“Fırlatma için hazırlıklar tamam. 3-2-1 Fırlat !”

Rusya’da veya ABD’de gerçekleştirilen herhangi bir füze fırlatma denemesinden alıntılanan bir geri sayım değil bu. Aksine 1962 yılı 30 Ağustos kutlamalarında Marmara-1 Füzesinin fırlatılmasından saniyeler önce, Türkiye’de yapılmış olan bir geri sayım ve çok güzel ümitlerle yola çıkmış olan Türk bilim insanlarının yarıda kalan hayallerini tetikleyen bir geri sayım.

Soğuk Savaş’ın kutupları birbirinden iyice uzaklaştırmaya başladığı yıllarda, gazetelerin ilk sayfasında bütün dünyayı sarsan bir haber yer aldı. 4 Ekim 1957’de SSCB, Sputnik-1 yapay uydusunu uzaya göndermeyi başarmış ve insanlığın uzay serüvenini başlatmıştı. Yaklaşık 1 ay sonra, 3 Kasım 1957’de bu kez içerisinde “Layka” adlı bir köpeği taşıyan Sputnik-2 uzaya gönderilmiş ve yörüngeye oturtulmuştu. Bu haberler ABD üzerinde büyük bir şok etkisi ve panik yaratmıştı. Teknolojide çok geride bıraktıklarını düşündükleri SSCB, uzayı onlardan önce mi kapmıştı? Bu gelişmeler üzerine ABD bütün eğitim müfredatında değişikliğe gidecek ve uzay çalışmalarına ağırlık vererek uzaya ilk insan gönderen ülke olmayı başaracaktı.

Sputnik-1 uydusunu konu alan yerel gazete haberi

SSCB’nin uzaya gönderdiği uyduları yalnızca ABD değil bütün dünya takip ediyordu. Gelişmelerin yakın takipçileri arasında Bandırma Şehit Gönenç Lisesi öğrencileri de vardı. Sputnik-1 uydusunun uzaya gönderilmesinden etkilenen beş lise öğrencisi, 1957 yılında Bandırma Şehit Gönenç Lisesi’nin havacılık koluna bağlı olarak “Füze Kulübü “nü kurdu. 1959 yılında liseden ayrılan kulüp, “Astronomi ve Roket Kulübü” adını aldı. Her ne kadar kulüp liseden ayrılarak daha bağımsız bir yapıya kavuşsa da Türkiye’de kendilerini geliştirebilecekleri çok fazla kaynak ve imkân yoktu. Bu yüzden üyeler, benzer amacı güden farklı ülkelerdeki kuruluşları araştırarak, onlarla mektuplaşmaya başladı. Bu kuruluşlar arasında Güney Afrika Seyyareler Arası Cemiyeti, Chicago Roket Cemiyeti de vardı. Bu şekilde hem üyeler kendilerini geliştiriyor hem de dernek yabancı örgütler tarafından tanınır hale geliyordu.

Kulübün Kurucuları

10 Ekim 1959 yılına gelindiğinde kulüp ilk roketini fırlatmak için hazırdır. 3 kilo ağırlığında, 1 metre boyunda ve 10 cm çapındaki “Bernark” 40 metre yükseğe çıktıktan sonra denize düşer. Aynı yıl içerisinde yapılan ikinci denemede ise füze yalnızca 15 metre yükseğe çıkmayı başarır. Her ne kadar bu iki deneme Türkiye’de gerçekleştirilen ilk füze fırlatma denemeleri olarak tarihteki yerini alsa da hedeflenen yüksekliğin çok altında kalmaları nedeniyle herkes tarafından başarısızlık olarak nitelendirilir. Denemeleri yakından takip eden basın, Füze Kulübü için yerici ifadelerle haberi duyurmuş, Türkiye’nin gündemini meşgul eden onca mesele varken yapılan denemelerin yersiz olduğunu söylemiştir. Öyle ki Cevat Fehmi Başkut konuyu ele alan yazısında şu cümlelere yer vermiştir:

“Gençler darılmasınlar. Bizlere biraz hak versinler. Onlar başka dünyalarda yaşıyorlar. Halbuki biz, daha bu dünyadaki meselelerimizi halledemedik. Durun bakalım, parti kavgaları bitsin. Cezayir meselesi sona ersin. Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan edilsin. Seçimler yapılsın. Kongreler tamamlansın. Elbet füzelere de sıra gelir.”

Basındaki olumsuz tutuma rağmen kulüp üyeleri vazgeçmezler ve 10 Şubat 1960 tarihinde üçüncü bir deneme gerçekleştirirler. Bu füze 10 santimetre çapında ve 1,5 metre boyundadır. İki katlı olarak tasarlanmış olan füze 750 metre yüksekliğe kadar çıktıktan sonra denize düşer. Bu deneme yalnızca Türk basınında değil uluslararası basında da yankı uyandırır ve Hollanda, Amerika, İtalya, Almanya gibi ülkelerin havacılık dergilerine konu olur. Daha sonra kulübün başkanı ile yapılacak olan bir röportajın Amerika’nın Sesi Radyo’sunda yayınlanacağı Amerikan Basın Ataşeliği tarafından açıklanır. Bu, kulüp için bulunmaz bir fırsattır fakat olaylar beklenilen şekilde gerçekleşmez. Röportaj sırasında yapılan bir deneme sırasında füze, alev alarak infilak eder. Zar zor sesini duyurmayı başaran kulüp, bir süre daha gündemden uzak kalmaya mahkûm olur.

Yeni adıyla “Bandırma Havacılık ve Astronomi Roket Kulübü” denemelerine devam ederken İTÜ’de görev yapan Kirkor Divarcı adındaki öğretim görevlisi, kulübün faaliyetlerini yakından takip etmektedir. Kirkor Divarcı, hayatını uzay çalışmalarına adamış bir bilim adamıdır. Kendisi daha sonraları kulübe katılacak ve İstanbul Teknik Üniversitesinin de desteğini alarak, gerçekleştirilen projelerde önemli bir figür olarak hafızalara kazınacaktır.

Kirkor Divarcı bir projesi üzerinde çalışırken

Kirkor Divarcı’nın katılımından sonra kulübün hayata geçirdiği en önemli projesi 30 Ağustos 1962 yılında fırlatılan Marmara-1 projesiydi. Bu proje yalnızca Kirkor Divarcı’nın uğrunda düğünü için nişanlısıyla birlikte biriktirdiği 400 lirayı harcadığı proje değil aynı zamanda Türkiye tarihindeki başarılı sonuçlanan ilk füze fırlatma denemesi olmuştu. 30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri çerçevesinde fırlatılan 1 metre 33 cm boyunda, 1 kg 500 gr ağırlığında ve üzerinde Türk bayrağı taşıyan Marmara-1, 900 metre kadar yükseldikten sonra havada infilak edip 200 metre uzağa düşmüştü.

     Marmara-1’i konu edinen dönemin gazete haberi

Çok geçmeden dünya üçüncülüğü ödülüne layık görülen Marmara-2’nin ardından, Marmara-3, Marmara-4 ve Marmara-5 füzeleri geldi. Üye sayısında ciddi bir artış yaşanmış ve kulüp arkasına basının ve halkın da desteğini almıştı. Ardından İTU, THK, THY hatta NASA teker teker kulübün projelerine destek olacaklarını bildirdiler. Fakat yapılan denemelerin başarılı sonuçlanmasına rağmen bir türlü seri üretime geçilmiyor, projelerle yeterince ilgilenilmiyordu. Yapılan destek açıklamaları sadece lafta kalıyor, gerçekleştirilmek istenen projelere yeterli finansal kaynak sağlanmıyordu. Bunun üzerine bir de basında yer alan kulübün faaliyetlerinin, Amerikan propagandası niteliğinde olduğu suçlamaları geldi. O kadar ki kulübün başkanı Artuğ Saygıner konuyla ilgili bir açıklama yapmak zorunda kaldı:

 “Bazı çevrelerce Amerikan propagandası yapmak isnadını şiddetle reddederiz. Bizim gayemiz, en kültürlü kişilerce bile bilinmeyen, modern feza çalışmalarını halkımıza göstermekten ibarettir. Biz ne Amerikan emperyalizmini ne de Sovyet sosyalizmini tanıyoruz…”

Kulübün üzerindeki baskının artmasıyla birlikte destek açıklaması yapan kuruluşlar da sebepsiz bir şekilde desteklerini geri çektiklerini bildirdiler. Fakat 1959 yılından beri kat edilen bütün gelişmelerin önüne geçen ve akıllarda yer edinen olay ise Kirkor Divarcı’nın evinde çıkan yangın oldu. Bilinmeyen bir sebepten çıkan bu yangında, Kirkor Divarcı’ya ait bütün planlar, projeler, yazılı belgeler ev ile birlikte kül oldu. Kimilerine göre bu olay gizli bir el tarafından Amerika, Almanya, Rusya ile yarışan Türkiye’nin saf dışı bırakılmış olduğunun en büyük göstergesiydi. Kimilerine göre ise planlanan projelerin önündeki en büyük engel yine Türk bürokrasisi olmuştu.

Hiçbir zaman aydınlatılamayan bu olaydan sonra Kirkor Divarcı çalışmalarına bir daha devam etmemek üzere son verdi. Ardından da Marmara projelerini geliştiren ekip dağıldı ve projelerin birçoğu yarım kaldı. Yarım kalan projelerin arasında uzaya canlı gönderme projesi gibi bütün dünyada ses getirmesi beklenen projeler de yer almaktaydı.

Kaynakça:

Mahfi Eğilmez, Değişim Sürecinde Türkiye, Remzi Kitabevi, Ankara, 2018.

http://www.milliyet.com.tr/60-yil-once-atilan-fuze-onlari-bir-araya-balikesir-yerelhaber-1594004/

http://www.politikdeli.com/kirkor-divarci-kimdir/

http://www.politikdeli.com/krikor-divarci-bandirma-fuze-kulubu/

http://huzad.blogspot.com

https://www.bagimsizhavacilar.com/turkiyenin-ilk-fuzesini-yapan-kirkor-divarci-ve-bandirma-fuze-kulubunun-hikayesi/

http://www.coalwoodwestvirginia.com/sputnik.htm

Leave a Reply

Ankara Bilgisayar Servisi