Birleşik Krallık’ta Brexit Oylaması: Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan

Aslında “biz bunu yazılarımızda yazmıştık” klişesine başvurmanın tam zamanı; bir önceki yazıyı İngiltere Başbakanı Theresa May’in şu ana kadar başına gelen onca soruna rağmen ayakta kalabilmesine değinmekle birlikte, “May’in Brexit söyleminde özenle korunan dengenin bozulduğu ilk an, May hükümeti için sonun başlangıcı olacak gibi görünüyor” yorumunda bulunarak bitirmiştim.

Bu denge, öyle ya da böyle bozulmaya mecburdu. May hem 29 Mart’ta ülkesinin Avrupa Birliği’ni terk edeceği vaadini yerine getirip hem de verilmesi gereken zor kararları daha fazla erteleyemezdi (ya da bu saf politika yazarı böyle düşünüyordu). Sonun başlangıcını, 14 Kasım akşamında bizzat May’den gelen açıklama oluşturdu: May ve müzakere ekibi, AB ile bir anlaşmaya varmış ve söz konusu anlaşma kabinede kabul edilmişti, “uzun, detaylı ve heyecanlı tartışmalara” rağmen. Bu “uzun, detaylı ve heyecanlı” tartışmalar sıfatlarının hakkını vermiş olacak ki, toplantının ertesinde Brexit Bakanı Dominic Raab ve Çalışma Bakanı Esther McVey gibi kabinenin 2 önemli ismi görevlerinden istifa ettiklerini duyurdu. May’in 13 Kasım akşamı, yani kabine toplantısından 1 gün önce, istifalarını göze alamayacağı isimler ile baş başa görüşme fikri bu istifaların önünü alamamıştı. 4 Aralık’ta taslak metne ilişkin oturumların başlamasına kadar gelişen süreçte İspanya’nın metinde Cebelitarık’a ilişkin maddelerin güncellenmesi talebi ve kendi partisinden Jacob Rees-Mogg gibi bazı milletvekillerinin May için parti içinde güven oylaması yapılması talebini resmiyete döktükleri de görüldü. Bu olaydan özellikle ikincisinin tetiklenmesi için parti grubundaki 48 milletvekilinin parti yönetimine, Başbakan için güvenoyu veremeyeceklerini mektup ile bildirmesi gerekiyordu.

Bir önceki yazıda da belirttiğim üzere, müzakerelerdeki en hassas nokta Kuzey İrlanda’nın taslak metindeki statüsüydü. Avrupa Birliği’nin başlangıçtaki önerisi Kuzey İrlanda’nın İngiltere, Galler ve İskoçya’nın aksine tek pazar ve gümrük birliğinde kalması iken, kabine Kuzey İrlanda için uygulanacak istisnai uygulamaları olabildiğince sınırlamak istiyordu. Şu anki azınlık hükümetine dışarıdan destek veren Demokratik Birlik Partisi’yse herhangi bir istisnanın da olmamasını talep ediyordu. 14 Kasım’da taslak metin yayımlandığında yaygın görüş kabinenin istediği sonucun elde edildiğiydi. Bununla birlikte cevaplanmayan soruların varlığı inkar edilemeyeceği gibi taslak metin bu haliyle bile tepki gördü. Azınlık hükümetinin dayanağı olan Demokratik Birlik Partisi’nin lideri Arlene Foster “birlikten yana olan hiçbir başbakan bu metnin ulusal çıkarlara uygun olduğunu söyleyemez” derken, İskoç milliyetçilerinin partisi İskoçya Ulusal Partisi’nin lideri Nicola Sturgeon, Kuzey İrlanda’ya uygulanacak imtiyazlara İskoçya’nın da sahip olması gerektiğini savundu. Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbyn’in de metnin aleyhinde konuşmasının ardından May’in kendi partisindeki oylardan başka güvencesi hemen hemen kalmamıştı, o “ha geldi ha gelecek” denilen 48 mektubun beklendiği bir ortamda da bu oylar Avam Kamarası’ndaki bir politikacının en güvenilir kozu olmasa gerek.

