İskender’den Önce Dünya-X: Yakub’un Evlatları-I Tarih

İskender’den Önce Dünya-X: Yakub’un Evlatları-I

Serinin önceki yazısı için:

– İskender’den Önce Dünya-IX: Antik Anadolu Medeniyetleri

Antik İsrail tarihi, eski çağların (antiquity) en merak uyandıran bölümü olmuştur. 19. yüzyıldan sonra başlayan arkeolojik kazılarda, Levant kazıları birçok araştırmacının heyecanla takip ettiği kazılar olmuştur. Bu ilginin birinci nedeni Avrupa kültürünü yıllarca etkilemiş olan Eski Ahit (Old Testemant) kitabının anlatılarıdır. Binlerce yıl dilden dile, daha sonra ise yazıya dökülerek elden ele aktarılarak günümüze kadar gelen Yahudi-Hristiyan (Judeo-Chistian) yazmaları Kitab-ı Mukaddes (Bible)’te toplanmıştır. 19. Yüzyılda başlayan Antik Yakın Doğu araştırmalarından önce eski çağlar (antiquity) hakkındaki tek bilgimiz Kitab-ı Mukaddes’e dayanıyordu. Hatta Tufan Miti yazımızda da belirttiğimiz gibi Antik Yakın Doğu araştırmalarının başlamasında Kitab-ı Mukaddes’te geçen bazı olayların gerçeklerinin gün yüzüne çıkarılabileceği düşüncesi yatmaktaydı. Ancak ilerleyen yıllarda Antik Yakın Doğu araştırmalarının genişlemesi ile beraber Antik İsrail tarihi “Kitab-ı Mukaddes Arkeolojisi (Bible Archeology)” adında bir alt başlıkta incelenmeye başlandı. Ancak bugün dahi Antik İsrail tarihi araştırmalarında ortaya çıkan yeni bilgiler dünyanın ilgisi çekmeye devam ediyor. Bu yazımızda Antik İsrail tarihini Kitab-ı Mukaddes temelinde arkeolojik bulgular ve alternatif metinler ışığında inceleyeceğiz. Teoloji ile iç içe bir konu olduğu için öldükten sonra yaşam veya monoteizm gibi bazı teolojik tartışmalardan da söz etmek mecburiyetindeyiz.

Kitab-ı Mukaddes

 

Antik İsrail tarihini incelemeye başlamadan önce Antik İsrail tarihinin kaynakları üzerinde biraz göz gezdirmeliyiz. İlk kaynağımız Kitab-ı Mukaddes (Bible)’in Eski Ahit bölümüdür. Eski Ahit, antik İbrani yazmaları olarak bilinmektedir (Meriç, 128). Tekvin (Yaratılış) kitabından başlayarak Makkabiler kitabına kadar uzanan Kitab-ı Mukaddes uzun bir dönemde yazılmış bir metindir. İlk beş kitabı olan Tekvin, Çıkışlar, Levililer, Sayılar ve Tesniye bölümü Yahudiler tarafından Tora( İbranice yasa demektir) Hristiyanlar tarafından Pentateuk ( Yunanca 5 parşömen tomarı demektir) olarak adlandırılmaktadır (Mendenhall, 286). Kitab-ı Mukaddes rivayetlerinin doğruluğu hakkındaki tartışmalar ise yıllardır devam etmektedir. Minimalist adı verilen grup bu rivayetlerin çoğunun Babil sürgünü sırasında uydurulduğunu, ancak pek küçük bir kısmının doğru olduğuna inanmaktadır (Mendenhall, 317). Diğer tarafta ise Kitab-ı Mukaddes rivayetlerinin Tanrının kelamı olduğuna inanan ve tüm rivayetlerinin doğru olduğuna inanan klasik kilise görüşü vardır. Kitab-ı Mukaddes rivayetlerini değerlendirirken bu iki ucun ortası bir yol tutmak en doğrusu olacaktır (Durant). Maalesef arkeolojik bulguların yetersizliği, Kitab-ı Mukaddes rivayetlerinin doğruluğunu test edemememize neden olmaktadır. Arkeolojik bulguların yetersiz olmasının en başında parşömen kağıtlarının nemli havalara karşı çok dayanıksız olması gelmektedir. Levant’ta yapılan birçok kazıda sadece etrafına sarılmış mühürlü ipleri geriye kalan birçok parşömen kalıntısına ulaşıldı. Ancak bu parşömenler araştırmacılara yardım edemedikleri gibi araştırmaları baltalamaktadır. Levant’ın nemli havası birçok parşömeni çürütmüştür. Yine de geriye kalan az sayıdaki arkeolojik kalıntılar bazı rivayetleri desteklemektedir. Bu nedenle yanlışlanamayan rivayetler hariç Kitab-ı Mukaddes rivayetlerini bu yazımızda kullanmak durumundayız.

Ölü Deniz Parşömenleri, Ölü Deniz Yakınları Bir Mağarada 1947 Yılında Bulundu, Tuzlu Atmosfer Çürümesine İzin Vermemiş, MÖ 33 Yıllarına Ait Eski Ahit Kitabı

İbranilerin tarihi İbrahim peygamber ile başlamaktadır. Tekvin kitabında hikâyesi anlatılan İbrahim, büyük ihtimalle Ammuru(Amorit) kabilelerine mensup bir Sami’ydi (Çığ, 102). Antik Mezopotamya Medeniyetini anlattığımız yazılarımızda belirttiğimiz gibi Arap yarımadasının çölleşmeye başlamasıyla beraber buradaki “Sami” ırkları kuzeye, Mezopotamya’ya göç etmeye başladılar. MÖ III. binyılda Akadlar ve Kenanlılar, MÖ III. binyılın sonu ve MÖ II. binyılın başında Amurrular(Amoritler), MÖ II. binyılın sonunda Aramiler ve İbraniler ve en son Araplar, Mezopotamya’nın verimli topraklarına göç etmeye başladılar(Bordreuil ve diğerleri, 97). İşte İbrahim’in ailesi de bu şekilde Mezopotamya’ya göç etti. İbrahim ailesinin ilk durağı büyük ihtimalle Kaldealı Ur yani Babil şehri oldu. Ancak bunu reddedenler de vardır. Bu düşünürlere göre İbrahim’in gittiği Ur kenti antik Harran yakınlarında bir yerdi (Çığ, 96). Ur kentinden ayrılan İbrahim daha sonra antik Yakın Doğunun Mısır gibi önemli bazı beldelerine uğramış ancak buralarda kalıcı kalmamıştı. En son Filistin topraklarında karar kılan İbrahim, karısı Sara ve kölesi Hacer ile birlikte buraya yerleşti. İşte burada Rab, İbrahim’i oğlunu kurban etmek gibi birçok zorluklarla denemiş ve sonunda onu seçmişti. Kitab-ı Mukaddes’te bu pasaj “Ve Yehova Abram’a “Memleketinden, akrabalarının yanından ve baba evinden çık, sana göstereceğim memlekete git” dedi. “Seni büyük bir millet yapacağım, sana bereket vereceğim ve adın büyük olacak; sen bir nimet ol.”(Tekvin, 12:1-2, ayrıca Bakara:124) şeklinde geçmektedir. İbrahim’in burada en önemli iki çocuğu dünyaya gelmişti. Bunlar İshak ve İsmail’di. İbrahim, büyük oğlu İsmail’i Paran çölünde annesi Hacer ile bıraktı(Tekvin 21:20 ayrıca İbrahim:37). Müslümanlar bu çocuğun ataları İsmail olduğunu ve bu sayede Hz. Muhammed’in İbrahim ile akraba olduğunu iddia etmektedir. İbrahim diğer oğlu İshak ise İbrahim’in yanında kalmıştı. İshak’ın da iki çocuğu dünyaya gelmişti. Bu çocuklardan Yakup İsrail tarihinin başlangıcını temsil etmektedir.

