İskender’den Önce Dünya-V: Tarihin Akışında Mezopotamya Medeniyeti-II Genel

İskender’den Önce Dünya-V: Tarihin Akışında Mezopotamya Medeniyeti-II

Sümer şehir devletleri kurulmuş ve Mezopotamya’da sükunet hakim iken Mezopotamya medeniyetini derinden etkileyecek olaylar kendini hissettirmeye başlamıştı. Arap yarımadasının çölleşmeye başlamasıyla beraber buradaki “Sami” ırkları kuzeye, Mezopotamya’ya göç etmeye başladılar. MÖ III. binyılda Akadlar ve Kenanlılar, MÖ III. binyılın sonu ve MÖ II.  binyılın başında Amurrular(Amoritler), MÖ II. binyılın sonunda Aramiler ve İbraniler ve en son Araplar, Mezopotamya’nın verimli topraklarına göç etmeye başladılar(Bordreuil ve diğerleri, 97). Bu göçler gelecekte kurulacak Mezopotamya devletlerinin atalarını bu havzaya getirmişti. Sümerler ise Mezopotamya’nın tek yerli kavmiydi. Hangi ırka ait oldukları tespit edilemeyen Sümerler, yeni gelen göçmen kavimleri çokça etkilemiş ve onları Mezopotamyalılaştırmıştı. Yani Sümerlilerin konumunu Kavimler Göçü zamanındaki Roma İmparatorluğu gibi düşünebiliriz. Zira, barbar Got kavimleri Roma ile mücadeleleri sonucunda Batı Roma’yı yıkmışlardı. Ancak Roma kültüründen çok etkilenmiş olan Gotlar Romalılaşmıştı. Geleceğin Avrupa devletleri haline gelmişlerdi. Resmi dil olarak Latince kullanıyorlardı. Aynı şekilde Mezopotamya’ya göç eden Sami ırkları Sümerleşmişti. Sümerlerin tanrılarına inanıyor, şehirlerde oturuyor ve çivi yazısı kullanıyorlardı. Din ve bilim metinlerinin dili binlerce yıl Sümerce olmaya devam etti. Halbuki MÖ 2000 yılından sonra tarihi kaynaklarda Sümerlerin izine rastlamamaktayız(Bordreuil ve diğerleri, 297). İşte böylece Sümerler Mezopotamya’da tarihi başlatmışlar ve arkalarından büyük bir medeniyeti miras bırakmışlardı.

Akad İmparatorluğu

Erken Dönem Hanedanlardan çıkış Akadlı Sargon ile olmuştu. İsmi mitolojik metinlerde tanrılaştırılmış  büyük fatih Akadlı Sargon Mezopotamya medeniyetinde ve dünya tarihinde “İmparatorluk” olgusunu ilk defa ortaya çıkardı. Akadlı Sargon bir saray ayaklanmasında MÖ 2334 yılında Kiş şehrinin yönetimini ele geçirdi. “Kiş Kralı” unvanını alan Sargon daha önce kimsenin kalkışmadığı bir işe kalkıştı: Güney Mezopotamya şehirlerine saldırdı. Onları hakimiyeti altına alan Sargon oradan Kuzey Suriye’ye yöneldi. Orta Anadolu’ya kadar tüm toprakları fethettiği söylenen Sargon tarihin bilinen ilk imparatorluğu “Akad İmparatoluğu”nu kurdu. 56 yıllık saltanatı boyunca en az 34 savaş yaptığı tahmin edilen Sargon MÖ 2279 yılında öldü(Köroğlu, 76).Sargon’un şanına gölge düşürecek zaferler kazanan torunu Naram-Sin(MÖ 2257-2218) Akad imparatoru olmuştu. Bir yıl içinde 9 zafer kazanan Naram-Sin Kiş, Uruk ve Ur şehirlerini dize getirmişti. Kralların gökten indirilme düşüncesi yerini Mezopotamya’nın hakimiyeti fikrine bırakıyordu. “Dört ülkenin kralı” unvanını alan Naram-Sin daha sonraki zamanlarda “Tanrı” unvanını alacak ve Mezopotamya’da kendini tanrı ilan eden ilk kral olacaktı(Bordreuil ve diğerleri, 215). Ancak daha derin bakıldığında görülecekti ki Akad İmparatorluğu fethettiği bölgelerde kalıcı hakimiyet kuracak kadar sistemleşememiş ve fethedilen topraklar kısa sürede elden çıkmıştı. İmparatorluk fikri fetih yoluyla zenginleşme aracına dönüşmüştü. Haberleşme ve ulaşım imkanlarının sınırlı olması gerçek imparatorlukların kurulmasını 1500 yıl sonraya erteleyecek ve ilk imparatorluk fikrini işletilemediği için kısa sürede modası geçecekti(Köroğlu, 81). Ve sonunda Akadlar, Guti kavimlerinin saldırısı ile MÖ 2150 yılında yok olacaktı(Memiş, 35).

