KEÇE YÜNDEN PORTRELER VE NORMALLEŞME SÜRECİ

Normalleşme sürecinde bir türlü tam anlamıyla ve gönül rahatlığıyla normalleşemeyenlerden misiniz? Ben açıkçası onlardan biriyim ve bu konuda yalnız olmadığımı görmek uzaylı olmadığımı hissettirdiği için içimi çok rahatlatıyor. Bu nedenle yeni keşfettiğim ve bana kendimi daha iyi hissettiren bir sanatçının pandemi sürecinde oluşturduğu portre serisi ile sizi de tanıştırmak istedim. Kim bilir, belki siz de bu sayede “normalleşme” sürecinizin yönünü değiştirmeye karar verirsiniz.

Bu yazımda İranlı bir sanatçı olan Salman Khoshroo’dan bahsedeceğim. Kendisi özgün yağlı boya çalışmaları ve yün portreleri ile öne çıkan, kanımca çok orijinal çalışmaları olan bir sanatçı. İkinci boyutun dışına taşmayı seven ve özgünlüğe önem veren Khoshroo, karantinanın kendinde yarattığı ruhsal ve psikolojik bunalım ve travmalara karşı sünger üzerine çalıştığı yün portreler ile savaşmaya karar vermiş. Bunun sonucunda ise “Wool on Foam Portraits Series”i oluşturmuş.

Khoshroo yaptığı dokuma işleminin iyileştirici bir etkiye sahip olduğunu ve bu küresel belirsizlik döneminde ona rahatlık getirdiğini söylüyor. Keçe yününden oluşturduğu portreler için “Bu portrelerin hassas ve kolay incinebilir olma özelliği kendi içinde bulunduğum güvencesiz duruma hitap ediyor.” diyerek çalışmasının normalleşme sürecinde kendine neden iyi geldiğinin altını çiziyor. Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan Khoshroo; portre serisinde keçe yününü, fırça darbelerine benzer süpürme hareketleri ve etkileyici darbeler yapmak için kullanmış. Sanatçı, yün katmanların fırça darbelerine denk geldiğini düşünerek bilindik tekniklerin yükünü omzunda taşımadan tamamen kendi isteklerine göre bir seri oluşturmayı seçmiş. Khoshroo’yu diğer keçe sanatçılarından ayıran şey ise dokuma yaparken yünü doğal formunda tutması.

Sanatçı, keçe yününün toplumda daha çok kadınsı olarak algılandığını ve feminen algılanan bir malzemeden erkek portreleri yapmanın, cinsiyet kodlarını yeniden yorumladığı kişisel bir yolculuğun parçası olduğunu söylüyor. Böylelikle yaptığı çalışmayla hem ruhsal bunalımda olduğu normalleşme sürecini kendisi için daha kolay hale getirdiğini hem de toplumsal cinsiyet algısını değiştirme yolunda önemli bir adım attığını belirtiyor.

Bu ifadeleri okudukça ve sanatçının serisini inceledikçe, asıl normalin benim de normalleşme yolunda çekincelerimin bulunması ve her şey yolundaymış gibi davranamamam olduğunu anladım. Hepimizin pek çok açıdan kendimizi kısıtladığımıza ve kafamızın içerisinde zihnimizi son derece yorgun düşürecek düşüncelerin dönüp dolaştığına hiçbir şüphem yok. Bu yazıyı sizlerle paylaşıyor olmamın nedeni de tam olarak bu. Salman Khoshroo’nun kendi ruhsal travmasına şahsi zevklerine hitap eden çalışmalar yaparak karşı çıktığı gibi bizim de bu süreçte ruhsal ve zihinsel anlamda yorulmanın çok “normal” olduğunu bilerek bize iyi geleceğini düşündüğümüz bir normalleşme rotası çizmemiz gerekiyor. Etrafımızdakiler tarafından çizilen çizgilerin dışına taşmaktan korkmadan yalnızca kendi zevk aldığımız bir yola yönelirsek asıl normali kendimizin oluşturabileceğini göreceğiz.

Hepinize dışına taştığınız çizgilerin kenarlarını silgi ile düzeltmek zorunda hissetmediğiniz bir normalleşme süreci diliyorum. Kolay değil, mümkün.

“Wool on Foam Portraits Series”i incelemek için: https://www.instagram.com/salmankhoshroo/?utm_source=ig_embed

KAYNAKÇA:

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu