4-3-3’ün Sonu (2) Spor

4-3-3’ün Sonu (2)

Bir önceki yazımda Dünya Kupası’nda 4-3-3 dizilişini tercih eden ve başarısız olan takımlarını ele almıştım. Dizilişi birebir olmamasına karşın Arjantin’in de büyük ölçüde aynı sorunu yaşamış olması nedeniyle onları da o yazıda ele almıştım. Merkez santraforlar üzerinden ele aldığım o yazının aksine bu yazıda daha geriye gelip; orta sahalar üzerinden konuya yaklaşacağım.

Turnuvanın hayal kırıklıklarını hatırlarsak aklımıza gelecek takımlar; Arjantin, Almanya, Brezilya ve oyun açısından Fransa olacaktır. Fransa’nın oyunu kimseyi tatmin etmemiş olmasına karşın şampiyonluğa ulaştıklarından onları eleştirmenin faydası olmayacaktır. Öyle ki; Deschamps döneminde Fransa’nın oyun kültürü bu oldu ve son iki turnuvada iki kez final oynayarak, konumlarını sağlamlaştırdılar.

Merkez santrafor sorunu yaşayan Brezilya’nın sadece Neymar’a bağımlı olmasının nedenlerinin başında orta saha düzeni yer alıyor. Sahaya çıkan kadronun 4-2-3-1’e son derece yatkın olduğunu düşünmeme karşın her maça 4-3-3 dizilimiyle çıktılar. Oyun merkezlerini sol ön bölgeye hapsettiklerinden onlar için turnuvada akılda kalanlar sadece Neymar’ın göz yaşı ve Coutinho’nun golleri oldu. Hatırlatmakta fayda var, her ikisi de sol bölgede yer aldı. Turnuvanın en ilginç ve bir o kadar göz kamaştıran istatistiği tam bu noktada ortaya çıkıyor; Neymar, takımı çeyrek finalde elenmiş olmasına rağmen 24 defa gol şansı yaratarak bu istatistikte zirvede yer alıyor. 24 sayısının önemini anlatmak gerekirse, listede ikinci sırayı paylaşan De Bruyne ve Trippier sadece 16 şans yaratabildi. Bu iki oyuncunun da yarı final oynamanın haricinde Panama ve Tunus gibi takımlarla oynadığını hatırlarsak Neymar’ın ne denli büyük bir etkiye sahip olduğunu ancak bir o kadar da yalnız olduğunu görebiliriz. Brezilya orta sahasının formda isimlerden oluştuğunu kabul etmek zorundayız. Casemiro ve Coutinho tartışmasız çok iyi sezonlar geçirdi, Paulinho ise kendisinden beklenmeyen bir şekilde Barcelona oyununun değerli bir parçası olmayı başardı. Buna ek olarak Paulinho’nun Dünya Kupası Elemeleri performansı da yüksekti. Neymar’ın gayretine ek olarak orta sahanın göz kamaştırıcı durumunu ele aldığımızda, Brezilya’nın keyif vermeyen oyunu ve erken elenişini sadece forvetlere bağlayamayız. Tite’nin turnuva için mentalitesi tartışılabilir duruyor. Çeyrek Final seviyesinde karşılarına Belçika yerine İngiltere gelmiş olsaydı muhtemelen madalya alacaklardı.

Dağınık Brezilya ve verimsiz hücum hattı

Deschamps ve Tite, turnuva boyunca Belçika’ya karşı zorlandı. Bunun nedeni ise çok basitti, Conte’nin ilk sezonunda kendisini şampiyon yapan ve hem hücumda hem savunmada takımın +1 oyuncu ile destekleyen dizilişine benzer bir etkiyi Martinez de 4 orta saha ile çıkarak yaptı. İki maça da 4 merkez orta saha; De Bruyne, Witsel, Fellaini sabit olmak üzere Dembele, Tielemans ve Chadli’yi rotasyonlu kullanarak çıkan Martinez, rakiplerini kolaylıkla sindirebildi. Bu formül ile Brezilya’dan gol yemediler, Fransa’ya karşı ise kafa golüne engel olamadılar. Fellaini ve Witsel hem mücadeleci hem teknikleri azımsanmayacak oyuncular olduğundan Pogba’yı da Paulinho’yu da kolaylıkla etkisizleştirdi. Brezilya için turnuvadaki kilit nokta Casemiro ve Paulinho’nun zaman zaman alan paylaşımında sorun yaşamasıydı. Ayrıca yedekten gelen oyuncunun Fred yerine Renato Augusto olması da takımın önünü kesen nedenlerden oldu. Real Madrid formasıyla savunmayı toparlayan ve oyuna sertlik katan bir oyuncu olmanın yanısıra hücumda top ayağına geldiğinde paniklemeyen bir oyuncu olan Casemiro’nun Renato ya da Paulinho’ya ihtiyacı yoktu. Hücum hattının savunmayı boşlaması riskine karşın alınmış mantıklı bir önlem ancak seyir zevkini düşürdüğü de aşikar. Ayrıca belirtmekte fayda var, Paulinho’nun Barcelona’da etkinliğinin artmasında hücum hattının rakibi fazlasıyla meşgul etmesinin büyük bir rolü var. Coutinho – Casemiro – Paulinho üçlüsü, skorun telafi edilemeyeceği maçlarda kullanılması akla yatkın olsa da grup maçlarında keyif ve daha önemlisi verim vermemesinin nedeni ise son derece basit. Casemiro ve Paulinho ile fiziksel açıdan mücadele edebilecek oyuncular Güney Amerika ülkelerinde pek olmadığından ikisi de elemelerde adeta resital sundu. Turnuvadaysa en rahat maçlarını şaşırtıcı olmayan bir şekilde Meksika’ya karşı oynadılar. Kariyerinin son maçına çıkan 39 yaşındaki Marquez, kanat pozisyonundan dönme veteran Guardado ve Portolu Herrera, fiziksel olarak rakip olacak düzeyde değildi. Eleştirildikleri maçlara bakarsak karşılarında; Milinkovic Saviç, Matiç, Xhaka, Witsel, Fellaini vardı. Brezilya gibi bir ülke, Neymar ve Jesus’u aynı anda sahada tutabiliyorsa Coutinho ve Fred’i de tutabilirdi. Fred kendini kanıtlamış olmasa Mourinho onu aldırmazdı bile. Fred’in Paulinho yerine sahada olduğu takımda Casemiro da tıpki Atiba’nın 2015-2016 sezonundaki efsanevi savunma performansını ülkesi için gösterebilirdi.

Almanya Milli Takımı’nın orta sahasının bu turnuvadaki performansını bir bütün olarak ele alırsak karşımıza Tolgay Arslan çıkıyor. Tolgay, geçtiğimiz sezon zaman zaman oyuna sonradan da girse maç başına 69 pas yapıp %91’inde başarılı olan ve ikili mücadelelerde maç başına 10 kez galip gelen bir oyuncu. Zaman zaman gol yaratabilecek paslar da veriyor hatta müdahelelerde stoperleri aratmıyor. Peki Tolgay genel hatlarıyla Beşiktaş’a ne katıyor? İki yönlü bir oyuncuymuş gibi görünüp hiç yönlü katkı veren oyuncular bu turnuvada Löw’ün de katkılarıyla Almanya’nın kimliğini oluşturdu.

Almanya’nın Meksika maçındaki amaçsız dizilişi. Kırmızı beşgen ise maçı kaybettiren kısım.

