye içerisinde en aktif taraf olan İran, siyasi olarak kısılmış Esed rejimini de tamamen güdümüne almış durumda. Cephelerin birbiriyle olan savaşı devam ederse sürecin sonunda savaş öncesinde azınlık olan Nusayriler, muhtemelen nüfusun yarısını belki de daha fazlasını oluşturacaklar.

B0zTfZmCYAAHyqc

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Iraklı milis güçlerinden biriyle çekilmiş fotoğrafı.

İran’ın Hamaney döneminde yavaş da olsa artan çok yönlü dış politikası daha görünür hale geliyor. ABD Başkanı Obama ile İran’ın dini lideri Hamaney arasındaki mektuplaşma dördüncü mektuba ulaştı. Hamaney, Obama’ya “Siz büyük şeytansınız, hiç şeytanla mektuplaşılır mı?” demiyor. Demiyor, çünkü ABD İran’ın Irak’taki en büyük müttefiki rolünde. Aynı şekilde İran da ABD için IŞİD’e karşı en büyük ve en faydalı müttefik rolünde. Diğer taraftan, İran Suriye meselesinde Rusya ile ittifakını sürdürüyor ve Beşar Esad’ın devrilmesine engel oluyor. Başka bir deyişle, Irak’ta ve Suriye’de IŞİD’e karşı ABD ile ittifak kuran İran, Esad’ın ayakta kalması için Rusya ile ittifak kurabiliyor.

Tahran’da yaşananların doğrudan muhatabı olan Türkiye’nin mevcut dış politikasını söylemeye gerek yok. İran hem Suriye’de hem de Irak’ta çıkarlarını en üst düzeye çıkarırken, savaşın yükünü en çok Türkiye çekiyor. 2 milyondan fazla Suriyeli ve Iraklı mülteci Türkiye’nin belini bükmeye başladı bile. Son 2 yıldır mültecilerden kaynaklı ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sorunlar ortada. Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran seyahatinden önce belki de Türk dış politikası tarihinin en önemli itiraflarından birisini yaptı. Erdoğan, İran’ın bölgeyi domine etmesinden “rahatsız olduğunu” ve bu ülkenin derhal Suriye, Irak ve Yemen’den çekilmesini istedi. Daha dün Türkiye “proaktif dış politika” gereği bölge coğrafyasını yönlendirmeye çalışıyorken gelinen nokta dramatik: İran’ın Yemen’den çekilmesini rica ediyoruz. Ayrıca, İran’ın ne Suriye ne de bölge politikası değişmişken bir önceki ziyarette sarf edilen “ikinci evimiz” tabirinin nereye gittiği de anlaşılabilmiş değil.

Madem filmin sonunda “Statükocu Arap bloku ile Batı ittifakının” tam orta göbeğine burnumuzu sokup bir yer bulacaktık; bu kadar zaman neden Mısır üzerine, İran üzerine, ABD üzerine içi boş edebiyat yaptık? Denediğimiz alternatifler fiyasko ile sonuçlandığı gibi duygusal tepkisel dış politikanın olağan sonucu olarak yapılan açıklamalar da Batı’ya göz kırpmadan öte geçmemeye başlıyor. İran Dışişleri Bakanı C. Zarif Türkiye’yi “dış politik hataları ve ölçüsüz ihtirasları ile hatalar yapan” bir ülke olarak tanımladı. Cevabımız ne?

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu