Akademisyenler Gözünden I: İbrahim Turan Kampüs

Akademisyenler Gözünden I: İbrahim Turan

Merhaba sevgili GazeteBilkent okurları! Gazetemiz, bünyesinde olan öğrencilerimiz; sanat, spor ve siyaset gibi birçok konu hakkındaki görüşlerini sizlerle paylaşıyor. Gazetemizin temel mottosu: Öğrencilerin bakış açılarından dünya! Peki daha önce deneyimlemediğimiz perspektiflere konuk olmaya ne dersiniz? Bilkent Üniversitesi’ni akademisyenler açısından görmek için yeni bir seri ile sizlerleyim: Akademisyenler Gözünden!

Bu yazı dizisinde okulumuzun çok değerli akademisyenleri ile bir araya geleceğim ve bir öğrenci olarak hem onları daha iyi anlamak hem de üniversitemizi onlar gözünden görebilmek için röportajlar yapacağım. Önümüzdeki yazılar için siz de sorularınızı benimle paylaşın, merak ettiklerinizi akademisyenlerimizden öğrenelim.Twitter ve Facebook adreslerimiz üzerinden “Siz de merak ettiklerinizi akademisyenlerimize sorun!” postu altına yapacağınız yorumlar doğrultusunda röportajlarımızda güncellemeler yapacağım. Keyifli okumalar dilerim!

Yazı dizimizin ilk röportajını okulumuz Almanca Birimi öğretim üyelerinden sayın İbrahim Turan ile gerçekleştirdim. GER 111 ve GER 112 derslerimde bana çok yardımcı olan ve uzun zamandır aşina olmadığım bu dile beni yeniden ısındıran, kendi deyimiyle derslere süpermen gibi giren İbrahim Hocam’a bu röportaj teklifimi kabul edip, klasik müzik eşliğinde en içten cevaplarıyla bizlerle olduğu için çok teşekkür ederim.

Merhaba İbrahim Hocam, öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Okuyucularımıza kendinizi tanıtabilir misiniz?

İzmir doğumluyum ama İzmir’de yaşadığım süreden daha uzun bir süredir Ankara’da yaşıyorum. 18 yaşımda lise eğitimimi tamamladıktan sonra üniversite öğrenimi için Almanya’ya gittim ve iki yıl sonra Ankara’ya döndüm. Hacettepe Üniversitesi Alman Dili Edebiyatı bölümünü bitirdim ve Ankara’da kaldım. Yüksek lisans ile doktoramı tamamladım ve Hacettepe’de çalışmaya başladım. 1989 yılından beri de Bilkent Üniversitesi’nde çalışıyorum. Ne teadüf ki bu röportajdan sonra emekli olacağım ve kırk yıl sonra İzmir’e döneceğim.

Çocukluk hayalleriniz nelerdir, bunları şu an gerçekleştirdiğinizi söyleyebilir misiniz?

Çocukluğumda öğretmen olmayı hiçbir zaman hayal etmemiştim, çok büyük hayallerim yoktu. İzmir’den ayrılıp başka yerlere gitmek istiyordum, bunu fazlasıyla yaptım ve şimdi İzmir’e tekrar dönmek istiyorum. Çocukluğumda böyle bir hayatım olacağını tahmin etmemiştim.

Kendinizi hangi özelliğinizle tanımlarsınız?

Kendimi doğanın içinde huzur bulan bir insan olarak görüyorum. Bilkent bana bu imkanı sağladı, burası bir cennet. Hayatta çok anlaşılmadığımı düşünüyorum. Özellikle iş hayatında beni mutsuz eden sorunlar oldu; ama her zaman doğru bildiklerimin peşinden gittim. Yardıma ihtiyacı olanların talepleri olmasa bile hep yardımcı omaya çalıştım. Kendimi biraz yalnız ve anlaşılmamış bir insan olarak görüyorum.

Hayatınızdaki öncelikleriniz nelerdir?

Önceliğim her zaman ailem. Kitaplarım ve hobilerim de benim için çok değerli. Müzik dinlemek ve okumak için zaman ayırmaya çalışıyorum.

Bilkent Üniversitesi’nde ne zamandan beri görev yapıyorsunuz?

Bu yıl Ankara’da geçirdiğim kırkıncı, Bilkent’te geçirdiğim 29.yılım. Eylül ayında görevimi 29 yıl sonunda tamamlayıp, ayrılacağım.

Bak, derse girip tebeşir tozunu bir defa yuttuğun zaman başka hiçbir işte mutlu olamazsın.

Akademisyen olmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz? 

Üniversiteyi bitirmek üzereyken yüksek lisans teklifi aldım. O zamanlar akademisyen olmak aklımda yoktu ve bu teklifi kabul etmedim. Daha sonra birkaç farklı iş denedim. Örneğin, turizm alanında çalıştım; ama anladım ki rekabetin çok yüksek olduğu ortamlar bana uygun değil. Sonra İzmir’deki Bornova Lisesi’nde yarı zamanlı öğretmenlik deneyimim oldu. Öğretmenlik beni çok mutlu etti ve öğretmenlikte karar kıldım. Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurdum. Tayinim çıktı, bir buçuk yıl çalıştıktan sonra Hacettepe Üniversitesi’nde bir sınav açılmıştı ve sınavı kazandıktan sonra 1985 senesi itibariyle Hacettepe’de çalışmaya başladım. 1990 yılından itibaren tam zamanlı olarak çalışıyorum.

Bornova Anadolu Lisesi’nde ilk defa derse girmeden önce benden yaşça büyük bir hoca bana “İyice düşündün mü? Bak, derse girip tebeşir tozunu bir defa yuttuğun zaman başka hiçbir işte mutlu olamazsın. Bu iş, öyle bir iş.” demişti. Gerçekten de öğretmenlik, çok severek büyük bir tutkuyla yaptığım bir meslek. Bugün son dersime gireceğim, yine çok heyecanlıyım. Derse süpermen gibi giriyorum, öyle söyleyeyim. İnsanın çok sevdiği bir işi sonlandırması hiç kolay değil; ama her son yeni bir başlangıç. Kendime daha çok zaman ayıracağım, okumak istediğim kitaplar var.

Öğretim üyesi olmasaydınız hangi iş alanında çalışmayı tercih ederdiniz?

Evet, akademisyen olmasaydım şimdiki aklımla jeoloji ya da botanik öğrenimi görmek isterdim. Arkeolojiye de çok ilgi duyuyorum. Fotoğrafçılık ilgi alanlarım arasında. Bu alan üzerine daha yoğun çalışmak isterdim. Bunları şimdi amatör olarak yapıyorum; ama bu alanlarda daha derinlemesine çalışmak isterdim.

Sanılıyor ki iyi bir araştırmacı iyi bir hocadır. Oysaki bir şeyi bilmek ve onu öğretmek farklıdır.

Donanımlı bir öğretim üyesi olmanın temel ilkeleri nelerdir? Siz başarılı bir öğretim üyesi olmayı nasıl başardınız?

Güzel bir soru. İyi bir akademisyen olmak için, kuşkusuz iyi bir araştırmacı olmak şart; ama yeterli değil. Genellikle öğretim üyelerinden beklenen alanlarıyla ilgili araştırmalar hazırlamaları, literatürü takip etmek ve akademik çalışmalar yaparak bilime katkı yapmalarıdır. Akademisyenler, zamanlarının yarısında öğrenci yetiştirmeye odaklanmalıdır. Genellikle öğretim üyesinden beklenen araştırmadaki başarıdır; fakat öğrencilerle iletişim de en az onun kadar önemli olmalıdır. Sanılıyor ki iyi bir araştırmacı iyi bir hocadır. Oysaki bir şeyi bilmek ve onu öğretmek farklıdır. İyi bir araştırmacının iyi bir hoca olma öngörüsü doğru olmayabilir. İyi bir öğretmen olabilmek için çok çaba harcamak gerekir. Akademisyen, dersi çok iyi planlamalı, hedefleri ve eğitim süreçlerini iyi ayarlamalıdır. Diğer meslektaşlarla uyum içinde olunması gerekir; çünkü bazı problemler çıkabiliyor.

Almanca alanında oldukça yetkin bir öğretim üyesi olarak, “Almanca’yı kolay öğrenme metodu” gibi bir yöntemden ya da taktiklerden bahsedebilir misiniz?

Almanca’yı kolay öğrenmek için, Almanca’nın ana dil olarak kullanıldığı ülkelere gitme imkanı olmayanlar ve kendi ülkesinde bu dili öğrenmek isteyenler için en büyük yardımcı internet. Arama motorlarında doğru sözcükler kullanıldığı takdirde yararlı birçok bilgiye ulaşmak mümkün. Her alanda hazırlanmış videolar, ders kayıtları veya o konuyla ilgili açıklayıcı ve pekiştirici hem görsel hem de sözel birçok malzeme bulmak mümkün. Teknolojik olanaklardan yararlanmalarını tavsiye ederim.

Bunun dışında kendi kendine dil öğrenmek kolay değil ve tamamen öğrenmek için yeterli olmayabilir, bu nedenle bir kursa başvurmak iyi bir seçenek. Haftada dört saat çalışma dil öğrenmek için kesinlikle yeterli değil, en azından bir o kadar daha ders dışında çalışmalar yapmak gerekir. Benzer ilgi alanlarına sahip olduğunuz yabancı bir mektup arkadaşı bulmak günümüzde oldukça kolay ve iletişim kurmak için birçok imkan var. Çeşitli aplikasyonlar yardımıyla görsel olarak görüşmek de güzel bir imkan. Yeni insanlarla tanışmak dil öğreniminde oldukça motive edici olabilir.

Burada ekstra bir konu öğrenmek için ekstra zaman yaratmanız gerekiyor.

Dil öğrenmek konusundaki zorlukları aşmak ve bir dile olabildiğince fazla hakim olmak için tavsiyeleriniz var mı?

Bilkent’te dil öğrenimi alanındaki en büyük sorun, öğrencilerin ders yüklerinin çok ağır olması ve yabancı dille ilgili ders dışındaki tekrar ya da çalışmalara yeteri kadar zaman ayıramamaları. Genel olarak söylemek gerekirse her alanda olduğu gibi öğrenmek için tekrar yapmak, alıştırmalar çözmek ve ders dışında da çaba harcamak öğrenmeyi geliştirmek ve pekiştirmek açısından çok önemli. Söylediğim gibi okulumuzda öğrencilere çok fazla araştırma projeleri ve ödevler verildiği için yeterince zaman bulmak gerçekten kolay değil. Bilkent, haftasonları bile oldukça yoğun mesai gerektiren bir kurum. Burada ekstra bir konu öğrenmek için ekstra zaman yaratmanız gerekiyor. Uykunuzdan ya da başka bir aktiviteden fedakarlık yapmak gerekiyor.

İşini severek ve tutkuyla yapmak zaten başarıyı getirecektir.

“İyi bir öğrenci” kriterleriniz nelerdir?

Bence birinci ölçüt “ne istediğini bilmek”, bu çok önemli. Matematik bölümünü bitirip Harvard’a doktora bursuyla giden ve doktorasını bırakıp dönen öğrencimizden dersimde bahsetmiştim. Neden bıraktığını sorduğumda matematiği sevmediğini farkettiğini, söylemişti. Benim açımdan ise istikrar başarıyı getirir. Bence bir işte başarılı olmak için yalnızca öğrencilik için değil, onu istikrarlı biçimde sürdürmek çok önemli. Küçük bir zorluk olunca yılmamalı, pes etmemeli.

Yerde akan bir su düşünelim, bir tümsekle karşılaştığında biraz duruyor ve birikim sağlıyor, sonrasında tümseğin üzerinden dolaşarak yoluna devam ediyor. Yani hayattaki zorluklar da bu örnek gibi, hemen pes etmemek lazım. İş birliği çok önemli, başka arkadaşlarla birlikte çalışmak, araştırma yapmak ve öğrenmek. Bu açıdan projeler ve bu tür çalışmalar hayata çok hazırlayıcı. Diğer insanlarla ortak olarak bir işi kotarmak kolay değil, egolar ön plana çıkıyor; ama bu zorlukları öğrenmek lazım. İşini severek ve tutkuyla yapmak zaten başarıyı getirecektir. Gençken alanınızı değiştirebilirsiniz, örneğin ben turizmde çalışırken eğitim alanını seçtim ya da o matematik öğrencisi matematiği bıraktı; ama Birleşmiş Milletler’de çok güzel bir meslek sahibi oldu.

Peki siz nasıl bir öğrenciydiniz?

Ben çok çalışkan bir öğrenci değildim; fakat istikrarlıydım. Devamsızlık yapmazdım, her zaman derslere girerdim. Kaldı ki 1978-1982 Türkiye için çok çalkantılı bir dönemdi. Gençliğim, politik mücadeleler içinde geçti; ama hiçbir zaman okulu ikinci plana atmadım. Her zaman okuluma çok önem verdim.

En sevdiğiniz hobileriniz ve aktiviteleriniz nelerdir?

Fosil taş ve cam toplamayı ve biriktirmeyi seviyorum. Bitkileri ve bahsettiğim üzere fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Doğada yürüyüş yapmayı, antik kentleri dolaşmayı, dağa tırmanmayı, çadır kurarak kamp yapmayı çok seviyorum. Dünya’da olup biten her şeyle ilgilenmeye çalışıyorum. Edebiyatla ilgiliyim, çok fazla okumaya çalışıyorum. Kendim de bir kitap çıkarmak istiyorum. Çeviri yapmak benim için oldukça zevkli. Sporla da yakından ilgileniyorum.

Bilkent bünyesindeki hangi etkinliklere katılmıştınız?

Bilkent’te düzenli olarak son yıllara kadar Bahar ve Cumhuriyet Koşuları’na katılıyordum ve bir sürü madalyam var; çünkü benim yaş grubumda katılan kişi sayısı oldukça az. Artık o kadar çok ikincilik madalyam oldu ki evden bir daha katılmamam konusunda baskılar geldi. Birinci olan kişinin emekli olmasını bekliyorum, birincilik madalyası alabilmek için (Gülüyoruz). Ciddi olarak söylüyorum.

Koşular nerede yapılıyor?

Koşu, Doğu Spor Salonu önünden başlıyor ve Merkez Spor Salonu’nda bitiyor. Beş kilometrelik bir koşu. Yılda iki kez Bahar Koşusu ve 29 Ekim tarihinde Cumhuriyet Koşusu yapılıyor. Bu etkinlik herkese açık ve yaş grupları var, yaş ilerledikçe katılım azalıyor. Benim yaş grubumda koşuya katılanlar başlarda daha fazlaydı; ama gitgide daha az kişi katılmaya başladı. Bu arışmalara uzun yıllar katıldım.

Uzun yıllar öğrenci ve hoca arkadaşlarımızla futbol oynuyorduk. Bir futbol takımımız vardı; ama artık ona da yaşım nedeniyle katılamıyorum. Oyunlar oldukça yüksek bir tempoya sahip. Bunun dışında düzenli olarak Badminton oynadım.

Burada unutamadığımız söyleşiler oldu; Yaşar Kemal’le, Aziz Nesin’le Bülent Ecevit’le… Hepsi bende çok derin izler bıraktı.

Spor aktiviteleri haricinde Bilkent’in düzenlediği örneğin geçen yıl”Ağaçları Tanıyalım” gibi etkinliklerin hepsine; şiir günlerine gerek dinleyici gerek okuyucu olarak katıldım. Bilkent, kültürel ve sosyal yönden çok zengin olanaklar sunuyor. Düşün adamları, politikacılar ve sanatçılar çok sık geliyor ve söyleşilerle performanslar sergileniyor. Onlara katılmak büyük bir zevk. Burada unutamadığımız söyleşiler oldu; Yaşar Kemal’le, Aziz Nesin’le Bülent Ecevit’le… Hepsi bende çok derin izler bıraktı.

motosiklet günlükleri ile ilgili görsel sonucu

En sevdiğiniz kitap, film ve müzisyeni bizimle paylaşabilir misiniz?

Beni etkileyen onlarca yazar var; Herman Hesse, Thomas Mann, Heinrich Böll, Bertolt Brecht,Aziz Nesin, Oruç Arıoba..  Arıoba’nın ‘ Tümceler’i, Hesse’nin ‘ Sidharta’sı başucu kitaplarımdır. Almanca öğrenmeye başlayan  öğrencilerime  her dönem  Brecht’in  Schwaeche’ adlı şiirini öğrettim..