Almanya bu turnuvaya formsuz ve bir kısmı sakatlıklarını yeni atlatan oyuncularla katıldı. Sezonu mükemmel geçen Sane’nin de kadroya alınmaması sonrası formda gelen bir oyuncu yoktu diyebiliriz. Neuer ve Boateng sakatlıklarıyla gelirken Müller formsuzluğu ile dikkat çekmişti. Werner de tecrübesiz olduğundan takımın tüm yükü orta sahalara ve Kimmich’e kalmıştı. Kimmich ve Kroos görevlerini daha iyi yapamazdı ama Khedira, Mesut ve sol kanatta oynamasına karşın sürekli sağa çeken ve merkeze devrilen Draxler kesinlikle bekleneni veremedi. Olan bitenler sebebiyle Mesut’u şu aşamada sağlıklı değerlendirmek mümkün değil ancak Khedira konusu kesinlikle değerlendirilmesi gereken bir konu. Juventus’un rekabetsizliğinden olumsuz etkilenen oyunculardan birisi kesinlikle Khedira oldu ve geçirdiği ağır sakatlıkların da etkisiyle futbolu geriye gitti. İş ahlakında bir kayıp olmadığından daima güvenilebilecek bir oyuncu ancak kendisini maçların başında kırmızı kart görmüş olsa dahi takımı etkilenmezdi. En azından Mesut’u demarke pozisyonda bırakacak kadar ileride sorumluluk alsaydı Almanya bu kadar sorun yaşamazdı. Oyuncu formlarının ötesinde Joachim Löw’ün taktikleri de orta sahanın kaybedilmesine yol açtı. Maç maç gidersek; Meksika maçının ilk devresinde Carlos Vela ve Lozano’nun şovunu izlerken, Almanya’nın orta saha kurgusu Khedira ve Kroos’tan oluşuyordu. Forvet arkası oynayan Vela ile buluşan her top etkili bir kontra atağa dönüştü ve biraz dikkatli olsa Meksika ezici bir galibiyete ulaşabilirdi. Bu noktada sorun, Hummels ve Boateng’in artık ağır kalmalarına ek olarak Khedira’nın savunmaya yeterince destek verememesi oldu. Topla oynayan takımların birincil savunma planı pres ile topu kazanmaktır ama Almanya’nın bunu başarabilecek fizik kalitesi bulunmuyordu. Zaten ağırlaşan Khedira’nın, savunma hattının ve aklı haliyle hücumda olan Kroos’un eksiğini kapatması imkansızdı. Vela gibi üst düzey futboldan kopan bir oyuncuya kariyer maçını yaşatmaları işten bile değildi. İsveç maçında Mesut ve Khedira’nın yerine Reus ve Rudy oynadı. Maç içerisinde Reus ve Draxler zaman zaman alan değiştirse de bu maçtaki performans da son derece yetersizdi. Müller’i oyuna dahil edemeyen bir kurgu ile Almanya’nın başarılı olması mümkün değildi. Kore maçı ise kanaatimce en büyük rezilliğin yaşandığı maç oldu. Almanya sayısal olarak eksik çıksaydı dahi rahatlıkla alabileceği maçı lüzumsuz pas tercihleri ve oyunu rolantiye alarak kaybetti. Maça 4 merkez orta sahayla çıkan ancak Belçika’nın aksine bunları kanatlara açılarak da kullanan Almanya’nın kaleye gitmesi mucizeydi; hiç yönlü oyuncu Khedira, Goretzka, Mesut ve Kroos ile çıktıkları maçta oyuncuların aynı karakterde olmasından ötürü birbilerinin alanlarına girdiler. Yetenekleri de örtüşen bu oyunculara karşı önlem almak da çok zor olmadı. Podolski ile iyice netleşen milli takım oyuncusu kavramı Khedira ile taca çıkmış oldu. Alman takımı santrafor sorunu bir yana orta sahasına İlkay’ı eklemiş olsaydı ya da fiziksel olarak da Khedira’yı aratmayacak Goretzka’yı kullansalardı grup aşamasında elenmemiş olacaklardı. Sonuç olarak, orta saha sorunu Almanya’nın en temel sorunu değildi ancak sorunlarını çözmek için uygun bir pozisyondu.

Kore maçında yetenekleri de kesişen amaçsızca top dolaştıran takım

Meksika’nın Almanya’yı dağıtan takımı

Arjantin bu yazıda çok uzun yer kaplayacağından bir sonraki yazıyı Arjantin’e ayıracağım.

İlgili Yazılar