Bilkent Apolitik Mi Hocam?

Dilimize Fransızcadan geçen apolitik sözcüğü, siyasi görüş ve olaylardan habersiz kişileri ya da onlara kayıtsız kalanları tasvir etmek için kullanılan bir sıfat. Yakın zamanda Türkçeden daha fazla kelimeye sahip olduğunu öğrendiğim İngilizcede bu kavram dallanıp budaklanmış durumda. Örneğin “siyasete yabancılaşma” söz konusu tavrın sisteme karşı olan güvensizlikten kaynaklanması durumunu ifade ediyor. Araştırmalar daha ziyade bir üst başlık işlevi gören “siyasi ilgisizliğin” hem toplumsal yaşamı hem de birey psikolojisini olumsuz yönde etkileyebileceğini belirtiyor. Belki de yaşadığınız coğrafyaya göre bir illet veya nimet şeklini alan bu hadiseden nasibinizi alıp almadığınızı tartmak size kalmış. Zira bu yazıda Bilkentliler için cevaplamaya çalışacağım soru “Okulunuz apolitik mi?” olacak.

Okula bu sıfatı yakıştırmak öğretim üyesinden hizmet görevlisine, A binasından MSSF’ye geniş ve kapsayıcı bir değerlendirme yapmayı gerektiriyor. Belki İİBF öğrencileri meseleyi ön yargı ve safsatalardan ari bir araştırma sorusuna dökebilir, bilimsel olarak inceleyebilirler. Ben ilmi kalıpları naif bir tutumla kullanma yoluna gitmeyi tercih ettim.

Esas soru: Kampüs havasında siyaset kokusu var mı?

Varsayım: Bir nebze.  

Bana göre bir okulun politik olması, siyasetin okul yaşantısının daimî bir parçası olması anlamına geliyor. Derslerde sınıfın hocayla güncel mevzuular üzerine bir fikir alışverişine girmesi, hatta hocanın ufak çaplı bir münazaranın moderatörlüğünü üstlenmesi… Bir tramvay projesine konu olabilecek Kıraç/Speed – Kütüphane hattında yürürken siyasi sohbetlerden kesitler işitmemiz… Ahalinin birbirini siyaset etkinliklerinden tanıması… Ve daha bir sürü şey siyasetin kampüste yer ettiğini gösterir. Mamafih bunlar Bilkent’te bütünüyle yer etmiş olgular değil. Öğretim üyeleri kimi zaman siyasete girmemek düsturuyla sözlerini özenle seçiyor. Öğrenciler yeni yeni tanıdığı kişilere bu konularda açılmamayı tercih ediyor. Muhtelif düşünce toplulukları mevcutsa da pek faal değiller. Örneğin Andımız tartışmalarına Milliyetçi Düşünce Topluluğu’nun nasıl katıldığını bilmiyorum. Atatürkçü Düşünce Topluluğu’nun Anıtkabir ziyaretleri ve saygı duruşlarından öte, cazip bir etkinliğini duymadım. Hakeza Sosyalist Düşünce Topluluğu yeni Starbucks’un açılışını protesto etmedi. Bizdeki siyaset faaliyetleri sayıca az tartışma etkinlikleri ve siyasetçileri konuşma yapmaya davet etmekten ibaret. Ki bunlarında alıcısı bellidir, onu da söyleyeyim. İki tanesine gelirseniz, ekibi tanırsınız.