1922 Yılında Ur kentinde arkeolog Sir Leonard Woolley tarafından bulunan Koç Heykeli, Woolley Bu heykeli bulduğu zaman İbrahim’in oğlu yerine kurban edilen kutsal koç olduğunu zannetmişti, British Museum

Yakup’un evlatlarının hikâyesine geçmeden önce araştırmacıların üzerinde çokça durduğu bir meseleye değinmeliyiz. Monoteizm(tek tanrıcılık) inancının başlangıcı İbrahim ile mi olmuştu? Gerçekten araştırmacıları çokça bölen bir soru olmuştur. Bilindiği gibi antik çağ (antiquity) düşünce yapısında politeizm (çok tanrıcılık) kökleşmiştir. İnsanlar farklı fonksiyonlara sahip birden çok ilaha inanıyordu. Bu ilahların kendi aralarında akrabalık bağları vardı ve hiyerarşi ilişki içinde bulunuyorlardı. Tüm tanrı takımına Panteon ismi veriliyordu. İşte İbrahim tüm bu tanrılara meydan okumuş ve tek tanrı “Rab”in olduğunu savunmuştu. Peki bunu savunan ilk kişi İbrahim miydi? Arkeolojik olarak bu sorunun cevabını vermemiz mümkün değil. Çünkü arkeolojik olarak bulunabilen ilk monoteist din erken Zerdüştlük inancıdır. Kitab-ı Mukaddes ise Rabbi “Başka bir tanrının önünde eğilmeyeceksin, çünkü Yehova, tam bağlılık isteyen(kıskanç) bir Tanrı’dır; evet, O tam bağlılık ister (kıskançtır).”(Çıkışlar 34:14) şeklinde tanımlamıştı. İbrahim öncesi Kitab-ı Mukaddes anlatılarda politeizmi yerilmiş ancak önceki peygamberlerin insanları monoteist yapmaya çalıştığını söylenmez. Monoteizm uğrunda mücadele veren ilk kişi İbrahim gibi görülür. İslam’da ise radikal bir monoteizm vardır. Kuran:“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir”(Enbiya:22) şeklinde monoteizmi anlatmaktadır. Kuran’a göre ilk insan Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e kadar tüm peygamberler insanlara Allah’ın tek olduğunu “senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.” (Enbiya:21) diyerek vurgulamışlardır. Kuran’da geçen iki hikaye İbrahim’in devrindeki politeizmi yerdiğini anlatır. Bunlardan ilkini Kuran şöyle anlatır: “İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun. Üzerine gece karanlığı basınca bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim!” Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi. “Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.”” (En’am:75-79). Bu hikaye ile Harran civarındaki gök cisimlerine tapan (nücumperest) Sabiilerin inancı reddedilmişti. İkinci hikaye ise büyük ihtimalle Babil’de geçen bir hikayeydi. Bu hikayenin başında İbrahim bir bayram günü insanların şehirden uzaklaştığı bir zaman, tapınağa girmiş ve bütün putları kırmıştı. Devamını Kuran şöyle anlatır: “Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti. Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler. (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler. (Bir kısmı da) “O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler. (İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler. Dedi ki, “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun, bakalım!” Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler. İbrahim şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” “(Enbiya:58-67). Bu hikayeyle ise İbrahim antik Yakın Doğu politeizmini, paganizmi(putperestlik) eleştiriyordu. Evet, Kutsal Kitaplara göre İbrahim gerçekten tek tanrı inancı için mücadele vermişti. İbrahim’den sonra onun neslinden gelenler de aynı mücadeleyi sürdüreceklerdi.

Yakup ve 12 Oğlu (İsrailoğulları)