Kabinenin karşısındaki tüm bu sorunlara eklenen son halka ise kabinenin hukuk işlerinden sorumlu üyesi Geoffrey Cox’un kabine için hazırladığı tavsiye metninin açıklanması talebi oldu. Kabine ise biraz önce bahsettiğim cevaplanmayan sorulara ilişkin bu metni açıklamamakta ısrar etti. Nitekim, kabine tarafından tavsiye metninin yerine metnin özeti niteliğindeki bir belge yayımlandı. Belge, muhalefet partilerinin taleplerini karşılamak için yeterli olmadı. Fakat muhalefet partilerinin memnuniyetsizlikleri bununla da sınırlı kalmadı: partilerin tavsiye metninin kendisinin yayımlanması yönündeki kararına rağmen bir hükümet veya onun bir üyesi bu kararı çiğneyemezdi ve bu tavır parlamentoyu yok saymak anlamına gelirdi. Türkçesini “parlamentoyu küçümseme” olarak söyleyebileceğimiz “contempt of parliament” suçlaması, bakan Cox ve sorumluluğu bulunabilecek herkesi -ve hatta hükümeti- kapsayacak şekilde parlamento tarafından 4 Aralık’ta onaylandı. Bu, ülkenin tarihinde görülmemiş bir karardı ve kararın hemen ardından kabinenin parlamento işlerine bakan üyesi Andrea Leadsom, tavsiye metninin ertesi gün açıklanacağını duyurmak zorunda kaldı.

May’in taslak metnin onaylanması umutları da, muhtemelen bu adımın ardından son buldu. Tavsiye metni, taslak anlaşma metninin Birleşik Krallık aleyhindeki noktalarını açık bir şekilde belirtmişti. Tavsiye metnine göre geçiş sürecini sonlandırması gereken yeni bir anlaşma için yapılacak müzakereler “gerekenden uzun ve kendini tekrar eden bir hale gelebilir”, geçici önlemlerden “tek taraflı bir çıkış yolu bulunmuyor” ve “geçici” önlemlerin “sonsuza kadar yürürlükte kalmasının önünde bir engel yok”tu; ama en önemlisi, AB’nin de aynı gerekçelerle geçiş sürecinde yalnızca Kuzey İrlanda’nın gümrük birliği içinde bırakılmasını sağlayabileceğinin kabul edilmesiydi. Bir diğer deyişle, hükümetin yayımlanmasını istemediği hukuki tavsiye metni, Kuzey İrlanda’nın pekala süreç içinde Birleşik Krallık’ın geri kalanından çok daha farklı kurallara tabi tutulabileceğini söylüyordu.

Halihazırda parlamentoda kabul edilmesi güç görünen taslak anlaşma metni, hukuki tavsiye metninin de taslak anlaşmanın tüm dezavantajlarını ortaya çıkarmasıyla birlikte reddedilmesi kesinleşmiş bir tasarı olarak kaldı. Bu arada bu benim şahsi fikrim değil; taslak anlaşmanın reddedilmesinin -hem de büyük bir farkla- kesinleştiğini söyleyen kişi Başbakan Theresa May’in bizzat kendisi. Nitekim, 11 Aralık’ta, normal şartlarda ertesi gün düzenlenmesi gereken oylama, ileri bir tarihe ertelendi. May’in 2 yılın sonunda getirebildiği taslak anlaşma metni, oylamayı bile göremeden çekilmişti.