Akad Kralı Naram-Sin fetih Stali, Düşmanlarını Ezerek İlerleyen Naram-Sin’in Kafasında Tanrılara Özgün İki Boynuz Var

Akadların yıkılışı Sümerlerin tarih sahnesinden kaybolmadan önce son bir kere daha yönetimi ele geçirmesini sağladı. “III. Ur Hanedanlığı” Ur-Namma önderliğinde Akadların toprakların varis oldular. MÖ 2112-2000 yılları arasında yaşayacak bu imparatorluk kültür ve medeniyet çalışmaları ile arkeologları büyüleyen bir dönem oldu(Köroğlu, 88). Daha sonraki yıllarda çokça rastlanacak olan “Çoban Kral(Sipa)” kültü ilk defa Ur-Namma tarafından ortaya atıldı. Adil çoban halkına hizmet etmeliydi. Mezopotamya şehirlerinde büyük imar projelerini başlatan III. Ur hanedanlığı birçok büyük saray ve ziggurat inşa etmişti. Büyük dini kompleksler olan zigguratların en üst katları tapınaklardan oluşurken alt katları başka devlet işleri için kullanılıyordu(Bordreuil ve diğerleri, 477). Bu dönemin ikinci büyük kültür hareketi ise çivi yazısının tekrar düzenlenmesi oldu. Resim yazı özelliğinden tamamen kurtulan çivi yazısı onu okuyup yazabilecek yazıcılara muhtaçtı. Bu ise eğitim ile olabilirdi. Yazıcı evlerinde yapılan bu eğitim ”okulun babası” önderliğinde ve “ağabeyler” gözetiminde bir eğitim süreci ile gerçekleşiyordu(Bordreuil ve diğerleri, 296). Bu yazıcılar aynı zamanda matematik eğitimi alıyorlardı. Dönemlerinin entelektüelleri sayılabilecek yazıcılar III. Ur Hanedanlığı zamanında 1600 kişiden daha fazlaydılar. İlerleyen yüzyıllarda sayıları giderek artacak olan yazıcıların eğitimi III. Ur Hanedanlığı zamanında başlamıştı. Yazının geliştirilmesi ve şehirlerin imarı girişimleri ile III. Ur Hanedanlığı dönemi kültür ve sanat yüzyılı olmuştu.

Ur Şehrindeki Ziggurat, Restore Edilmiş Hali

Doğudan gelen Elam saldırıları III.Ur Hanedanlığını MÖ. 2000 yılında yıkmış ve Sümerleri tarih sahnesinden tamamen silmiştir. İmparatorluk fikri Mezopotamya’da tutmamış ve eski şehir devletleri sistemine geri dönülmüştü. Kuzey Mezopotamya’da Asur şehir devleti kurulurken orta Mezopotamya’da Babil şehri kurulmuştu. Güney Mezopotamya’da kadim Ur ve Uruk şehirleri varlığını devam ettiriyordu. Suriye’de ortaya çıkan Mari şehri gerçekten göz kamaştırıcıydı. Daha batıda ise Kenaniler Ugarit şehrini kurmuşlardı. Şehir devletleri arasında gerçekleşen ticaret Mezopotamya sınırlarını aşmış ve Asurlu tüccarlar Anadolu’da Kaniş şehri ile çok büyük ticari ilişkilere başlamışlardı. MÖ 1920-1750 yılları arasında çok sık devam eden Anadolu-Asur ticareti Mezopotamya’nın ufuklarını genişletmişti. Asurlu aile şirketleri, Kaniş’te bazı aile mensuplarını bırakırken Asur şehrinde ise diğer aile mensupları yaşıyordu. Bu sayede Mezopotamya-Anadolu ticareti sağlıklı bir şekilde yürütülmeye çalışılıyordu (Bordreuil ve diğerleri, 238). Babil şehri ise Afganistan ve İran’dan gelen değerli taşların ticaretinin yapıldığı yerdi. “Lapis Lazuli” adı verilen laciverttaşı Özbekistan dolaylarından Mezopotamya’ya getiriliyordu.