Yakup, İbrahim’in torunuydu. Rab, Yakup’u İbrahim’den sonra seçmiş ve ona İsrail ismini vermişti(Tekvin 32:28). Yakup’un 12 oğlu ise daha sonraki dönemlerde İsrailoğullarının 12 kabilesini temsil edecektir. Çocuklarının isimleri ise şunlardı: Rabil, Şemun, Lâvi, Yahuda, İsahar, Zâblun, Yusuf, Bünyamin, Dân, Neftale, Câd ve Aşir (Tekvin 29:32-35; 30:1-26; 35:16-19; 37:35). Bu isimler daha sonraki yüzyıllarda her bir kabilenin ismi olacaktı. 12 kardeşten Yusuf’un başına gelenler Yakup ailesinin ve İsrailoğullarının hayatlarında çok büyük değişiklikler yapacaktı. Buna göre Yusuf kardeşlerinin kıskançlığı yüzünden kuyuya atılmış, kuyudan çıkaran kişiler onu Mısır’da köle olarak satmış, Mısır’ın önde gelenlerinden biri onu satın almıştı. Daha sonraki yıllarda Yusuf’un başına talihsiz olaylar gelmiş ve hapse girmişti. Burada rüyaları tabir etme konusundaki yeteneği sayesinde ün yapmış, hatta kralın rüyasını da tabir etmişti. Kral onu yanına almıştı. Bu yıllarda kıtlık olmuş tüm çevre insanlar Mısır’dan erzak almaya geliyordu. İşte Yusuf’un kardeşleri de erzak almak için Mısır’a gelmişlerdi. Yusuf, kardeşlerini tanımıştı ama onlar Yusuf’u tanıyamamıştı. Yusuf kardeşlerine küçük bir oyun oynayarak onların yaptığı yanlışı onlara hatırlattı. Kardeşleri pişman olmuştu. Daha sonra Yusuf, babası Yakup ve kardeşlerini Mısır’a getirtmişti. Bu şekilde İsrailoğulları Mısır’a yerleşmiş oldu.( Tekvin Bab 37-47, ayrıca Yusuf suresi) Bu hikaye Eski Ahit’te olduğu ile bu şekildedir. Antik Mısır yazımızda belirttiğimiz gibi Yusuf’un Mısır’a geldiği dönemde(MÖ 1800-1550) Mısır’da hâkimiyet Kıpti olmayan Sami kavimlerine mensup Hiksoslardaydı. Bu kavimler Mezopotamya’dan Mısır’a göç eden Sami kavimleriydi (Hornung, 76). Yakup’un da bir Sami olduğunu düşünürsek İsrailoğullarının Mısır’a göç etmesine çok şaşırmamak lazım. Levant topraklarına en yakın yerde Avaris şehrini kuran Hiksoslar yönetimde İsrail’in evlatlarından bazılarını görevlendirmiş olabilir. Yakup’un 12 oğlu da buraya yerleşmişti.

Ölüm Döşeğinde Yakup, Oğluları İle Konuşuyor, 15. yüzyılda Maitre Francois tarafından yapılan resim

Kutsal kitaplar Yakup’un ölüm döşeğindeki halini bize resmetmektedirler. Kitab-ı Mukaddes’e göre Yakup mezarının Mısır’a değil Kenan topraklarına gömülmesini istemektedir (Tekvin 47:29-30). Kuran ise: “Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler ona boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?”(Bakara:133) dediğini belirtir. İsrailoğulları Mısır’da Rabbe bağlı olarak yaşamaya devam edeceklerdir. Ancak Mısır’da değişen siyasetle beraber MÖ 1527 yılında “Yeni Krallık” kurulmuştu. Amon kültüne sıkı sıkıya bağlı olan Yeni Firavunlar Hiksoslardan geriye kalan tanrısız Hiksoslara hiç tahammülleri yoktu (Hornung, 95). 19. Hanedanlık olan Ramsesler, Hiksosların şehri Avaris’i başkent ilan etmişti. Kadeş savaşından sonra ülkesine dönen II. Ramses Mısır’da çok büyük inşaat faaliyetlerine girişti. Bugün Mısır’da ayakta kalan tapınakların neredeyse yarısını II. Ramses yaptırmıştı (Freeman, 56). Bu inşaat faaliyetlerinde köleler ve Asyalı yabancılar çalıştırılıyordu. Hiksoslar döneminde Mısır’a geldiği tahmin edilen İsrailoğulları Avaris’te firavunun köleleri haline gelmiş olabilir. İşte tam bu yıllarda küçük bir çocuk Musa dünyaya gelmişti.

Devam Edecek…
Bir sonraki yazı: İskender’den Önce Dünya-XI: Yakub’un Evlatları-II

 

