Lewis Hamilton, son birkaç yıldır yakaladığı uzun süreli dominasyonlarla zirveden düşmeyen efsanevi pilot. 2019 sezonunda da tüm pilotların başını çekmeye devam ediyor. Kendisi F1’e karizma ve çekicilik katan nadir pilotlardan öyle ki sosyal medyada en çok takipçiye, hâliyle en fazla hayran kitlesine sahip diyebiliriz. Kendisi de yaptığı samimi paylaşımlarla hayranlarına olan sevgisini her zaman pekiştiriyor.

 

Diğer pilotların aksine daha değişik bir yaşam biçimine sahip olması onu her zaman daha da ötekileştirdi. Yalnızca motor sporlarında değil; moda, müzik, şov dünyası, sinema ve birçok alanda popüler. Dünyaca tanınmış birçok ünlü şarkıcı ve sporcu isimlerle yakın arkadaşlıkları var ve sahip olduğu bu çevre de onun imajını güçlendiriyor doğrusu. Tüm bunları yaparken sporcu kimliğini hiçbir şekilde yitirmedi. Çeşit çeşit dövmeleri ve kendi tarzına özgün aksesuarları bize bir F1  pilotunun ne kadar zevkli olabileceğini ve spor dünyasına ne kadar eğlence katabileceğini gösteriyor. Zaman zaman uyguladığı değişik saç stilleri de özgür ve her zaman dilediğini hayata geçirebilecek biri olduğunu bize öğretti.

 

 

Kendisi F1 ‘e bir hayalle girdi ve hayalini yaşamanın mutluluğu her zaman sempatik hâllerinden okunuyor. Şöyle bir bakarsak hayatını iki bölümde inceleyebiliriz. 2012’den öncesi ve sonrası. Ross Brawn sayesinde McLaren’i bırakıp hibrit çağda en güçlü motoru üreten Mercedes’e geçmeye ikna olunca hayatında yeni bir döneme geçmiş oldu. Böylece bir şampiyonluk ve 222 galibiyet gördüğü takımından ayrılmış oldu. Ağzına geleni söylemekten sakınmadığı o ilk zamanlarda pek çok grid röportajlarında yaptığı terslemelerle dikkat çekiyordu. İlk başlarda ümit vadeden ve bir o kadar da dikkati başka şeylere kolayca kayabilen bir pilotken başarılı bir şekilde, olumsuz taraflarını evrilterek en iyisi olmayı başardı. Çocukluğundan beri McLaren ailesinin bir üyesi gibi büyüyen Hamilton artık kendine daha yakın gelmeye başlayan Mercedes’i tercih etmiş oldu.

 

Aslında yarışlarda gösterdiği kendine has tarzıyla Hamilton’ı en iyi şekilde betimleyebiliriz. Yarıştığı ilk ve son yarışı bir analizleyelim. İlk yarıştığı yıllara bakarsak ne kadar güçlü bir pilot olacağını daha kariyerinin ilk yarışında üçüncü olarak podyuma çıkarak gösterdi. Devam eden diğer yarışlarda da üst üste 2. olmayı başararak istikrarını sürdürdü. Kanada GP’de kariyerinin ilk pole pozisyonunu aldı ve ardından yarışını da kazanarak ilk galibiyetini F1’e girdiği ilk yılda alırken “Şampiyonluk yarışında ben de varım.” der gibiydi. Kimsenin beklemediği bu performans karşısında takım arkadaşı Alonso da şaşırmıştı. Hamilton ilk 9 yarışında podyuma çıktı ve böylece çaylak yılındaki ilk yarışından itibaren art arda 9 kez podyuma çıkma rekorunu kırdı. 17 yarışlık bu sezonda şampiyon olmasa da 4 galibiyet, 6 pole pozisyonu, 2 en hızlı tur ve 12 podyumla adeta sezona damgasını vurdu. 2008’de de yine unutulmaz bir sezon yaşanmıştı. Massa ile şampiyonluk yarışına giren Hamilton, bu defa şampiyonluğu kazanmıştı. Son yarış Monako’ya gelelim. Yanmış lastiklerle pes etmeden sonuna kadar yarışıp birinciliği gördü. Yarışa ilk sıradan başlayan Hamilton, baştan sona liderliğini koruyarak “Adam zaten birinciydi!” izlenimini vermiş olabilir. Aslında kendisinin de dile getirdiği gibi yarıştığı en zor yarışlardan biriydi. Pit stop esnasında takılan yanlış lastiklerle bir anda her şey değişti. Her ne kadar kendisini F1’in en agresif pilotu olarak tanısak da, yanlış takılan lastikler ve hatta ardından yanan lastiklerle bile birinciliğini koruyan bir tutumla neredeyse lastiksiz bir şekilde yarışı bitirdi. Hamilton gibi yola devam etmek herkesin yapacağı bir şey değil aslında. Dezavantajını epik bir galibiyete sürükleyerek kalbimizdeki tahtı ne kadar hak ettiğini bir kez daha gösterdi. Sıfır imkânla bitiş çizgisine ulaşmaya çalışmak tamamen bir Hamilton tarzıydı. Elde ettiği bu zor galibiyeti de kısa bir süre önce hayatını kaybeden ve tüm F1 camiasını derinden sarsan Niki Lauda’ya adadı.

