“Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?”
Ahmet Arif

Ahmet Arif’in bütün Anadolu tarihini sığdırdığı bir dizesinde söylediği gibi, yaşadığımız coğrafya
yabana atılamayacak kadar kadim bir yer. Tabii, ona bu özelliği vermiş olan eski medeniyetlere dair
izleri büyük oranda kaybettik. Ne var ki bu medeniyetlerin kültürlerinin Anadolu topraklarından
tamamen silindiğini söylemek de arkeolojik ve genetik verilere ihanet etmek olur. Bugün hâlâ
Konya’daki kadınlar kilimlerine Hititlerin zamanında kendi kilimlerine ve elbiselerine işledikleri motifleri
işliyorlarsa bu, kestirip atmamamız gereken bir konu demektir. Peki ya Doğu Roma; onun bugünkü
alamet-i farikamızda hiç mi izi yok? Osmanlı İmparatorluğu gibi zamanının büyük bir
imparatorluğunun kendine “kayser-i Rum” unvanını vermiş bir hükümdar tarafından yönetilmiş
olduğunu, dahası Osmanlı’nın devlet ve hukuk sisteminin büyük oranda Bizans etkisi taşıdığını
düşünürsek Türk insanının bugün “devlet” kavramını anlayış biçimini ve ona karşı tutumunu analiz
edebiliriz. Nitekim Anadolu’da Helenleşme, Romalılaşma, Müslümanlaşma ve Batılılaşma olmak üzere dört dönem olduğu daha önce Ahmet Yaşar Ocak gibi çeşitli akademisyenlerce de vurgulanmıştır. Ancak konu Türk
kimliği nedir, hangi tarihi olaylar ve ortak değerler üzerinden tanımlanır gibi sorular ürettiğinde,
toplumda büyük bir akıl karmaşası ortaya çıkıyor.

Bugün Türkiye’de var olduğuna inandığım kutuplaşma, insanların hangi tarihi dönüm
noktasını sahiplendiği konusunda belirginleşiyor. Örneğin, milliyetçi-muhafazakâr bir ferdin kendi
kimliğini Malazgirt Muharebesi üzerinden ya da bugün siyasal İslam dediğimiz görüşün temsilcileri
olan Refah Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi geleneğinin kendi kimliğini 1453 İstanbul’un fethi üzerinden inşa
edebilmesi gibi. Bunun en büyük sebebi, 1923’te temelleri atılmış ulus devlet kavramını insanların ya
anlayamamış ya da kabul etmek istememiş olması. Atatürk her ne kadar ne mutlu Türk olana değil,
“Ne mutlu Türküm diyene” demiş olursa olsun aslında herkesi kapsama amacı güden bir terim olan
“Türk” sözcüğü, farklı etnik kökenden gelen kimi bireylerce Anadolu’nun bir “mozaik” olduğunu
reddeden bir kavram olarak algılanırken; dini hassasiyetlerini ön planda tutan bazı bireylerce de
Müslüman kimliklerini dışlayan bir kavram olarak görülebiliyor. Nitekim, toplumda kendini Türk;
Türkiyeli, Müslüman, Türk vatandaşı Kürt ve daha birçok sıfatla tanıtan birey var.

Öte yandan, bu kimlik karmaşası kendini Müslüman olarak gören Türklerde de ortaya çıkıyor. Bir
yanda İslam’a geçiş yaptığı dönemden itibaren heterodoks bir din anlayışına sahip olmuş Türkler, bir
yanda tarihin kimi safhalarında saz çaldı, şarkı söyledi diye insanları asmış olan devlet yöneticileri. Bir
de tabii şu an topluma gerek medya ve siyasi kanatlardan, gerekse kentsel yaşama ayak uyduramayıp kendini
bir dinsel ya da siyasal enstitüye adayanlar tarafından empoze edilen “Vahabi” anlayışı. Vahabi
İslam’ın birebir örneği belki de kadınların yaklaşık iki sene önce araba kullanma hakkı elde ettiği Suudi
Arabistan’da görülüyor. Dinin ruhani yönünden bu kadar uzaklaşıp dünyevi hayat hakkında bu kadar
net ve katı kurallar koymanın Türk İslam anlayışıyla çakışması elbette toplumun belleğinde yer edilmiş
değerlere ters düşüyor ve bireyleri kimlik bunalımına sokuyor.

Milliyetçilik teorisyeni Ernest Gellner’in belirttiği gibi “Osmanlı döneminde Türk erkeğinin iki veçhesi vardı. Biri; erkeksi maço özelliği, diğeri tekke taliminden kaynaklanan romantik, derviş tarafı.Tekkeler kapatılınca estetize değerler taşıyan derviş yanınız dumura uğradı, elinizde kaba bir maçoluk kaldı.” Tekkelerin kapatılması hâlâ tartışmaya açık bir konu olabilir. Ancak Gellner’in konu hakkında yaptığı çıkarımlar, ayarlarıyla bu şekilde
oynanmaya devam edildiği sürece sosyal değişime kurban giden yeni yüzümüzün hangisi olacağı
sorusuna parmak basıyor.

Uzun lafın kısası, Türkiye’de bir kimlik bunalımının olduğu ve bu kimlik bunalımının toplumda
kutuplaşmaya, hatta bireylerin kimliklerini bulamayıp Vahabi İslam örneğinde olduğu gibi aşırılıklar
sergilemeye sebep olduğu su götürmez bir gerçek. Bu sorun insanların devlette bir yansımalarının
olmadığını düşündükleri sürece devam edeceğe benziyor.

Resimler: 

Tmgrup

Thoughtco

Wikipedia

Tarihiolaylar

Leave a Reply

Ankara Bilgisayar Servisi