Kaynakça
1. Mendenhall, George E.. Antik İsrail İnancı ve Tarihi: Kitab-ı Mukaddes Bağlamında Bir Giriş. Çev: Mia Pelin Özdoğreu. İnsan Yayınları. 2016. İstanbul
2. Durant, Will. Yahudi Tarihi. Çev: Sami Samit Karaman. İnkılab Yayınları. 2013. İstanbul
3. Durant, Will. The Story of Civilization, Vol-I:Our Oriental Heritage. Simon and Schuther Publication. New York. 1954
4. Prof. Dr. Pierre Bordreuil, Prof. dr. Françoise Briquel-Chatonnet, Prof.Dr. Cecile Michel ve diğerleri. Tarihin Başlangıçları: Eski Doğu Kültür ve Uygarlığı. Alfa Yayınları. İstanbul. 2015
5. Prof. Dr. Memiş, Ekrem. Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi. Ekin Yayınevi. Bursa. 2015
6. Kitab-ı Mukaddes, Yeni Dünya Çevirisi. Jehova Watcher. 2008
7. Kuran-ı Kerim Açıklamalı Meali. Diyanet Vakfı Yayınları Yayınları. 2018
8. Köksal, Mustafa Asım. Peygamberler Tarihi. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. Ankara.1990
9. Prof. Dr. Hornung, Eric. Mısır Tarihi. Çev: Zehra Aksu Yılmazer. Kabalcı Yayınları. 2017. İstanbul
10. Prof Dr. Hornung, Eric. Mısırbilimine Giriş. Çev: Zehra Aksu Yılmazer. Kabalcı Yayınları. 2014. İstanbul
11. Prof. Dr. Freeman, Charles. Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları. Çev: Suat Kemal Angı. Dost Yayınları. 2018. Ankara
12. Prof.Dr Assman, Jan. Mısırlı Musa Batı Tektanrıcılığında Mısır’ın İzleri. Çev: Bozkurt Leblecioğlu. İthaki Yayınları. 2016. İstanbul
13. Prof.Dr Assman, Jan. Exodus and Memory: Remembering the Origin of Israel and Monotheism. Exodus Conferance, San Diego
14. Çığ, Muazzez İlmiye. Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre İbrahim Peygamber. Kaynak Yayınları. İstanbul. 2017
15. Çığ, Muazzez İlmiye. Sümerde Tufan, Tufanda Türkler. Kaynak Yayınları. İstanbul 2015
16. Meriç, Cemil. Işık Doğudan Gelir. İletişim Yayınları. 2008. İstanbul

Görsel Kaynakçası
1. www.wikipedia.com

2. http://britishmuseum.org/research/collection_online/collection_object_details/collection_image_gallery.aspx?assetId=14826001&objectId=368265&partId=1

3. http://www.jtsa.edu/pictures-at-a-benediction

4. https://evangelicalbible.com/product/cambridge-nrsv-lectern-anglicized-black-goatskin/

5. http://embassies.gov.il/istanbul/NewsAndEvents/Pages/%C3%96l%C3%BC-Deniz-Par%C5%9F%C3%B6menleri1220-708.aspx

6. https://www.lds.org/media-library/images/jacob-blessing-his-sons-39478?lang=eng

İzzeddin Oktan

Hukuk Fakültesi 2. Sınıf/Medeniyetler Tarihçisi

3 Comments

  1. Berzah
    03.09.2018 at 08:09 Reply

    Herşeyden önce din mitlerini gerçekmiş gibi ele almış olmanız makalede zaten yetersiz olan bilimselliği tamamen öldürmüş. İbrahimin yusufun musanın gerçekte yaşamış kişiler olduğuna dair en ufak bir bilimsel kanıt okumadım. Yaklaşık beş yıldır titizlikle araştırdığım bir konu olmasına rağmen bulamadığım bu kanıtları sunarsanız makaleniz belki bu çocuksu popülist havasından kurtulur.
    İkincil bir husus nuh tufanı ibrahim hadisesi vb bir çok konunun sümer mitolojisinde işlenmiş olduğundan ve bunların arkeolojik kanıtlarının zaten istanbul arkeoloji müzesinde sergilendiğinden bahsetmediğiniz gibi bu karakterleri gerçekmiş gibi yazmanız son derece yanıltıcı.

  2. Ekin Öz
    04.09.2018 at 10:05 Reply

    Gerçekliği olmadığı düşünülse bile kitaplar doğrultusunda- ki gerçekliği oduğunu düşünüyorum-bence üzerinde uğraşılmış ve tarihe ilgisi olanlar için yararlı ve güzel bir yazı :)

  3. İzzeddin Oktan
    İzzeddin Oktan
    04.09.2018 at 10:57 Reply

    Öncelikle değerli yorumunuz için teşekkürler. Teoloji ve tarih alanında üzerinde en çok durulan hususlardan ikisini yorumunuzda belirtmişsiniz. Bunlar Kitab-ı Mukaddesin güvenilirliği ve Kitab-ı Mukaddes’in rivayetlerinin kaynağı meseleleri.