Bu işin sübjektif boyutu. Yani ahalinin olaya iştirak etmesi. Şüphesiz meselenin bir de kurum kültürü boyutu var. Bilkent şurada 35 yıllık bir kurum. ODTÜ 63, Ankara Üniversitesi 73 yaşında. Prof. Dr. Fehameddin Başar İstanbul Üniversitesi’nin kökeninin 1453’e dayandırılabileceğini ileri sürüyor. Bu sebeple Adnan Menderes bu sınıfta okudu, Deniz Geçmiş ve yoldaşları şurada toplanırmış, az ötedeki bina zamanında işgal edilmiş sözlerine konu olan bir açık hava müzesi bekliyor değilim. Zati siyasi kültürün yokluğu ile apolitik tavrın kurum kültürüne zerk edilmiş olması ayrı şeyler. Biz Bilkentliler kanımca ikincisini yaşıyoruz. Yaklaşık 2,5 yıl önce Fırat Kalkanı Harekatı başladığında yanılmıyorsam MDT’nin SA’nın önündeki sütunlara astırdığı “Suriye’de Mehmetçiğin Yanındayız” yazılı posterin etrafında ellerindeki telsizlerle irtibat kuran iki güvenlik görevlisinden başka bir insanın bulunmadığı öğlen bu savımı destekleyecektir. Düşünün! Bir fiziksel kavganın zorunlu unsuru olan yumrukların sahiplerinin civarda olmamasına rağmen, kampüste siyasi denebilecek bir içeriğe sahip bir posterin güvenlik görevlisi abiler eliyle emniyete alınması. Çizim yeteneğim olsa hemen oracıkta karikatürünü çizerdim dediğim bu olay Bilkent kurum kültürünün siyaseti, politik fikirlerin dışa vurulmasını adeta dünya dışı bir fenomen olarak gördüğünü gösteriyor. O poster kurum kültürümüz için GORA ağızıyla “bir cisim”, ancak bir belgisiz sıfatla nitelendirilebilecek bir şey. Not: O poster bir tam gün boyunca asılı durmadı.

Sonuç: Kampüsümüz apolitiktir.

Değerlendirme: Bu kötü bir şey mi?

Çok değerli bir hocamızın sözüyle “havet”!

Evet çünkü farklı siyasi düşüncelerle tanışmak ve barışmak, her fikri kazıdığınızda altından insan çıktığını öğrenmek, bakış açımızı genişletmek, empati kurmak ancak konuşarak, tartışarak olabilir. Fikrimce okumak burada yetersiz kalır. Bu meziyetleri kazanmanın belki en uygun yeri de bizim kampüsümüz. Henüz çocukken, hepimizin paylaştığı şeyler epey çokken, tartışma nahoş bir yere geldiğinde gelin Mayfest’e gidelim teklifiyle muhabbeti değiştirebilecekken bunları kazanmak daha kolay.  Ki bu kazanımlar da hem liberal, açık görüşlü, insancıl siyasetçilerin hem de herhangi bir kutupta kampta yer almayan seçmenlerin yetişmesi için elzem.

Aynı zamanda hayır kötü değil çünkü her toplum gibi bizim de siyaseti edebimizle deneyimlemekte sorun yaşadığımız bir gerçek. Ve şiddet, kavga gürültü, kutuplaşma akademiye zarar verecek şeyler. Anne babalarımızın öğrencilik zamanlarında görüp geçirdikleri elbette tekerrüründen korkulacak şeyler. Ancak doğası gereği kısıtlayıcı etkiye sahip korku, eğitimciliğe dair kararları belirleyen başat unsur olmamalıdır. Her yaştan insana aşılanması gereken şiddetin her türlüsünün yanlış olduğudur. Siyasi şiddet özelinde öğretilmesi gereken ise tartışmanın, karşılıklı düşüncelerin birbirine fırlatılması için sıra kollanması değil karşı tarafı dinlemek ve bunun üzerine karşı argümanları ileri sürmek anlamına geldiğidir.

Politik olmanın iki uç sonucunun arasına ulaşmak pekâlâ mümkün olmalı. Hatta belki de buna en müsait kampüs Bilkent’inkidir… Kurum kültürümüz bizi olası olumsuz etkilerden koruyan bir dış çeper işlevi görürken biz saydığım tüm olumlu kazanımları sağlıklı iletişimle elde edebiliriz.

Kıssadan hisse, Bilkent’teki günlük sohbetlerinizde siyaseti ihmal etmeyiniz.


Görseller: https://www.ius.edu.ba/tr/haberler/ius-bilkent-universitesi-ile-erasmus-anlasmasi-imzaladi, http://w3.bilkent.edu.tr/www/kampuste-yasam/

Leave a Reply