 

F1 hakkında bildikleri bir adım ötesine ulaşamayan insanların şimdilerde yaptığı anlamsız ve haksız yorumları, usta ve alanlarında başarılı F1 gazetecilerin belirttiği gibi ben de tamamen haksız buluyorum. Altındaki canavar diye tabir ettikleri araba her kimde olursa o da aynı başarıyı yakalardı demekle olmuyor bu işler. Ortaya konulmuş ve her yarışta da birikerek devam eden kazanma arzusu aslında bize her şeyi açıklıyor. Mental ve fiziki anlamda her yarışta bir adım daha fazlasını görmeye programlamış kendini, öyle ki sıralamalarda kötü bir sonuç almış olsa da hasarı en aza indirmek gibi hedefleri oluyor her zaman. Hamilton kariyerinde birçok büyük başarıya sahip ve bunlara tesadüf veya şans demek nasıl büyük bir haksızlık siz değerlendirin.

Aynı zamanda, her ne kadar Ferrari ve Red Bull ara sıra  Mercedes’i zorlasa da sonuç tablosunda hibrit motorlarının gelişinden bu yana Mercedes öne çıkıyor. Böylesine uzun süreli dominasyonlar ilk de değil. Daha önce de Ferrari’de Michael Schumacher ve Red Bull’da Vettel seri şekilde galibiyetlere doymuşlardı. Şimdilerde aynı şeyin Hamilton tarafından tekrarlanması belli bir kitleyi çok rahatsız etmiş görünüyor. 2014’ten bu yana yapılan yarışların neredeyse yarısından fazlasını domine etmeyi başaran efsane pilotun başarısı belirli bir kitle tarafından çekilemiyor diyebiliriz. Hız konusunda geçtiğimiz sezon Ferrari, Mercedes’ten daha hızlı bir araçla karşımıza çıkmasına rağmen Vettel zirveye çıkamayarak kendini gösteremedi ve bu da aslında en hızlı arabaya sahip olmakla şampiyon olunacağının pek de mümkün olamayacağının kanıtı. Ferrari üstünlüğü ele geçirdiği zaman her ne kadar işler zora girse de Mercedes’in rekabetçi yapısı ve öncü çözümleriyle Lewis Hamilton’un kusursuz pilotajı birleşince zirveyi elde etmek kaçınılmazdı. Pilotlar arasında kusursuza yakın bir performansı sürekli yakalayabildiğimiz isim aslında Lewis Hamilton. Bundan sonrası için de geri kalan hayallerini hayata geçirmeden rahat etmeyeceğine eminiz.

 

Görseller

www.lewishamilton.com

tr.motorsport.com

 

Leave a Reply

Ankara Bilgisayar Servisi Sigma Defence