    İlk olarak belirtmeliyim ki antik çağ(antiquity) hakkında bildiklerimiz bilmediklerimiz yanında değer ifade etmez. Yeni Asur imparatorluğu öncesi döneme ait bilgilerimiz o kadar kısıtlıdır ki birçok yıl bizim açımızdan karanlık kalmıştır. Ancak son Asur kralı Asurbanipal’ın(MÖ668-627) Nineve’deki sarayının kütüphanesi antiquity hakkında bilgi vermektedir. Bunun üzerine (yazıda da belittiğim gibi) Mısır ve Levant’ta kullanılan parşömen kağıtlarının çürümesi İsrail tarihi hakkında bilgilerimizi daha da kısıtlı hale getirmektedir. Ayrıca İbrahim, Yakup ve Yusuf peygamberlerin hayat hikayeleri veya düşünceleri çivi yazılı kil tabletlere girmesi de çok mümkün görülmüyor. Çünkü Hammurabi dönemine rast geldiği düşünülen İbrahim peygamber saray yazıcılarından veya memurlarından veya tapınak rahiplerinden biri olmadığı müddetçe onun hikayesini çivi yazılı kil tabletlerden okumamız yine mümkün değil. Kaldı ki o dönemin büyük kralı Hammurabi’nin hayatı hakkında bildiklerimiz ancak küçük bir kitapçık yapmaktan öteye geçmez. Sonuç olarak İbrahim ve Yusuf peygamberlerden haber veren bir arkeolojik buluntu şu ana kadar bulunmamıştır ve bulunması çok mümkün gözükmemektedir. Ancak Jan Assman’ın kitaplarında belirttiği kültürel bellek onun hikayesini asır boyunca korumuş, belki üzerine efsaneler koymuş ve tarihi gerçeklerin unutulmasına karşı kültürel bellek korunmuştur. İşte Kitab-ı Mukaddes’te böyle bir kültürel belleğin ürünüdür. Yazımda da belirttiğim gibi yanlışlanmayan rivayetler hariç Kitab-ı Mukaddes anlatılarını İsrail tarihi araştırmalarında kullanmak mecburiyetindeyiz. Diğer açıfan baktığımızda da Kitab-ı Mukaddes İsrail tarihi açısından birincil kaynak olarak değerlendirilmelidir. Ancak tarih araştırmacıların her kitaba yaptığı gibi Kitab-ı Mukaddes’e de metin analizi ve kritiği metotlarını uygulamak mecburiyetindedir.

    İkinci olarak Kitab-ı Mukaddes rivayetlerinin kaynağının Antik Yakın Doğu olduğu ve birçok rivayetin Sümerlilerden geldiği tezini yorumunuzda belirtmişsiniz. Tufan miti adlı yazımda da bu hususu tartışmıştım. Oraya da müracaat edebilirsiniz. Burada tekrar edecek olursam Kitab-ı Mukaddes yazarlarının Babil sürgünü dönemine kadar Babilli yazıcılar veya rahipler ile iletişime geçmeleri pek mümkün görülmemektedir. Ancak tüm Kitab-ı Mukaddes’in Babil sürgünü sırasında “uydurulduğunu” düşünmemiz de mümkün değil. Çünkü MÖ 587 yılında kullanılmayan İbranicenin arkaik şekli ile yazılmış Tekvin kitabı ve Dekologlar bu iddiayı çok mümkün kılmıyor. Kaldı ki birine benzeyen iki metin bulduğumuz zaman arasındaki illiyet bağını bulmadan birinden geldiğini söylememiz saf bir kuruntu olur. Ancak rivayetler arasında bir geçiş bulabilirsek iki metnin birbirinden aldığını söyleyebiliriz.

    Kutsak kitaplar binlerce yıllık kültürel bellekleri daha bir süre daha insanlığı ilgilendirmeye devam edecek gibi görünmekte. Çok değerli bir tartışma konusu. Umarım faydalı olmuştur.

Yorum Yap!

İlgili Yazılar