En sevdiğim film, bir gencin kendi yolunu bulmasını anlatan “Motorsiklet Günlükleri”. Che Guevara’nın öğrencilik yıllarındaki Güney Amerika seyahatini anlatır.

Çok geniş bir yelpazede müzik dinliyorum. Senfonik, klasik rock, jazz dinliyorum. Severek dinlediğim müzisyenler Peri Gabriel, Nick Cave; Yes, Genesis ve Frank Zappa.

Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değil, ben biraz geç öğrenmiş olsam da.

Bir de gitar deneyiminiz olduğundan bahsetmiştiniz.

Evet, müzik geçmişim çok parlak değil; ama yeni bir başlangıç yapmak istiyorum. Emekli olur olmaz bir klarnet alacağım ve kursa başlayacağım. Bir enstrüman çalmadan bu dünyadan gitmeyeceğim. Başladığında, denediğinde yapamadığında vazgeçmemelisin; çünkü o gün hazır değildin ya da seni engelleyen bir durum vardı. Şu an tekrar denediğinde başarabilirsin, bir şans daha tanımak lazım.

Bana kimse böyle söylemediği için bıraktım; ama yanlış olduğunu anladığım için sizlere söylemek istiyorum. Gitara başlamak istediğim zaman kırk yaşındaydım, şimdi 61 yaşındayım. Eğer bırakmasaydım belki de aradan geçen 21 yılda birkaç parça çalabiliyor olurdum. Şu an yapmaya karar verdim ve yapacağım. Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değil, ben biraz geç öğrenmiş olsam da.

Bilkent Üniversitesi’nde geçirdiğiniz uzun yıllara dönüp bakarsanız, sizi en çok etkileyen olayı ya da anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Bilkent’teki yirmidokuz yılımda sevinçli-hüzünlü bir sürü olay yaşadım. Burada izninizle beni çok mutlu eden iki anımı paylaşmak isterim. Unutamadığım anılarımdan biri, 1998 yılında  Bilkent’ten arkadaşım İlknur Aka’yla birlikte kazandığımız Kazım Taşkent Çeviri Ödülü’dür. Bu sayede bilim felsefesinin o dönemdeki yaşayan efsanesi Karl Popper’in başyapıtı sayılan “Bilimsel Araştırmanın Mantığı” adlı yapıtını  Türkçeye çevirdik.  Yakında sekizinci baskısı Yapı Kredi Yayınlarından çıkacak bu çalışmayı bilim yapacak herkese öneriyorum. Beni çok mutlu eden ikinci anım, Bilkent Üniversitesini bitiren oğlumuz Artun’un mezuniyet töreninde eşim Zelda Turan ve oğlumuzla birlikte, cübbeli fotoğraflarımızın olduğu gündür.

Gelecek için nasıl planlarınız var, emekliliğiniz sonrası kendinize nasıl bir yol çizeceksiniz?

Oğlumla bir çiftlik kurma planlarımız var. Oğlum, eşim ve gelinimle geniş bir arazide oldukça fazla ağaç dikmek ve ticari olmayan bir kültür gelişmek hayallerim var. Böyle bir yaşama sahip olma isteğim var.

Bilkent kelimesi size ilk olarak neyi çağrıştırıyor?

Bilkent denince aklıma gelen ilk şey, “çölde vaha” imgesidir. Burası gerçekten de bana öyle hissettirdi her zaman.  Bilkent yalnızca yetkin akademik kadrosuyla, harika öğrencileriyle, eşsiz kütüphanesiyle, her zaman açık laboratuvarlarıyla,  değil, aynı zamanda düzenli servisleriyle, mükemmel çalışan Sağlık Ocağıyla,  spor salonlarıyla, yeme – içme servisleriyle,  evcil ve yaban hayvan dostlarımıza kucak açan muazzam yerleşkesiyle , tek tek dikilmiş, içlerinde bizim diktiklerimizin de olduğu 350 binin üzerinde ağacıyla, bizi  her mevsim  kucakladı. Otuziki yaşında geldiğim Bilkent’ten, kalbimin yarısını burada bırakarak  ayrılıyorum.

 

Görsel Kaynaklar

Bahar Koşusu: Bilkent News

Google Görseller: Motorcyle Diaries afişi

AZ Quotes: Frank Zappa

İlgili Yazılar