Kaşıkçı Cinayetinin Dış Politikadaki Yansımaları Politika

Kaşıkçı Cinayetinin Dış Politikadaki Yansımaları

Uluslararası arenada aktörler sıklıkla değişse de, uzun vadede diplomatik etkilerinin devam ettiğini görüyoruz. Nitekim, geçtiğimiz aylarda siyasi gündemde bir hayli konuşulan Cemal Kaşıkçı olayı şu an için unutulmuş gibi görünse de uzun vadede, devletlerin dış politikalarında gözle görülür bir hareketliliğe sebep oldu. Olay hakkında bir fikri olmayanlar için kısaca özetlemek gerekirse; Kaşıkçı ailesi, Osmanlı döneminde Medine’de görevlendirilmiş, Arap isyanları sırasında Fahrettin Paşa’nın yanında bulunmuş köklü bir aile. Cemal Kaşıkçı da, anne tarafından Türk ve bir reformist olan Suudi prensi Prens Turki’ye danışmanlık yaptı. Prens Turki’nin görevden alınmasının ardındansa gazetecilik kariyerine ağırlık vermeye başladı. Ancak çeşitli muhalif yazılarının ardından gazetecilik görevinden alındı. Daha sonra ise Amerika’ya gitti. Washington Post’ta oldukça ilgi çeken yazılar yazan Kaşıkçı, reformist bir görüntü çizmeye çalışan Prens Selman’ın hedef tahtasına bir kez girmişti. Geçtiğimiz günlerde ise Türkiye’deki evrak işlerini halletmek için girdiği Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürüldü.

Suudi Arabistan’ın Türkiye karşıtı kara propagandası bir yana, Türkiye tam aksine sessiz bir tavır takındı. Agresif bir politika izlemek yerine olayın hukuki yönüyle ilgilenen Türkiye, bir bakıma diplomatik bir zafer elde etti. Nitekim Alman lider Merkel’in Suudi Arabistan’a silah satışını durduklarına dair açıklamasından ve yine geçtiğimiz haftalarda Norveç’in de bu kararı takip etmesinden anlıyoruz ki bu cinayet ülkelerin diplomasi ilişkilerinde önemli değişikliklere sebep oldu. İspanya ve Fransa gibi bazı AB ülkeleri ise Suudi Arabistan’ın cezalandırılmaması gerektiğini öne sürüp, kendi ülkelerinin çıkarları için Suudi Arabistan’a olan silah satışlarını devam ettireceklerini açıkladı. Avrupa Birliği ülkeleri her ne kadar liberal demokrasi teorisine göre hareket edip birbirlerinin bekasına saygı duysa da, İspanya’nın bu benmerkezci tutumu uluslararası ilişkilerdeki realizm teorisine uygun bir örnektir. Çünkü görüyoruz ki, İspanya insan haklarına aykırı bir durum karşısında uluslararası arenada birlik içerisinde hareket etmek yerine, kendi ekonomik çıkarlarını gözetmektedir.

Gelecekte Suudi Arabistan’a ekonomik yaptırım uygulayan ülkelere bir yenisi eklenecek mi bilmiyoruz. Ancak şu kesin ki İspanya ve Fransa’nın Kaşıkçı olayı karşısındaki bu tutumu Avrupa Birliği’nin liberal demokrasiyi temel alan ilkelerine ters düşmektedir. Bu durum ileride Avrupa Birliği içerisindeki birliğe zarar verecek mi daha sonraki yazılarımızda tartışacağız.

 

Fotoğraf: Bloomberg

İlgili Yazılar