Asur, Mari, Babil(Babylonia), Ur ve Uruk Şehir Devletleri

Artan ticari ilişkiler beraberinde hukuk sisteminde yeni gelişmelere yol açtı. Birçok tüccar, ticaretinin güvenliği için hukuki düzenlemelerin varlığına muhtaçtı. Tam bu ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yasa koyucu krallar bu duruma el attılar. Ur-Namma(yaklaşık MÖ 2100) ilk yasa koyucu iken onu İsin kralı Lipit-İştar( MÖ 1930) ve Babil kralı Hammurabi(MÖ 1750) izledi. Bunlar ilk yasa kitapları idi. Eşnunna yasaları ve Orta Asur yasaları ise daha sonraki dönemlerde yürürlüğe girdi. Mezopotamya hukukunda esas örf ve adet hukukuna idi. Eğer örf ve adet hukuku yargıcın önündeki olaya cevap vermiyorsa yasalara başvurulurdu. Nitekim hiçbir Mezopotamya davasında kanuna atıf yapılmamıştı. Uyuşmazlıkları krallın kendisi çözmek ile görevliydi. Ancak bu yetkisini yargıçlara veya ihtiyar heyetlerine devredebiliyordu (Bordreuil ve diğerleri, 335 vd.). Hammurabi yasaları ve Eşnunna yasaları araştırmacılar için sadece bir hukuk kaynağı değildi. Aynı zamanda maddelerinden anlaşıldığı kadarıyla Mezopotamya toplumunun sosyal yapısı hakkında da bilgi vermekteydi. Buna göre toplum sınıfları şunlardı: Üstün İnsanlar(Avilum), Halktan İnsanlar(Muşkenum) ve Köleler(Vardum). Antik çağda her toplumda olduğu gibi kölelik kurumu Mezopotamyada da vardı. Ancak Mezopotamya’daki kölelik kavramı Roma hukukundaki gibi katı değildi. Bir ceza sonucu olarak veya borcunu ödemediği için bir kişi köle olabiliyordu. Köle olan kişinin tüm hakları sahibine geçmiyordu. Efendi, köleye daha çok hizmetçi gibi davranıyordu. Hatta borcunu ödeyen kişi veya cezası sona eren kişi tekrar özgür olabiliyordu.

Hammurabi Yasaları, Yukarıda Hammurabi ve Adalet ve Güneş Tanrısı Şamas

MÖ 2000-1600 yılları arası şehir devletlerinin hüküm sürdüğünü yukarıda bahsetmiştik. Bu dönemde çok kısa diyebileceğimiz bir süre “Eski Babil” imparatorluğu olarak adlandırılan Hammurabi(MÖ 1792-1750) dönemi istisna oluşturmaktadır. MÖ II. yüzyılından  başından itibaren süren Sami kavimlerinden olan Amurrular Babil’de yönetimi ele geçirmiş ve “Amurruların Başı” manasına gelen Hammurabi de Babil’in başına geçmiştir. Hatta kutsal kitaplarda adı geçen İbrahim Peygamber bu Amurru kabilelerinden birine mensup olduğu tahmin edilmektedir. Yine “Nemrut” olarak bilinen kişinin de Hammurabi veya yukarıda adı geçen Naram-Sin olduğu tahmin ediliyor. “Yakub’un Oğulları” yazısında bu konuda geniş bilgi vereceğimiz için burada bu meseleyi kısa kesiyoruz. Hamurrabi, saltanatının ilk 30 yılı şaşırtıcı şekilde ciddi bir hareketlenme göstermemiştir. Saltanatının 30. yılında büyük bir çıkış yaparak Larsa, ardından Asur, Eşnunna ve Guti bölgesini hakimiyeti altına almıştır. Bölgedeki tek rakibi Mari şehrini saltanatının 35. yılında yıkmıştı. “Sümer ve Akad Kralı” unvanını alan Hammurabi, adını yaptığı kanunlar ile ölümsüzleştirmiştir. Ne yazık ki kendi ardından gelen önderler Babil’in egemenliğini çok kısa sürede elden kaybetmişlerdir(Köroğlu, 107).

 

  • Devam Edecek…

Bir Sonraki Yazı: İskender’den Önce Dünya-VI: Tarihin Akışında Mezopotamya Medeniyeti

Kaynakça

1. Prof. Dr. Pierre Bordreuil, Prof. dr. Françoise Briquel-Chatonnet, Prof.Dr. Cecile Michel ve diğerleri. Tarihin Başlangıçları: Eski Doğu Kültür ve Uygarlığı. Alfa Yayınları. İstanbul. 2015
2. Prof. Dr. Köroğlu, Kemalettin. Başlangıcından Perslare Kadar: Eski Mezopotamya Tarihi. İletişim Yayyınları. İstanbul. 2016
3. Prof. Dr. Memiş, Ekrem. Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi. Ekin Yayınevi. Bursa. 2015
4. Köksal, Mustafa Asım. Peygamberler Tarihi. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. Ankara.1990
5. Micheal Jursa. Babilliler. Alfa Yayınları. İstanbul. 2017
6. Çığ, Muazzez İlmiye. Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre İbrahim Peygamber. Kaynak Yayınları. İstanbul. 2017
7. Çığ, Muazzez İlmiye. Sümerde Tufan, Tufanda Türkler. Kaynak Yayınları. İstanbul 2015
8. Kitabı Mukaddes. Yeni Yaşam Yayınları. İstanbul. 2016
9. Will Durant. The Story of Civilization, Vol-I:Our Oriental Heritage. Simon and Schuther Publication. New York. 1954

İlgili Yazılar