12 Aralık’ta yapılması beklenen oylama iptal edilmişse de, aynı tarihte beklenmeyen bir oylama gerçekleşti: parti içinde May için güvenoyu yapılmasını gerektiren mektup sayısı olan 48’e, oylamanın ertelenmesi kararının hemen ardından ulaşılmıştı. May bu oylamayı 83 oy farkla kazandı, fakat 2022’de yapılması beklenen seçimlere partisinin başında gitmeyeceğini söyleyerek. Güvenoyu almıştı ve kurallar gereği 1 yıl boyunca bir güven oylaması daha düzenlenmeyecekti, ama başbakanlık görevini seçimlerden önce bırakacağı sözünü vermesine rağmen kendi partisinden 117 milletvekili kendisine güvenoyu vermemişti.

Peki müzakereler şu anda hangi aşamada? Hükümetin niyeti, taslak anlaşma metninde suistimal edilebileceği düşünülen noktalara ilişkin bağlayıcı teminatlar elde etmek gibi görünüyorsa da Avrupa Birliği’nde aynı hevesin olduğunu söylemek zor ve Birlik, anlaşmanın yeniden müzakere edilmesinden yana değil. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, 14 Ocak ile başlayan haftada yapılacağı duyurulan oylamada sunulacak taslak metin, büyük bir farkla reddedileceği belli olan ilk taslak metinden ne kadar farklı olabilir?

Cevaplanması gereken tek soru bu olmayabilir. Eğer May’in taslak anlaşma metni reddedilirse, parlamentodaki milletvekilleri yeni bir anlaşma metnine karar verebilecek. Parlamentodaki vekillerinin çoğunlukla AB ile belli bağlantıları korumak ve hatta AB’de kalma yanlısı olduğu düşünülürse, Brexit süreci tersine dönebilir mi? Yahut bu zamana kadar May hükümetine demediğini bırakmayan katı Brexit yanlısı milletvekilleri, az önce belirttiğim ihtimal karşısında taslak metni onaylamak durumunda kalabilirler mi? Yeni taslak anlaşma metni de reddedilirse, 29 Mart’ta AB’yi terk etme hedefi ortadan kalkabilir mi?

Bu soruların cevabını, 12 Aralık’ta yapılması beklenip 1 gün kala iptal edilen oylamanın aksine, 14 Ocak haftasında yapılacak oylamanın ardından öğrenecekmişiz gibi görünüyor. Şimdiye kadar sorunları ertelemekte büyük bir rahatsızlık duymadığını belli eden May’in daha fazla manevra alanı kalmadı, ama en azından bu sefer üzerindeki baskı konusunda yalnız olmadığı da kesin. Onay için sunulan anlaşma metnini reddetmek, 29 Mart tarihine hemen hemen 2 ay kaldığında ve kimileri için Brexit’in kendisi tehlike altında olduğunda, ilk seferki kadar kolay olmayacaktır.

 

Kaynaklar:

https://www.irishtimes.com/news/world/europe/varadkar-renegotiating-brexit-withdrawal-agreement-not-an-option-1.3730454

https://www.theguardian.com/politics/2018/dec/10/eu-figures-rule-out-concessions-as-theresa-may-postpones-brexit-vote

https://www.theguardian.com/politics/live/2018/dec/04/brexit-debate-contempt-parliament-mps-ecj-theresa-may-prepares-to-open-historic-debate-as-ecj-opinion-encourages-anti-brexit-campaigners-politics-live

https://www.theguardian.com/politics/live/2018/dec/05/brexit-debate-pmqs-legal-advice-may-corbyn-government-to-publish-full-legal-advice-at-around-1130am-politics-live?page=with:block-5c07de2de4b0de80e8973047#liveblog-navigation

https://www.theguardian.com/politics/2018/dec/17/commons-to-vote-on-mays-brexit-plan-in-week-of-14-january

https://www.thetimes.co.uk/edition/news/no-10-seized-the-day-with-blitz-of-calls-and-tweets-tfm87scdx

On the controversial – some would say "life or death" – question of how to keep open the border between Northern Ireland…

Опубліковано Robert Peston Вівторок, 13 листопада 2018 р.

 

Leave a Reply